Permakültür Açık Gün'ün ikincisini gerçekleştirdik!
Gelen, uğrayan, gelemeyip uzaktan desteğini ileten herkese çok teşekkürler. Çok keyifli bir gündü.
İlk Açık Gün benim ilk organizasyonumdu. Gün bittikten sonra birkaç gün kendime gelemedim, ehhehe. Bu sefer biraz daha tecrübeliydik. O yüzden sıcağı sıcağına gün içinde neler yaptığımızı, neler konuştuğumuzu paylaşayım.
Her zamanki gibi güne tanışmayla başladık. Kimisi kendini bir cümleyle anlattı, kimisi on cümleyle. Bu bölümün amacı sadece isim öğrenmek değil; insanların birbirinde ne bulabileceğini görebilmesi. Belki üretimi merak ediyorsunuzdur ve karşınızda yıllardır üretim yapan biri vardır. Belki şehirden çıkıp bağ kurma hayali kuruyorsunuzdur; o yolu daha önce yürümüş biriyle tanışırsınız. Belki de üretim baskısından biraz uzaklaşıp iki hoş sohbet etmek istiyorsunuzdur. Açık Gün'ün en önemli bölümü bu. Şehirde toprağı olmadığı için üretemediğini düşünen biri, şehirde toprağı olmadan üretim yapan biriyle tanıştı mesela. Mümkün, hepsi mümkün :)
Sonrasında Terasta Tarım alanını gezdik. Bahçe turunu Kokopelli yürüttü; ben de biraz nefes alma fırsatı buldum. Bu noktada Kokopelli’den Zeynep Hanım’a bağlanıyoruz:
“Terasa gelen ziyaretçilerimizle birlikte yaptığımız bahçe turları, buluşmalarımızın en sevdiğimiz kısımlarından biri.
Terastaki ağaçlar, tıbbi aromatikler, çiçekler, sebzeler, meyveler arasında dolaşırken bitkilere, birbirleriyle olan ilişkilerine, üretim süreçlerinde toprağı, suyu ve ekosistemi gözetmenin önemine dair konuşuyoruz. Hele bir de hava güzelse turlar tahminimizden çok daha uzun sürebiliyor:)
Her turda, kentte gıda yetiştirmenin ve biyoçeşitliliğin desteklendiği kurtarılmış alanlar yaratmanın mümkün olduğuna hep birlikte tanık oluyoruz. Geriye sadece örnekleri çoğaltmak kalıyor.”
Ardından günün en hareketli bölümlerinden biri geldi: takas!!
Bu kez ekim-dikim dönemi büyük ölçüde geçtiği için tohumlardan çok bitkiler, kitaplar ve farklı üretim materyaller dolaştı. Mesela nane çeşitleri, fil sarımsağı soğancıkları, Row 7 patatesleri ve her zamanki gibi renkli yumurtalardan getirdim bu sefer. Takasa gelen ilk kitap ise örtü bitkileri konusunda adeta bir klasik sayılan Managing Cover Crops Profitably oldu. Açık kaynak olarak yayınlandığı için isteyen herkes ücretsiz olarak okuyabiliyor. Bağlantısını şuraya bırakıyorum: https://www.sare.org/wp-content/uploads/Managing-Cover-Crops-Profitably.pdf
Sohbet bölümünde herkese zaman ayırmaya çalıştım. Neler konuşatuk mesela?
- Yeni başlayanlarla nereden öğrenmeye başlanabileceğini konuştuk. Geoff Lawton’ın ücretsiz youtube videolarının oldukça yararlı olduğunu bahsettim. Diğer kaynaklar ayrıntılar kısmında...
- Gönüllülük sistemlerini tartıştık. İyi örnekleri de kötü örnekleri de konuştuk. Gönüllülüğün ucuz iş gücü değil, öğrenme ve deneyim paylaşımı olması gerektiği üzerine durdum.
- Yapraktan gübreleme konusunda uygulama zamanı, basınç ve yapıştırıcı kullanımı gibi kritik detaylara değindik. Kaolin kili, mineral dengelemesi, toprak biyolojisi ve toprak analizlerinde yaşanan sorunlar da gün boyunca konuşulan başlıklar arasındaydı.
- Her zamanki gibi konu dönüp dolaşıp toprak besin ağına geldi. Elaine Ingham'ı andık, Matt Powers'ın daha ulaşılabilir çalışmalarından bahsettik ve kaynak paylaşımları yaptık.
Sohbet kısmı bende bilgi aktarımı şeklinde oluyor. Siz bana bakmayın arka planda herkes birbiriyle sohbet etti :)
Günün beşinci ve son kısmı konu anlatımıydı. Bu buluşmada mineral dengelemesi ve kompost anlattım. Hatırlarsınız ilk buluşmamızda Permakültür’de örüntü, biyokömür ve yağmur suyu hasadı konularını konuşmuştuk. Gene kritik noktaları vurguladığım bir konu anlatımı oldu. Üçüncüye hem hızlı hem ilgi çekici hem de kritik noktaları vurguladığım bir eğitim olması dileğiyle! Kendimi geliştiriyorum :)
Ve son! Günü saat altı sularında tamamladık. Bahar dönemi boyunca düzenlediğimiz Açık Gün buluşmalarının ikinci ve sonuncusuydu bu. Şimdi yatar uyurum, yarın Kirpi'nin yaz takvimini başlar. Hasatlar ve sıcaklar... :)
Üçüncü Permakültür Açık Gün için hazırlıklara başladık bile. Daha taşlar yerine tam oturmadı ama önden bir teaser: Muhtemelen güneydeyiz bu sefer ;)
Gün içinde danışmanlık verip vermediğimiz de soruldu. Evet, artık yalnızca STK'lara değil; bireylere ve işletmelere de danışmanlık veriyoruz. Ayrıntı için şu linki tıklayabilirsiniz: https://kirpininburnu.blogspot.com/2026/06/dansmanlk.html
Burada önemli bir noktayı atlamayın, Permakültür Açık Gün’de dilediğiniz şekilde ücretsiz danışıp ve sorularınıza cevap alacaksınız. Instagram üzerinden de sorularınıza her zaman yardımcı olmaya çalışıyorum. Danışmanlık hizmeti profesyonel, ücret karşılığı faturalı ve takvime bağlı projeler için.
Bir diğer soru da ekipmanlarla ilgiliydi. Açık Günleri bir satış veya ürün tanıtım etkinliğine dönüştürmek istemiyorum. Buradaki amacımız insanları, bilgiyi ve deneyimleri bir araya getirmek. Ekipmanları başka bir gün, başka bir etkinlikte uzun uzun konuşuruz.
Katılan, katkı sunan ve bu topluluğun oluşmasına yardımcı olan herkese tekrar teşekkürler. Kokopelli'ye tekrar çok teşekkürler. Bir sonraki Açık Gün'de görüşmek üzere :)
.
Aşağıya sohbet sırasında konuştuğumuz teknik notların detaylarını bırakıyorum:
- Konuya yeni başlayanlar, ateşi harlamak isteyenler için neler yapabileceğimizi ve kimleri takip etmek gerektiğini konuştuk. Direkt eğitimle başlamak yerine Geoff Lawton’un youtube videoları iyidir. Tavsiyedir. Neyin mümkün olduğunu, kimin ne yaptığını bilmek için Youtube’daki kaynaklar fazlasıyla yeterlidir, iyidir, güzeldir ve ücretsizdir. Dün söylemedim ama Richard Perkins’in eski videoları da oldukça kapsamlı ve keyifli. O seriyi de mutlaka takip edin. Yoğun Pazar bahçeciliğini ve üretimi merak ediyorsanız Curtis Stone’nun eski videoları (kafayı yiyip aşırı sağcı değişik bir tipe dönüşmeden önce) çok başarılıdır. Yeri gelmişken One yard revolution’ı da tavsiye etmeli.
- Gönüllülük sistemini ve bizdeki iyi ve kötü uygulamaları konuştuk. Esasında gönüllülerin onlar olmadan da çalışan bir sisteme dahil olup süreci görmeleri gerektiğini, yurtdışındaki alternatif gönüllü çalışma stratejilerini (çalışan ve bir alandan %100 sorumlu) konuştuk.
- Yapraktan gübreleme. Gübre verirken üç noktaya kesinlikle dikkat etmek gerekiyor. İlki uygulama sırasındaki hava sıcaklığı; hava sıcaklığı 26 derecenin üstüne çıktığı zamanlarda yapraktan gübre uygulaması yapılmaz, uygulasanız bile bitki alamaz. Bu yüzden sabah erken saatlerde uyguluyoruz. İkinci dikkat edilmesi gereken nokta makine basıncı ve debisi. Bitkiyi yıkamıyoruz, yüksek basınç düşük debiyle gübreyi bitkiye zımbalamaya çalışıyoruz. Damla damla üzerinden akmayacak, basınçla vurup ve devam etmek gerekiyor. El pompasıyla bunu sağlamak zor, ancak motorlu ilaçlama pompalarıyla bunu rahatlıkla sağlayabilirsiniz. Tabii ki atomizer en iyisi ancak şart değil. Üçüncü nokta yapıştırıcı ya da solvent kullanımı. Hani maya su damladığı vakit top gibi durur ya, yapraktan gübre uyguladığımızda böyle olsun istemiyoruz. İnce bir film gibi tüm yaprağa yayılmasını istiyoruz. Yapıştırıcı ya da solvent kullanılmasının neden gerektiğini bu noktada konuştuk. Doğal ya organik sertifikalı solvent bilmediğim için bu konuyu daha araştırmam gerektiğini söyledim.
- Neden denemelerde Gübretaş’ın ürünlerini kullandığımı, formülasyon ve kalibrasyon yaparken neden bu firmayı referans aldığımı açıkladım (en geniş ağa sahip, en büyük ithalatçı gibi gibi). Organik sertifikalı üretim yaparken marka gözetmeksizin her ürünü araştırmanız gerektiğini ve bu ihtiyacın neden ortaya çıktığını konuştuk.
- Yapraktan gübre konusunda karışıma neler eklememiz gerekeceğini konuştuk. Bostandaki ve zeytindeki tecrübelerimi aktardım. Kendi mineral karışımlarından hızlıca bahsettikten sonra Gübretaş’ın mikro ve forceful amino ürünlerini katardım ancak bu ürünlerin organik sertifikasyonu araştırılması gerektiğini söyledim. Çiftçi takvimine göre 15 günde bir uygulandığından bahsettim (yani 15. Günden sonra uygun olan günde, 20. Olur, 23. Olur...) Şehirli takvimine göre ayda bir :) Yapraktan verilen iz elementlerin bir kısmının (bakır ve çinko) antifungal özelliği olduğunu ve bu yüzden tarlada hastalıkları baskıladığından bahsettim.
- Kaolin kilini konuştuk. Kaolin kilinin içerdiği yüksek potasyum nedeniyle sadece kil değil ayrıca bitki besini olarak etki ettiğinden bahsettim. Bu durumun direkt iyi bir şey olmadığını, ürünlerin şeklini güzelleştirip boyutunu arttırırken tadını oldukça azalttığını söyledim. Kaolin’e alternatif düşük potasyumlu kil aradığımı söyledim.
- Her sohbette olduğu gibi Toprak besin ağını konuştuk, geçen aylarda aramızdan ayrılan Eleine Ingham’ı andık. Toprak biyolojisini öğrenmek için daha ulaşılabilir bir kaynak olan Matt Powers’ın eserlerinden bahsettim. Hatta bugünlerde mikroskop kullanımıyla ile ilgili eğitim düzenliyor, kaynak paylaşımı yaptık. Kulak çınlattık.
- Toprak analizinde yaşanan sıkıntılardan bahsettik. Türkiye’deki laboratuvarların hepsinin nedense analizlerde tutarlı sonuçlar verememesinden, sadece mertebeye bakabildiğimizden bahsettim. Burhan Kaçar’ın kitaplarına atıfta bulundum.
- Üreticinin evladından ve eşinden çok sevdiği Kalsiyum Nitrat gübresini ve etkilerini konuştuk. Gerek olup olmadığını tartıştık (ülkemizde genelde kalsiyum eksikliği kalsiyumun eksik olmasından kaynaklanmıyor, bor eksikliğinden kaynaklanıyor). Toprakta derya deniz kalsiyum varken daha da kalsiyum ekliyoruz, doğru değil.
- Eğitim veren veya üretici olan birçok arkadaşımızı andık, kulaklarını çınlattık. Geçen sefer olduğu gibi tahtaya isimlerini yazdık :)




