Blogdaki ilk hügelkültür yazısını hazırlayalı olmuş iki koca yıl.
Nasıl sevgililer gününde mum çırası tanıtımı yaptıysam o yazıyı da
yılbaşı gecesi yayınlamışım, 31 Aralık 2020. Yazdığım yazıya dönüp
bakma sebebim konunun en başta - isminde- patlamış olması. Odun yatağı
mı, hugelkültür mü, hugelculture mı? Ne yani? Ayrıca herkes
hügelkültür derken neden ısrarla odun yatağı diyorum?
Şipşak özeti şuraya bırakayım. Hügelkültür asırlardır var. Sepp onu ileri bir forma dönüştürdü. Kitabını yayınladıktan sonra tekniği farklı farklı iklimlerde, şartlarda denendi. Yeni teknikler geliştirildi. Bunlara odun yatağı deniyor (wood bed). Tepe-kültürü (hügelculture) bunlardan yalnızca biri.
Hügelkültür yeni icat edilen bir şey değil. Sepp
Holzer de icat etmedi, Paul Wheaton da, kimse. Tarım Avrupaya daha ilk
yayılıyorken - Neolitik dönemde (cilalı taş devri - milattan önce altı
bin ila sekiz bin yıl önce) insanların bu yöntemi kullanmaya başladığı
düşünülüyor (malum çürüsün diye gömdüğümüzden odunlardan geriye bir şey
kalmamış). İlk yazıda yazın ortasında kuraklık döneminde ormanda hayat
dolu alanlar vardır, kazarsanız devrilmiş bir ağaçtan kalanları
bulursunuz diye, aynen o. Tarım yapan ilk insanlar da herhalde bunu
farketti ve uygulamaya başladı. Mesele yalnızca nemi hapsetmesi değil,
bereketsiz toprağı işe yarar toprağa dönüştürmede, bu arada da hem
atıkları geri dönüştürüp hem de drenaj sıkıntısını çözdüğü için
günümüzde de en çok tercih edilen "çekirdek" yatak yöntemlerinden biri
(gardening beds with .... core).
1980'lerde ortama Sepp Holzer
giriş yapıyor. Yatakları kuzey güney, doğu batı aksında ya da, yamaca
dik ya da paralel yapsak nasıl olur demiş. Yatakları daha dik yapayım
demiş. Düz yapacağıma yılan gibi kıvrılır yapsam nasıl olur demiş. Tek
kat odun dizmek yerine üst üste katmanlar yapsam, odun-dal-toprak yerine
odun-toprak-dal-toprak-iyi toprak-malç yapayım demiş. Don havuzları
yaratabildiğini, bu sayede kayısı, badem gibi bitkilerin çiçeklenmesini
öteleyebildiğini ve geç donlardan sonra bile hasat alabildiğini görmüş.
Yatakları kat kat yaparak daha yüksek yataklar yapabildiğini görmüş. İki
metre (hatta 2,40m) yüksekliğinde yataklar yapmış. Yazıda bahsetmedim
ama dışarıdan içeriye yığını tutan dallar atarak bu yatakları çok dar
inşa edebileceğini fark etmiş. Marketlerdeki reyonlar gibi hügelkültür
yatakları yapmaya başlamış. Elinde sepetle bahçeye çıkıyorsun, reyondan
makarna, pirinç alır gibi sebze toplayıp çıkıyorsun. Sulamaya ihtiyaç
duymayan yatak tipleri geliştirmiş (çoğu ihtiyaç duymadığı için bu
özelliği pek vurgulanmıyor ama Sepp fide ekmiyor, sebzeleri tohumdan
doğrudan ekiyor). Gibi gibi. Kitapları Türkçe'ye tercüme edildi, orada
çoğu var (Pembe hikayeler anlatmayı sever, o yüzden okuduklarını
uygulamadan Sepp'in dedikleri doğruymuş demeyin).
Hügelkültür
deyince akla ilk Sepp Holzer'in gelmesi işte bu sebepten. Katkısı paha
biçilmez AMA orada bir durmalı. Hügelkültür ile bilinen bir çok yanlış
anlaşılmanın çıkış noktası da Sepp. Sulama gerektirmez diyor, yanlış.
Dar yüksek yapın diyor yanlış. Portekizde bile oldu diyor, yanlış. Daha
doğrusu hem doğru hem yanlış- kime göre neye göre derler ya o.
Geliştirdiği tekniklerini insanlar tüm dünyada uygulamaya kalkışınca, en
net ifadeyle Sepp'in fikirleri sağlam zortladı çünkü.
Nereden
mi biliyorum? Hem kendimden hem de permies'ten. Hügelkültür konusu
altında açılan 14870 başlık var. Çoğunu okumuşumdur. Hügelkültür Akdeniz
ikliminde çalışmıyor. Nokta. İstediğiniz kadar büyük yapın, istediğiniz
şekilde yapın. Zor. Diğer tekniklerden hügelkültür-swale (yağmur hendeği içine hğgelkültür yapmak) tehlikeli olsa da oluyor, beton
zemin üzerine hügelkültür oluyor, en aleopatik odunlardan (başka
bitkilerin büyümesini engelleyen) yatak yapın oluyor ama Akdeniz
ikliminde olmuyor. Damla sulama
kurmadığınız sürece- cık. Nope. Daha doğrusu hügelkültürü tepe şeklinde
yaparsanız Akdeniz ikliminde çalışmıyor. Sepp'in dediği gibi 2 metrelik
olanlar zaten iptal, 60 cm yüksekliğinde olanlar bile zor. Tepe işi yaş.
Peki
hügelkültür iptal mi? Yani Akdeniz ikliminde odun gömme fikrini çöpe mi
attık? Yoo, hiç bile. Teknik bambaşka bir forma dönüştü. Yaklaşık 14-15
yıldır permies'teki tartışmalar ve paylaşılan deneyimler sonucu
Akdenizde hügelkültüre hügelkültür demiyorlar artık, odun yatağı (wood
bed) demeye başlandı. Çünkü artık tepe yapmıyoruz, odunları gömüyoruz.
Gömülü odun yatağı - burried wood bed. Doğu karadeniz bölgesi dışında
Türkiye ya Akdeniz iklimi ya da karasal iklim. İkisinde de odunları üst
üste yığmak yerine gömmek daha doğru. Daha genel ifade edersek
yaşadığınız bölgedeki yıllık ortalama yağış 800-1000 mm'den az ise
gömülü odun yatağı yapmanız tavsiye ediliyor. Yani bizde hügel değil,
grabenkültür :)
Hügelkültür (birebir tercümesi
tepe/yığın-tarımı) kelimesini kendi durumumuza uyarlarsak abes bir durum
ortaya çıkıyor. Gömülü hügelkültür ya da toprak altı hügelkültür dersek
gömülü tepe tarımı ya toprak altı tepe tarımı gibi saçma bir ifade
ortaya çıkıyor. Hadi siz biz anladık diyelim, konuyu yeni öğrenenler? O
yüzden lütfen :) Biz odunları yığmıyoruz, gömüyoruz. Yığanlara da selam
olsun, yığmayın, verimli çalışmaz - tecrübeyle sabit (çoktan yığdıysanız
damla sulama sistemi kurun, farkı görün).
Permies'teki deneme
yanılmalar yalnızca Akdeniz iklimi için yapılmadı. Dev
hügelkültür yatağı fikrini görmek için Paul Wheaton labraturara 2 kat
yüksekliğinde yatak kurdu. Kaç yıl geçti, hala çalışmıyor. Planı E ya
da
F harfine benzeyen yataklar kuruldu. Farklı ağaçlardan odunlar alındı,
denendi. Yükseltilmiş sebze yatağı kurarken yatak sade toprak
karışımıyla değil, önce hügelkültürdeki gibi odunla sonra toprakla
dolduruldu. Sonuçları tartışıldı. Daha onlarca deneme yanılma... Uzun
lafın kısası Sepp hügelkültürü artık geçmişte kaldı. Sepp Holzer hügelkültürü aldı ve
onu olabilecek en ileri forma taşıdı. Permies'tekiler de bu çabadan
esinlenerek hügelkültürü o kadar çok çeşide, farklı formalara dönüştürdü
ki ona artık hügelkültür diyemiyoruz. Odun yatağı diyoruz, çünkü
hepsinin ortak noktası içinde odun olması. Hügelkültür ya da odun
yatağının ne olduğunu anlamak için permies'e bakın. Çoğunu burada
özetliyorum, dilerseniz buraya da bakabilirsiniz.
Sonuç: Biz
bütüüün bu geliştirme sürecinin dışında kaldık. Tekniğe sondan bakıp
"hee buralara varmış, buraları doğruymuş, buraları noksanmış"
diyebiliyoruz. Varsın Amerikalılar tepe formuna hügelkültür, gömülü
olana gömülü odun yatağı desinler. Geri dönüp hügelkültüre odun yatağı
diyemiyorlar, bir kere yerleşmiş dillerine, literatüre. Bizde taşlar
daha yeni yeni yerine oturuyor. Gelin hügelkültür demeyip odun yatağı
diyelim, Akdeniz iklimine uygun olana da gömülü odun yatağı.
Yükseltilmiş sebze yatağı önce odunla doldurulursa odun yatağı
mantığıyla/tekniğiyle dolduruldu deriz. Hem tertipli olur hem de herkes
anlar ne demek istediğimizi.
Şöyle bir şeyler çizdim- daha anlaşılır olsun diye:
Bunların dışında çok önemli bir neden daha var. Dışarıdan aldığımız her
kelime için geçerli bir neden.. Hügelkültür derseniz sokaktaki kimse
sizi anlamıyor. Permakültürle uğraşan yirmi bin kişi birbirimize hava
atmaya devam edelim diyorsanız ne ala. Ne yaptığımız bilinsin, çevreye
ve insanlara bir katkımız olsun diyorsanız lütfen kendi dilinizde
konuşun. Matbaanın gelmesini engelleyen zihniyet ölmedi. O hastalık
malesef devam ediyor. Dil bariyeri diye bir şey yok, durmadan kendi
ayağımıza sıkmamızın dışında..
Sevgiler, saygılar, hürmetler
Hamiş: Tohum topuna (seed ball) ısrarla kil topu demem de buna benzer bir nedenden. Kil topları toprağa hayat aşılar, içimde tohum olmak zorunda değil. Mantar, bakteri topları hazırlayabilirsiniz. Aradaki farklı görmek için steril tohum ve kil ile top hazırlayın bir de mikoraza ya da verimli toprak aşıladığınız kil topunu. Bir de içlerine tohum koymadan hazırlayın. Bu dördü arasındaki farkı görün. Biz tohum diyoruz ama o kil bilyeleri özel kılan şey toprak biyotasını aşılaması. Bunu da kil ile yapıyoruz. Tohum olayın en önemsiz kısmı. Bu muhabbet de kil topu üzerine çoğu hintçe geyiklerin döndüğü yahoo grubundan. Artık grup var olmasa da (yahoo gruplar kapandı) orada bu karar alındı.
*Bu
yazıyı yazmadan önce hatırı sayılır kişilerle konuyu tartışma şansım
oldu. Malesef içlerinde ego savaşı çıkaranlar var. O ego bana
işlemiyore. Niye? Ziya Paşa'yı anıyoruz burada, yolumuza devam ediyoruz
:)
**Peki niye hügelkültür Akdeniz ikliminde çalışmıyor da,
gömülü odun yatağı çalışıyor? Pipette su çekiyorsunuz diyelim. Hava
alırsa, hüpürürse suyu çekemezsiniz ya onun gibi. Akdeniz iklimi 3-4 ay
yağmurun yağmadığı yazlarıyla meşhur, bu sezon kimi zaman 6-7 ay bile
sürüyor. İşte bu sürede hügelin içindeki su zinciri kopuyor, boşluklar
oluşuyor. Sonra da tekrar oluşamıyor. Yığındaki toprağın odunlarla
teması kalmıyor, toprak su itici bir özellik kazanıyor. Game over.
Odunlar yaş bile olsa toprak kuruduğu için nem toprak yüzeyine -
bitkilere- ulaşamıyor. Gömülü odun yatağının yanları açıkta değil, adı
üstünde toprak altında. Bu nedenle buharlaşma daha az. Kuraklığa daha
uzun süre dayanıyor. Diyeim ki kuraklık çok uzun sürdü ve toprak su
itici özellik kazandı. Yağmurlar başladığında çukur su ile doluyor. Kuru
toprak uzun süre su ile temas edince "su itici" özelliğini
kalmıyor. Zincir tekrar oluştu. Hügelkültürde bu mümkün değil, çünkü
nemi içinde hapsedip odun-toprak-bitki bağının tekrar oluşmasını
sağlayamıyoruz. Yanları açık olduğundan suyu hapsedemiyoruz.
***Bu yazıda farkı vurgulamak için hügel ve gömülü odun yatağı diye yazdım. Bundan böyle sadece odun yatağı derim ben.
Kim derdi tembellik para edecek diye. Kümesi, ağılı, ahırı temizlemiyorsun hayat güzel oluyor :)
Deep bedding'in Türkçe'si varsa bilmiyorum, duymadım. Kitaplarda da denk gelmedim. Kelime kelime tercüme edersek derin altlık olur ama -sordum soruşturdum- kalın altlık dedik. Malç sererken deep mulching diye bir yöntem var, onu malçı kalın sermek diyoruz ya da kalın malç yöntemi diye. Hem ondan, hem de deep Türkçe'ye yüksek diye tercüme ediliyor (deep beem, yüksek kiriş). Lafı uzatmayayım, fikriniz ya da itirazınız varsa instagramdan mesaj atıverin gayri.
Peki nedir kalın altlık yöntemi? Normalde kümese altlık olsun, kokuyu alsın, temizlemesi daha rahat olsun ve gübreyi emsin diye talaş, saman sereriz sonra haftada bir temizleriz. Kalın altlık yönteminde ise haftada bir temizlemek yerine haftada bir üstüne tekrar talaş/saman seriyoruz. Bu böyle altı ay belki bir yıl gidiyor. Kat kat. Yarım metre belki de 1 metre kalınlığa erişiyor. Sonra içeridekileri dışarı alıp başa dönüyor, tekrar talaş seriyoruz. Kalın altık yöntemininin mantığı da, süreci de komposta benzer. Ancak bu sefer kümeste, ağılda, ahırda hayvanlarla beraber yapmaya kalın altlık yöntemi deniyor. Kahverengiler bizden (saman, talaş, kuru yaprak gibi), yeşiller hayvanlardan (dışkı, idrar vb.)
Peki kalın altlığı tercih etme sebepleri neler?
İstiflemek için. İstiflemek bir taşla iki kuş vurmanın permakültürcesi (açıklaması instagramda sabit hikayelerde). Zamandan ve işten tasarruf ediyorsunuz kalın altlık yönteminde. Kümesi 6 ayda bir ya da yılda bir temizliyoruz. Kümeste daha az zaman harcayacaksınız, daha az yorulacaksınız. Temizlerken büyük aletler, makinalar kullanabilirsiniz. Haftada bir
kümes temizlemek bana hep angarya gelmiştir. Gidersin, temizlersin,
altını serersin vs. 1 saat sürmez. Eee sonra, git eve üstünü değiştir,
yıkan. Aynı işi her hafta yarım saat yapmayı sevmiyorum. Altı ayda bir
tüm günümü almasını bin kat daha iyi. Üstüm bir kere kirleniyor.
Gübreyle değil kompostla muhattap oluyorsun :) Bu benim en sevdiğim özelliği. Malzeme ekledikçe alttaki katmanlar kompostlaşmaya başlıyor. Elle tutabileceğiniz, kötü kokmayan (orman toprağı kokan) bir malzeme. Bunu küremesi, taşıması gübreye kıyasla daha çekilir diyelim :) Koku yok, hafif bir sıcaklık var, küreğe yapışmıyor..
İçerinin sıcaklığını düzenliyor, soğuksa arttırıyor. Kompostlaşma süreceinde ortama ısı verilir. Kalın altlık yönteminde de alt katmanlar zamanla ısı vermeye başlıyor. İdeal oranlarda yeşil ve kahverengi malzemeleri karıştırmadığımız için kümesin zeminin 70 küsür derecelere ulaşmasını beklemeyin. Kahverengiler kalın altlık yönteminde ağır bastığı için ulaşabileceği en yüksek sıcaklıklar 30-35 derece. Böyle alttan güzel bir sıcaklık geliyor. Kalın altlık yöntemini kullananların kümesi sonbaharda temizlemek yerine ilkbaharda temizlemelerinin başlıca nedeni bu. Soğuk bölgelerde yılda bir temizleniyor. Alttan gelen sıcaklık sıkıntı yaratmasın diye yazın talaşı daha kalın seriyorlar. Hem tepkime azalıyor hem de karbon katmanı ısı yalıtımı sağlıyor.
Hayvan ölümlerini azaltıyor. Bunun nasıl olduğu tam anlaşılmış değil, ancak katmanları serdikçe hayvan ölümü azalıyor. Buna yararlı bakterilerin sebep olduğu söylenir. Katman sayısı arttıkça kümeste tavuk/civciv ölümü hastalık görülme ihtimali azalıyor. Richard Perkins civcivleri büyüttüğü "ana kucağında" en yüksek civciv ölümünün talaş inceyse olduğunu tespit etmiş. Sırf bu yüzden ana kucağını kışın temizlemiyor, ilkbahar geldiğinde eski altlığı hafif sulayıp üstüne yeni talaş seriyor. Denedim, dediği doğru. Ana kucağını temizlemedim bu sene ve dediği gibi civciv ölümleri azaldı. Pek fotoğraf çekilecek bir görüntü yoktu - yalan yok- ancak civciv ölümünün azalması daha önemli.
Hayvan ölümlerinin dışında mantar ve bakterilerden kaynaklanan hastalıklar da azalıyor. Tabii burada tavukların bastığı son katmanı kuru tutmak önemli. Bit pire derdi olmasın diye son katmana diatom serpebilirsiniz.
Püf noktaları:
İlk katmanı az biraz kalın serin (15 cm kadar), tavuklar üzerinde biraz daha uzun süre dursun. Şöyle 2-3 hafta kadar. Sonra abartmadan sulayıp üzerine karbonca zengin malzeme serin. İdeal malzeme kaba talaş. Daha az ideal malzeme saman ve kuru güz yaprakları. En az idea malzeme ince talaş. Hatta ideal değil o, mümkünse kullanmayın.
Haftada bir ya da iki haftada bir karbonca zengin yeni bir katman serebilirsiniz, 5-10 cm kalınlıkta. Peki en ideali bu mu? Değil. İstagramda paylaşmalık bir görüntü elde etmek istiyorsanız sık sık ince katman serin. Haftada iki kere mesela. Bir çuval talaş kenarda dursun, haftanın belli günleri üste serin. Hatta ortaya yığın, tavuklar sizin için yayar.
Her 3. katmana geldiğinizde kalın altlığı sulayın. Sonra üzerine kuru talaş serin. Sulama işi abartırsanız alt katmanlar havasız kalır, kokar. Nemlendirecek kadar.
Bir kürek derinliğine geldiğinizde (30 cm kadar) dirgenle alt katmanları havalandırmakta fayda var. Şart değil, püf noktası. Alt üst etmenize gerek yok. Dirgeni sokup, dirgeni az biraz kendinize doğru çekin. Yeterli. Dirgeni yamultmaya hiç gerek yok :)
Her kuru katman serdiğinizde talaşa diatom atabilirsiniz. Bit, pire vb ile mücadelede fayda edecektir. O kadar karbon serince deli bit olur gibi gelir ama olmuyor esasında. Emin olmak için..
Buradan çıkan malzemeden kompost elde edeceğiniz için katmanları seriyorken kompostu düşünerek de malzeme ekleyebilrisiniz. Mesela bir katman deniz yosunu. Deniz yosunu yeşil malzeme olduğu için bir gün sonra talaş ya da saman sermeyi ihmal etmeyin. Midye kabuğu, kum, az biraz bahçe toprağı, vermikülit, perlit (bu son ikisi mikroyeşilliklerden) gibi. Biyokömür nem tutar, ona dikkat. Bence mutlaka ekleyin ancak nem tuttuğu için kalın sermeyin, hayvanların ayaklarında hastalığa neden oluyor.
Yukarıda yazmıştık, kümesi ısıtması için katmanları ince tutun. Yazın daha kalın serin.
Farklı hangi fikirler var?
İlki katmanlara biyokömür eklemek. En alt katman belki 6 ay belki de 1 yıl hiç hava almayacak. İster istemez de üst katmanlardaki sıvı bu en alt katmanda birikecek. İlk katmana biyokömür eklerseniz hem suyu emer hem de fazla azotu tutar, kokuyu engeller. Bu ilk katmanı bir çeşit çocuk beziymiş gibi düşünün.
Altığı karıştırmak tabii ki kompostlaştırma sürecini hızlandırıyor. Ancak bu kadar çok malzemeyi karıştırmak her babayiğidin harcı değil :) Hele hele ağıl, ahır gibi geniş alanlarda. Joel Salatin -ahırda- saman katmanlarına mısır atıyor. Çuvallarca hem de. Onun ahırında kalın altlığın 1,5 hatta 2 m yüksekliğe ulaşması gayet normal. İlkbaharda sığırları dışarı alınca ahıra domuzları salıyor. Domuzlar mısıra ulaşmak için bütün altlığı alt üst ediyor. Bu şekilde hem domuz yetiştirmiş hem de kompostu havalandırmış oluyor. Bizim domuzlarla pek aramız yok malum. Buğday serpeliyorum bazen. Altlığı kümesin bahçesine aldığımda tepe gibi yığıyorum. Tavuklar içindeki buğdaya erişmek için bu tepeyi param parça ediyor. Aynı mantık, benzer yöntem :)
Yazının bu kısmına kadar defalarca ifade ettim ama kalın altlığın en büyük avantajı zahmetsiz kompost elde etmek. Romantik siyah altın hikayeleri değil demek istediğim. Konu hep para. Hikayelerde hesabını paylaşmıştım bir süre önce. Artan yem fiyatlarıyla makul bir fiyata yumurta üretmek mümkün değil. Ya yumurta fiyatlarını arttıracaksınız ya da bu işi bırakacaksınız... Ya da kompost üretip pazarlamaya başlayacaksınız. Ürettiğim 15 m3 kompostun değerini hesaba kattığımda bizim kümesteki yumurtalar bedava geliyor. Bu yöntemleri (kalın altlık ve kümeste kompost üretimi) uygulamadan önce yılda 5 m3 gübre satın alıyordum. Şu an ürettiğim kompostu ihmal edip sadece eskiden satın aldığım gübreden ettiğim tasarufu dikkate alırsanız yumurtanın tanesi takriben 0,45 liraya geliyor (bu da kümesin yarısı horoz, kalan tavukların yarısı da yumurtlamıyorken olan durum). Yem fiyatlarından şikayetçiyseniz bence ya kompost üretin ya da tavuk traktörü gibi alternatif yöntemlere geçin. Tavuk traktörü vereceğiniz yem miktarını azaltmaz ancak işletme giderlerini azaltır.
Tavuk traktörünü biliyoruz, her gün ya da gün aşırı hareket ettirilen bir çeşit kafes. Kafes ama tavuklar doğal davranışlarını sergileyebiliyor. Peki ya hareket ettirmezsek, kalın altlık yöntemini tavuk traktörüne uygularsak? Bu kış ve ilkbahar tavukları hareket ettiremedim ve böyle bir uygulama yapmam gerekti. İsim olarak artık hareket etmediği için bu sisteme traktör diyemeyiz. Kompost kümesi dedim ya da yükselen kompost. Şehirde dar alanlarda gayet güzel oluyor. Traktörü sonunda hareket ettirdiğinizde ya kompostun içine direkt balkabağı ve mısır gibi aç bitkileri ekiyorsunuz ya da malzemeyi yataklara malç/kompost olarak seriyorsunuz. Bizim standart tavuklar biraz büyük kaçtı bu işlem için, bantamlarla deniyorum. Denemeleri hikayelerde görürseniz şaşırmayın.
Kalın altlığın dertleri:
Kümes, yatak buna göre tasarlanmış değilse biraz sıkıntılı.Sonuç oalrak 1 mye kadar (hatta ahırlarda 2 mye kadar) malzeme yığılacak. Altlık daha kalınlaşmadan, yani girişler kapanmadan, üç ayda bir kümesi temizleyerek mevcut yapılarda durumu kotarabilirsiniz. Ancak bu sistemi esas alacak bir kümes, ahır ya da ağıl tasarlayacaksanız malzemeyi içinde tutacak, giriş-çıkış ve pencerelere malzeme kaymasını engelleyecek bir seti mutlaka (beton duvar, ahşap vb.) tasarımda düşünün.
Malzemeye ihtiyaç var. Hem de çok. Kompost yapıyor gibi düşünün, nasıl kompost kurmak için bol keseden malzemeye ihtiyaç var, altlık için de aynısı geçerli.
Yeni katmana malzeme ekliyorken zamanlama önemli. Geç kalırsanız gübre eziliyor, yüzeyi kabuk kaplıyor. Bunun olmasını istemezsiniz.
Sulama önemli. Kompostu nasıl suluyorsak altığı da öyle suluyoruz. Biraz kuru tarafta kalmakta yarar var. Ancak en önemli şey kümese, ağıla ya da ahıra yağmur/su girmemeli. Katmanlar çok ıslanırsa hava alamaz, yani oksijen alamaz. Anaerobik olur. Kokar ve yararlı bakterilerle değil kötü bakterilerle uğraşırız. Kayvanların ayaklarında mantar, ya da solunumla geçen hastalıklar olur.
Tavuklar aklına eserse kümesin orta yerine yumurtluyor. Bakıyor, oh mis, yumuşacık. Talaş da serili. Hazır gelmişken şuracığa yumurtlayayım diyor. Sahte yumurta almalı, folluklara koymalı.
Yöntem böyle ancak öğrenmek vakit alıyor. Ne kadar su koyacaksın, ne
zaman yeni kat sereceksin? Bunlar hep tecrübe. Emin değilseniz samanı,
talaşı ince serip nem ve kokuyla uğraşmak yerine kalın serin, süreç daha yavaş olsun. Eliniz alıştıkça hızlandırırsınız.
Ördek gibi su seven canlılarda bu yöntemi uygulayamazsınız.
Ortaya çıkan azot bileşenleri kalın altığa hapsoluyor. Bu iyi bir şey, kompostaki gibi. Bereket kaçıp gitmiyor. Ancak sistem bir yerden su alırsa, havasız kalırsa ya da başka bir nedenden ötürü çalışmazsa hapis olan azot bileşenleri açığa çıkar ve kümesi boğar. Bu anca ya çok talihsiz ya da bile bile yanlış uygulama yapanın başına gelir. Zor ama imkansız değil. Gerçi kurduğum kompostlardan biri alev almıştı, di mi :) Uyarıdır. Kümes su altında kalırsa acelesinden malzemeyi yenileyin.
Son iki şey.
İlki bu yöntem yani kalın altlık yöntemi çığır açan yep yeni bir yöntem değil. Asırlardır yapılan şey. Kimse yeni bir şey icat ettik demiyor. Bir isim verildi, çerçevesi- nedir ne değildiri tarif edildi. İkinci şey de laktoserum, kompost aktivatörü, bokaşi gibi ürünleri kullanmanıza hiç gerek yok. İlla bir şey olmalı, eklemeliyim diyorsanız kümesin orta yerine işeyin* :)
*İşeyin lafı hem espiri hem de gerçek. Espirisi.. komik çünkü, tarlada balkabaklarını tek tek dolaşıp işeyen biri vardı permieste. Çok gülmüştük sonra işe yarayınca hepimiz bir tur bahçeleri döndük. Çünkü gerçekten öyle! Bir yere bakteri aşılamak istiyorsanız, kompost, altlık ve biyokömürü aktive etmek istiyorsanız en ucuz, en kolay ve en doğru yöntem işemek. Olayı karmaşıklaştırmaya gerek yok. Mesleğiniz mikrobiyog, çevre mühendisi ya da benzeri değilse..
**Altlık kalınlaştıkça en alt kısım bir süre sonra fermente oluyor. Yerinde bokaşi gibi. Ön-kompostlaşma. Wow'luk da bir hadise değil, napcaz şimdilik de :) (buradaki fermantasyon önkompostlaşma görevi görüyor. o yüzden süreci komposta benzettim bokaşiye değil - bokaşi gıda atıklarından (çöpten) yapılan turşu, çöp turşusu, yemelik değil)
Permakültürün dedelerini say deseler herhalde kimse Fukuoka'yı saymadan geçmez. Fukuoka'nın kitaplarının Türkçeye tercümesi var. Merak eden herkes alıp okuyabilir. Onun keşfettiği yöntemlerden biri de kil topu ya da diğer adıyla tohum topu. Aslında antik mısırda nehir taşkınlarından sonra tarım arazilerini kurtarmak için kullanılan bir teknik.
Bitkilerin milyonlarca tohum vermesiyle bizim kil topu yapmamız arasında aynı neden var. Bitkiler milyonlarca tohumdan birinin hayatta kalmasını umut ederken biz de kil topuyla saçtığımız her tohumun hayatta kalmasını istiyoruz. Ya da ona benzer bir şeyler :)
Kil topu bir çeşit tohum ekme yöntemi, ama tohumu toprağa ekmeden. Tohumun etrafını kille kaplıyoruz. Her nasıl yumurtada kabuk içini koruyorsa, kil topunda da kil tohumu koruyor. Kil esasında çok sıradışı bir malzeme. Her bir danesi o kadar ufak ki birbirini tutuyorlar. Çok ince olduğu için boşluk da kalmıyor. Kuruyunca da -toprağı killi olan herkes bilir- kaskatı kırılmaz bir malzeme haline geliyor. Tohum korumak için ideal malzeme. Tohum topu yapmak için zaten bir kil lazım bir de tohum. Başka malzemeler de var, onlar tuzu biberi. Şart değil.
Kil nasıl elde edilir?
Topraktan :) Bahçenizde yoksa dere kenarlarında (suyun en yavaş aktığı, vıcık kısımlar), taş altlarında ya da bir yerde yığılı halde. Çok zor değil kili bulmak. Saf da olmak zorunda değil. Elinizdeki toprağın killi olup olmadığını anlamanın kolay bir yöntemi var. İyice nemlendirin, sonra avucunuzla sosis gibi bir şekil vermeye çalışın. Şayet oluyorsa toprak killidir. Bozuluyorsa, şeklini koruyamıyorsa başka yerlere bakın. Ne kadar ince uzun olursa kil o kadar saf demek.
Yıllar önce kil elde etmek için yaptıklarım şöyle. Bulabildiğim kadar kili topladım ve büyükçe bir varilin içine koydum. Bu aşamada içinde taşlar, otlar, kökler, kum vs de var tabii. Varili suyla doldurdum ve matkabın ucuna boya çevirmek için takılan uçla suyu çırpmaya başladım. Otlar, kökler vs yüzeye çıktı, taşlar ve iri kum taneleri de dibe çötü. Yüzeyde birikenleri attım. Bir yandan da düz bir yere naylon serdim (sebzeler için don kırağı örtüsü gibi geçirgen bir malzeme de serebilirsiniz). Kenarlarına taşlar koyarak yükselttim. Varildeki çamurlu suyu (dibini kaldırmadan) bu havuza döktüm. Dökerken de bulabildiğim en ince elekten geçirdim çamurlu suyu. Elek derken naburdan bulabildiğim en ince eleği kullandım. Burada biraz ek bilgi, esasında kil 0,002 mmden küçük parçalara deniyor. 0,002 mm ile 0,05 mm arasında ise toprak, ona silt ya da mil. Ondan da büyükse kum deniyor. Tabii ki 0,002mm'lik bir elek bulup kullanmadım. Zaten isteseniz de kullanamazsınız, hemen tıkanır. Öyle ince bir eleği kullanmak için çamurlu suyu büyükten küçüğe doğru belki 10 kere elekten geçirmeniz gerekecek. Bizim bu kadar ideal kile ihtiyacımız yok zaten. İlk başta çamurlu suyu karıştırmıştık ya matkapla (ya da sopayla), acele etmeyin su biraz otursun. Önce taşlar dibe çökecek, sonra iri kum, sonra ince kum, sonra silt en son da kil. Tabaka tabaka halinde birikiyorlar. Varili karıştırdıktan sonra 15-30 dk kendi haline bırakırsanız taş, kum ve siltin büyük bir kısmı dibe çökmüş olur, sizin elinizde de içinde yanlızca kil olan çamurlu su. Dibini dökmüyoruz tabii ki. Süreyi toprağınıza göre kendiniz ayarlayın, baktınız hala kumlu geliyor, daha çok bekletin suyu. Dediğim gibi ideal olmasına hiç gerek yok, kile silt karışması da kil topu yapmanıza engel değil.
Elekten (ya da mutfaktan aşırdığınız süzgeçten) geçirdiğiniz suyu kendi haline bırakın. Güneş altında (rüzgarda) buharlaşsın suyu. Kilin birden çok kullanım alanı var (havuz yapmak, kaçakları tıkamak, çanak çölek, ev yapmak gibi gibi). Akmaz, kokmaz zaten. Yapıyorken bol bol yapın. Yıllar önce bir yaz ürettim, hala kullanıyorum...
Son bir nokta, plajdan kum getirmediyseniz her toprakta kil var. Killi toprak bulursanız bu işlemi bir kere yaparsınız, ideal toprak bulamazsanız üç beş kerede yaparsınız.
"Kim bu kadar uğraşacak yahu" diyorsanız seramikçilerin kullandığı kil var, internette satılıyor. Onu kullanabilirsiniz. Kiltopu için fazla ideal o malzeme, fazla iyi. Onu kullanarak yaptığım kil topları, tohum topundan daha çok taş bilye gibi oldu.
Kil topu yapımı
Terbiyeli köftenin köfteleri nasıysa kilden öyle toplar yapıyoruz. İçine de tohumları koyacağız. Farklı usüller var ama işin özü bu. Toplar çok büyük olursa uzun süre dayanıyor, daha büyük tohumlar koyabiliyorsunuz ama saçtığınızda parçalara bölünebilir, yamaçtan yuvarlanabilir, çimlenmesi için de bol yağış olması gerekir. Toplar çok ufaksa daha çok sayıda üretirsiniz, etrfa saçması rahat olur ancak az yağmurda tohumlar çimlenip sonra güneşte kavrulabilir, yağışta yüzeyde hareket edip suyun biriktiği yerlere yığılabilirler. Ben kendi yaptıklarımda -bizim iklim için- 1-1,5 cm çapında olanları ideal buldum. Daha sıcak yerlerde daha büyük, daha sık yağış alan yerlerde ise daha küçük yapabilirsiniz. İstanbul ve marmara bölgesi için 1 cm'in altına düşmeyin derim, 3 cm'nin de üstüne çıkmayın.
Yassı olanlar - para gibi- yamaçtan aşağıya yuvarlanmıyor bir de :)
Tohumları kilin içine nasıl koyacağız peki? Kimileri topa ilk şeklini verdikten sonra (mantı yapar gibi) tohumu içine tek tek koyuyor. Bu bir yöntem, yapılabilir. Ancak çok vakit alıyor. Çoğu ise kili bir leğene koyduktan (nemlendirip, ıslatıp) sonra -köfte yapar gibi- içine tohumu ve diğer malzemeleri (aşağıda açıkladım) koyduktan sonra yoğurup şekil veriyor. Tabii tohumların bir kısmı dışarıda kalıyor. Yaptığı topları da (terbiyeli köfte yaparken birbirlerine yappışmasın diye köfteleri nasıl una atıp unla kaplıyorsak) kil tozunu serili bir siniye atıyor. Bu da başka bir yöntem. Daha çok tohum harcıyorsunuz böylesinde.
Kil topu makinesi var. Beton mikserinin kendin yap versiyonu. Önce tohumları atıp biraz suluyorsunuz, sonra da kil tozu atıyorsunuz mikserin içine. Bu şekilde her tohum kille kaplanmış oluyor. Ben yaptım, kullandım. Kil topları elle yaptıklarınıza kıyasla daha ufak olsa da bir saatte binlerce kil topu üretebilirsiniz. Güzel icat. Mikserin belli bir hızda dönmesi gerekiyor. Notlarımı bulamadım malesef, ayrıntılarını yazamıyorum. Videosu şurada:
Kil topu yaparken nasıl köfteye baharat pirinç vb katıyorsunuz çeşitli malzemeler ekleyebilirsiniz.
Gübre tozu: Tohumlar çimlendikten sonra bir coşsunlar istiyorsanız ya da hazır kil topları saçıyoruz gübre de saçmış olalım diyorsanız toz halinde gübre katabilirsiniz karışıma. Tohumları yakmamaya dikkat edin. Yanmış keçi gübresi, yarasa gübresi gibi.
Diatom: Böceklere karşı. Karışıma katak yerine topların üstüne nemliyken diatom serpmek de aynı işlemi görüyor. Doğrudan karışıma katınca top daha kırılgan oluyor.
Biokömür- Toz halinde. Gübre gibi, tohumların çoşmasını, ekerken mikrobiyal hayat da eklemek istiyorum diyorsanız karışıma bir miktar katabilirsiiz. %5'i geçmeyin. Ya da diatomda olduğu gibi kömürle kaplayabilirsiniz.
Üzüm çekirdeği tozu: Kuşları uzak tutmaya yarıyor. Bir kere topların içinde tohum olduğunu fark etmeye görsünler, hepsini paramparça ediyorlar. Nasıl birber bizim ağzımızı yakıyorsa üzüm de onların.
Acı biber tozu: Bu da memelileri uzak tutamaya yarıyor. Fare gibi. Bulabildiğiniz en acı biberin tozunu kullanın.
Mikoraza mantarı sporu: Mantar aşılamak için.
Hindistan cevizi lifi: nem tutsun diye (2 cm çapından daha büyük toplar için)
Geri dönüştürülmüş kağıt lifi- selüloz: Geniş alanlarda yaban hayatı canlandırmak, ağaç ekmek için uçaktan kil topu atıyorlar kimi ülkelerde. Toplar yüzeye çarpınca parçalanıyor doğal olarak. Bunu engellemek için lif katılıyormuş karışıma.
Çimento: Aşırı yağış alan bölgelerde (hindistanda muson alan bölgelerde gibi) kil topları daha ilk yağışta eriyip gidiyor. Normalde bir süre nemli kalıp, tohumun çimlenirken topu parçalaması gerekir. Topun hızla erimesini engellemek için karışıma bir miktar çimento katıyorlarmış.
Diğer malzemelerden hangisini eklerseniz ekleyin kil oranı %60-70 'in altına düşmemesine dikkat etmek gerekiyor.
Diğer Taktikler - Önemli Noktalar
Kil topuyla tohum ekmek gözü kapalı sebze bahçesi ekmek gibi. Hangi tohumun nereye düşeceği hiç belli olmuyor. Bu yüzden fazla çeşitte tohum kullanın. Top güneşli bir yere düşerse ayçiçeğinin hoşuma gider, daha nemli bir yere düşerse mısırın gibi.
Tohum karışımına bir miktar darı, kuş yemi gibi doğal hayatı besleyecek bitkilerin tohumlarından da koyun.
Malç üstüne kil topu saçmak kesinlikle başarıyı arttırıyor. Fukuoka da böyle yapıyordu. Ya da saçıp üzerine ince bir malç tabakası (saman gibi) serebilirsiniz.
Kil topu yapmanın mantığına biraz aykırı olsa da sulamayı kontrol altına alırsanız (kendiniz sularsanız) hiç sürülmemiş toprakta bile bol bol sebze/çiçek yetiştirebilirsiniz (karışıma gübre katmayı unutmayın)
Kil topları aylarca (kimi örneklerde yıllarca) doğru zamanı bekleyecektir. İçinde tohumla doğru şartların oluşmasını bekler öyle. Ekim konusundaki baskı böylece azalmakta.
Yahoo grupları varken seedball/kil topları içi bir grup vardı. Kiltopuyla ilgili bilgilerin çoğu o grup içindeki yazışmalardan geliyor. Ancak malesef benim bildiğim kadarıyla son yıllarda böyle bir kollektif çalışma yok. Yunanistanda Kostantis diye bir adam var, yol kenarlarına kil topu saçıp sonuçları permies'de paylaşan. Merak edenler için bilgi olsun diye yazdım.
Doğal hayata destek olmak için darı, çiçek tohumları, yonca, turp, buğday gibi tohumlardan karışımlar yapıp saçabilirsiniz.
Kil topu -diğer tüm yöntemler gibi- permakültürde başvurulan yöntemlerden yalnızca bir tanesi. Doğrudur ya da mandolarianda dedikleri gibi "this is the way" - bu iş böyle yapılır durumu kat-i suretle yok. Permakültürde bir alan bölgelere ayrılır, Z0 - zone 0 yani- ev, 1. bölge (Z1) evin dibinde, her gün vakit geçirdiğiniz alan, Z5 de sık gitmediğiniz yabani bölge anlamına geliyor. Kiltopu yöntemi (şehirde gerilla bahçeciliği ya da kırsalda yaban hayatı canlandırma gibi çabalarınız yoksa) bence Z3-4'e daha uygun bir yöntem. Çiçek tohumlarıyla kil topları yapıp eşe dosta hediye edebilirsiniz, ancak konuya üretim amaçlı yaklaşıyorsanız bahçenizin daha az ilgilendiğiniz bölgelerinde kil topu kullanacaksınızdır.
Kompost atıklardan elde edeceğiniz hem toprağı düzenleyen hem de besleyen bir çeşit gübre. Atıklardan elde ettiğiniz için neredeyse bedava. Bahçeniz varsa, kullanırsanız hem masrafları kısarsınız hem de toprağı canlandırırsınız. İşte ondan nam-ı diğer siyah altın.
Tabii eskiden yok youtube, internet filan. Avusturalyalı bir teyze anlatıyor, ben de dinliyorum. Dinledim dinledim, tek öğrendiğim şey orkidelerin komposta ekilmeyeceği. İyi de kompost ne be teyzem! Bir söylesen.
Ben deneme yanılmayla öğrendim. İlk başlarda yeşili az koydum, millet 18 günde kompost elde ederken benim yığın 8 ayda, o da kompostumsu bir şey oldu.. Sonra devasa bir yığın yaptım, iki adam yüksekliğinde. yetmezmiş gibi bastım yeşili, 4-5 gün sonra ortalık fena karıştı. Bir vidanjör geliyor, bir diğeri gidiyor. Kanalizasyon tıkanmış diye ihbar etmişler. Şansıma hakikatten de tıkalıymış. Onlar hattı tamir ediyorken ben de yığına toprak ekledim. Eşzamanlı giderdik kokuyu. Ucuz yırttım. Oranları öğrenince 18 günde kompostunu bir daha denedim. 40 gün çevirdim de çevirdim. Olmuyor bir türlü. Baktım nemini tutturamamışım, biraz da saman ekledim. Beşinci- altıncı çevirmede kendiliğinden alev aldı. Allah'tan ağaçlara sıçramadı (ki normalde yangın çok nadir olurmuş). Bir keresinde de kompostu dinlendirmek gerekirmiş diye duydum, kendi haline bıraktım. Altı ay sonra gelince bir de ne göreyim! Etrafındaki ağaçlar salmışlar köklerini, ne varsa çekmişler. Yığın %90 kök.
İçlerindeki en can sıkıcısı solucan eklediğimde olanlardı. Sıcak sevmezlermiş meğerse. Vermikompost elde edeceğim ya ben! Karıştırdım kompostu, ekledim solucanları en ortasına. Bir de üzerini naylonla kapladım, üşümesinler diye. Közlendiler.
Artık kompost işine ben karışmıyorum, tavuklar yapıyor seve seve. Kuş akıllarıyla yaptıkları kadar. Kompost konusu çooook uzun. Ne kadar uzun? 4 yıl kadar. Çevre mühendislerinin bir işi, hatta bir kısmının hayatı, kompost hesapları. Ben tabii o kadar detayına girmeyeceğim, çok da yüzeysel geçmeyeceğim. Bu yazı çalakalem. Aklımdakileri hızlı hızlı yazdım. İleride daha da gireriz
Kompost ile komposto aynı şey :) Birinde meyveyle şekeri karıştırıyorsun, su koyuyorsun. Kompost da öyle. Meyve yerine kahverengiler var. Şeker yerine yeşiller. Su aynı.
Yeşiller şunlar: Çim, mutfak atığı, gübre (at, eşek, inek, tavuk.. hepsi), balık atıkları, manav atıkları, çürümüş meyveler vs, otlar, kahve telvesi, çay posası, et, yemek atıkları, deniz yosunu, dal- bahçe öğütükleri (yeşil), saç, tüy, sidik, diğer yosunlar..En kaba ifadeyle çürüdükçe kokan şeyler, azotça zengin şeyler
Kahverengiler de şunlar: Kuru yaprak, talaş, dal öğütükleri (kuru), saman, ağaç kabuğu, kozalak, karton, kuru çam iğneleri, odun kömürü gibi karbonca zengin şeyler
Bir de tat versin diye katılanlar var. Toprak, mineraller (epsom tuzu, himalaya tuzu gibi), yumurta kabuğu, kemik, odun külü, kil, granit tozu gibi
Şimdi bunların hepsi her yerde makbül değil. Diyelim ki restorandan atık buldunuz, içinde et var, tavuk var. Yığdınız bir yere. Etrafı fare basar. Dağ başında yaparsanız da ayı. Koymak zorunda değilsiniz.
Her gübre oluyor diye kedi, köpek, insan gübresi kullanırsanız ve bir aşamada yanlışlık olursa parazit kaparsınız. İnsan gübresi konusu çok çok farklı, merak eden humanure diye aratsın google'da. Benim parazitlerle pek aram yok. Bence koymayın.
Tamam diyelim ki elinizde malzemeler var, napıyoruz şimdi? Önce kahverengi sonra yeşil olacak şekilde kat kat koyuyorsunuz, bir yere yığıyorsunuz. 1 metreye 1 metreden daha büyük olsun (ideali 1,2-1,5 m), en az belinize kadar da gelsin. Mısır piramitleri gibi olacak şekli (teliniz vb yoksa). Kabaca koyduğunuz yeşilin yarısı kadar kahverengi koyun. Sonra da başlayın çevirmeye. Şayet ilk kez yapıyorsanız kahverengiyi daha fazla koyun. Bire bir gibi. Kokmasındansa yavaş olsun daha iyi. Koyuyorken göz kararı ıslayın. 3-4 bazen 5 gün sonra ısıınacaktır. Isınmazsa daha çok yeşil ekleyin. Kuruysa biraz daha ıslayın. Soğumaya başlayınca bir tur çevirin. Karışsın. Bir daha ısınsın. Bir hafta sonra, o da varsa gücünüz, bir daha çevirin. Sonra bırakın kendi haline, bir kaç aya kalmaz kompostunuz olur. En kaba kompost yapımı böyle. Ayrıntıları var ama. Önemli de.
Oranlar
Her madde aynı değil. Karbon - azot oranı önemli. Hepsinin farklı farklı. Mesela talaş, karbonu çok, 600 karbona 1 azot (1:600 diye yazılıyor). Ondan kahverengi. Tavuk gübresi ise öbür uçta, 6 karbona 1 azot düşüyor (1:6). Ondan yeşil. Hatta fazla yeşil bahçeye koyarsanız yakar bitkileri.
Tek tek girmeyelim, ama karışımın oranı bilinsin. Eğer karbon çok azsa kokar (1:25den azsa). Anaerobik olur. Biraz fazlaysa (1:25-1:35) kompost ısınır, hızlı kompost ya da sıcak kompost olur. Karbonu daha çok koyarsanız (1:50 gibi) önce biraz ısınır, sonra yava yavaş olur. Buna yavaş kompost ya da soğuk kompost deniyor. Solucanlar pişmeyeyi sevmiyor tabiyatıyla, onlar için bir karışım yapacaksanız 1:50'den (1:80'lere kadar).
Oranlarına göre kompost çeşitleri (anerobik, hızlı, soğuk, solucan, yaprak)
Anaerobikle pek işimiz yok bizim. Oksijensiz ortamda yaşıyan bakterilerin yaptığı kompost.
Hızlı kompost ya da diğer adıyla sıcak kompost, en hızlı kompost elde etme yöntemi. Isındığı için içindeki parazitleri, tohumları öldürüyor. Thermophilic/termofilik bakteriler yapıyor bunu. Tohumları öldüğü için bahçeye serdiğinizde yabani ot çıkmıyor. Ancak sıcaklığını korumak için oksijene ihtiyaç var ondan çevirmeli, çok yorucu bir iş. Sıcaklık ne 75 dereceyi geçsin ne de 70'in altına düşsün istenmiyor. İlk çevirdiğinizde 70-75 dereceye varacak, ondan sonra her 60-65 dereceye düştüğünde çevireceksiniz. Nemini, azotunu her çevirmede kontrol edin. Sıcaklığını her gün kontol edin. 2 günde bir çevirmeniz gerekebilir.
Soğuk kompost ya da yavaş kompost, o kadar ısınmadan, kendi kendine "pişen" bir çeşit. İlk karıştırdığınızda 50-55 dereceye kadar ısınması gayet normal. En fazla 3-4 kere çevriliyor ya da çevrilmiyor. 4 ila 6 ay sonra kullanılacak hale geliyor. Sıcak kompost kadar ısınmadığından içirdiği tohumlar ve parazitler hayatta kalabilir. Parazit olacak şeyleri (gübrelerin bir kısmı) ya da tohum barındıranları (yabani otlar) yıına katmamakta fayda var.
Solucan kompostu ülkemizde bu aralar pek popüler. Solucanların sindirim sisteminde yaşıyan bakterilerin sayesinde oluyor. Esasında yapılması itibariyle bu yazıda bahsettiğim kompostan farklı, mama hazırlamak gerekiyor. İster eve blenderda geçirin, ister bir fabrikada kepçeyle yığın, solucanlar için beslenme düzeni sağlamak gerekiyor. O besindeki karbon azot oranı 1:50 ile 1:80 arasında olursa iyi olur. Yeri gelmişken yazayım. Şayet evde/bahçede solucan gübresi üretecekseniz, bir yuvaya (dibine hindistancevizilifleri gibi bir şey serili) ihtiyaçları var. Eski bir küvet olur, üst üste koyduğunuz plastik kutular olur. Ürettikleri suyun (solucan suyu ya da şerbet) birikmemesi gerekiyor. Ya toprağa karışacak ya da bir kovada toplayıp (küvet burada çok işe yarıyor) kullanabilirsiniz. Bahçedeki etkisine şaşıracaksınız. Solucanların hareket/göç etmesi gerekiyor, aynı yerde dururlarsa ölüyorlar. Besliyorken küvetin önce bir yarısında sonra diğer yarısında beslemekte fayda var. Çok nemlenirse parçalanmış/ kıyılmış gazete koyabilirsiniz. Böyle küüvette solucan yetiştiriyorsanız bizim solucanlarla bu iş olmuyor. Red wiggler denen kırmızı kaliforniya solucanına ihtiyacınız var. Bu solucanlar toprakta yaşamıyor, atıkların içinde yaşıyor. Bizim solucanlarla solucan gübresi üretebilir misiniz peki? Tabii ki. Sadece bizimkiler topraktan kopmak istemiyor. Sebze yataklarınızda varlar zaten, orada besleyin. Kahve telvesi, atık serin. Bırakın biraz çalışsınlaşsınlar. Yağmurdan sonra bitkileriniz öyle çoşacak ki. Yağmurdan değil solucan gübresinden. Bir de solucanlar için afrodizyak kahve telvesi. Kırmızı kaliforniya solucanlarını gittigidiyordan ya da diğer sitelerden rahatlıkla bulabilirsiniz.
Diğer kompost çeşidi de bakteriler sayesinde değil de mantarlar sayesinde elde edilen yaprak kompostu. Bir yere yaprakları yığın, 2-3 sene sonra geldiğinizde mükkemmel bir malzemeyle karşılaşırsınız. Yaprak kompostu. Çevirmek de yok beklemek de yok. Beklemeyin yani, en az iki sene sürüyor.
Program
Bu oranlar, cinsler vs karıştığı için ben excel tablosu yaptım. Şu linkten indirebilirsiniz. kompost hesap
Program şöyle çalışıyor. Solda sık kullanılan malzemelerin oranı var. Sağ taraftaki yeşilleri, kahverengileri seçin değiştirin. Yeşillerden de kahverengilerden de 5'er malzeme girebilirsiniz. Miktarını girin. Önemli olan oran. Bugüne kadar yığın yaparken bir malzemeden iki ton koyup diğerinden iki çay kaşığı koymadığım için tek miktar girdim. Program kendi hesaplıyor ve size hangi kompost çeşidine uygun olup olmadığını söylüyor.
Örnek olarak resimdeki. İnek gübresini seçtim. Sonra yanındaki yere 20 yazdım(seçtim) çünkü sol tarafta inek gübresinin karşısında 20 yazıyor. Miktar olarak da 5 girdim. Kahverengilerden samanı seçtim. Onun Karbon (C) değeri yandaki tablodan 80. Miktarını 2 seçersem oran 37 oluyor. Hızlı kompost 35 olması gerekli. Yanii durumu abartmaya gerek yok. Ha 35 ha 37, sıcak kompost olur :) Yığını yapıyorken önce altına saman sereceğim. Üstüne 5 kürek gübre. Sonra onun üstüne o beş küreğin yarısı kadar saman. Ağırlıkça. El yordamı. Ağırlıkça olup olmaması da normalde çok önemli değil, saman daha çok hava olduğu için öyle dedim. İkisi de kürekle attığınız malzeme olunca çok fark etmiyor.
Hesabı kendim yapacağım diyorsanız, inek gübresi (1:20) ve saman'dan (1:80) devam edelim. Bir kaç kere deneme yanılma yapacaksınız. Diyelim ki ilk deneme için inek gübresinden 3, samandan da 2 koyalım. İnekten karbon: 3*20=60, samandan karbon 2*80=160 geliyor. Yani toplam karbon 160+60=220. Azot için de aynı hesabı yapıyoruz. İnekten gelen azot 3*1=3, samandan gelen 2*1=2, yani toplam azot 5 ediyor. Karışımın oranı da 5:220. Sadeleştirirseniz 1:44 oluyor. Yavaş kompost için uygun (1:35'den fazla olduğu için). Sıcak kompost elde etmek istiyorsak oranı düşürmek gerekiyor. Yeşili (burada inek gübresi) arttıralım. 5 ölçek koyalım. Karbon inekten 5*20=100, samandan -aynı- 160, toplam 260. Azot da bu sefet 5+2=8. Oran da 7:260 yani 1:37 ediyor! Şahane! Hesaba malzemelerin nem oranını katmak, sonra da yoğunluğunu kontrol etmek gerekiyor. Şayet ticari üretici değilseniz bu hesap iyi bir başlangıç, gerisini el yordamıyla rahatlıkla toparlarsınız.
Hesap esasında bu kadar basit değil. Nemine bakmak lazım, özgül ağırlığına bakmak lazım. Oranlar farklı olabiliyor, yonca samanıyla 1:25 gibiyken buğday samanı 1:80, çavdar da 82, ayçiçeği sapları ise 1:95/110 olamalı. Daha detaylı bakmak istiyorsanız şu linkten bakabilirsiniz detaylı hesap ingilizce.
Hap bilgiler
İlla sıcak ya da soğuk kompost yapacaksınız diye bir şart yok. İlk iki çevirmede sıcaklığa dikkat edip sonra akışına bırakabilirsiniz. Bırakın kendi kendine pişsin.
Kompost zamanla küçülür. Bunun nedeni içindeki maddelerin bir kısmının atmosfere kaçması. Sıcak kompost çok hızlı yapıldığı için havaya karışmaya fazla vakti olmuyor. Miktarca en çok kompostu bu şekilde elde edersiniz. Soğuk kompostun yanması/havaya kaçması için daha çok vakti olduğundan elinizde daha az malzeme kalacak. YA DA kompostu yaparken odun kömürü katın. Ufak taneli, az miktarda. Yığınını dengede tutacaktır.
Yığınların büyüklüğü önemli. 1.2 m ye 1.2 m olması iyi deniyor. Daha küçük yaparsanız ısınmayabilir. 1,5 m ideali. Ondan daha büyük yaparsanız ortası hava almaz anaerobik olur. Yığının en az 1.2 m yüksekliğinde olması tavsiye ediliyor.
Kompost yığını yparken en sık kullanılan yöntemlerden biri 4 adet palet alıp birbirine vidalamak, sonra ortasına malzemeyi yığmak. Çiviye basmış biri olduğumdan mıdır bilmem, palet kullanmayın bence. Nalburdan kümes telinden hallice bir tel alın, delikleri en az 2.5 cm olsun, 3 metre boyunda. Çember yapın yığın içine. Ne gerek var. Hem daha ucuz.
Kompostu çok sık çevirmeyecekseniz gene bir tel yuvarlayın, bu sefer 20-30 cm. Koyun ortasına baca gibi. Malzemeyi iki telin ortasına yığın.
Kimileri kompostun ilk pişirme faslından sonra son çevirmede içine mineraler, tuzlar katıyor. Buradaki amaç o minerallerin ve tuzların biyolojik olarak aktif/kullanılır hale gelmesini sağlamak. Şayet o mineraleri direkt toprağa dökerseniz ya yağmura birlikte akıp gidiyor ya da başka bir mineral/elemente yapışabiliyor (böyle olunca da bitki tarafından kullanılmaz oluyor). Bu komposta zengin kompost deniyor, doping vermiş gibi. Bahçenizde kullandığınızda gübre gibi bir etkisi oluyor. Çapasız tarım yapanlar bu kompostu tercih ediyor genelde.
Kompostunuz çok ısınırsa (75 derece ceya üstü) sulayın ve karıştırın. Karıştırırken bir miktar toprak ekleyin.
Kompost yaparken yapılan en sık hatalar şöyle: Gereğinden fazla yeşil malzeme koymak (kömür ya da kahverengi malzeme ekleyin), çok sulamak (hava giremeyeceği için yapış yapış bir şey olur, kokar, karıştırın içine saman vs katın), az sulamak (su yoksa nasıl çürüsün, sulayın), güneş altında kompost yapmak (gene su, kompostun suya ihtiyacı var), kompostu yaparken parçaları büyük bırakmak (ufak şeylerin çürümesi daha rahat oluyor, yapraklar birbirlerine yapışıyor çürümüyorlar da öylece kalıyorlar), bir seferde çok fazla yeşil malzeme eklemek, bir seferde çok fazla kahverengi malzeme eklemek (oranlı ekleyin), hastalıklı bitkileri eklemek (sıcak kompost hastalıkları öldürse de riske girmeyin)ama en önemlisi kompost üretmemek! Üretin yahu. Boşa gidiyor hepsi.
Bir de fakir kompost var. Kağıt rulolarından, çimenden vb. elde edilen bitki besinlerince zayıf kompost. Yoktan potasyum, fosfor, selenyum, demir, kobalt, manganez vb yaratamayacağınız için zayıf. Toprak düzenleyici olarak kullanabilirsiniz, toprağa karbon aşılamaya yarıyor. Market bahçeciliğinde yatakların üstüne bunu yayıp sonra gübreleme yapılıyor. Baştan sonra gübreyi eşit yaydıkları için hasatta sebzeler aynı boyda kiloda oluyor.
Olmamış/olgunlaşmamış kompostu sebze yataklarınızda kullanmayın! Bu hatayı market bahçeciliği yapanlar çok sık yapıyor. Kompostun olgunlaştığını düşünüyorsaız bir parça alın, içine turp ekin ve izleyin. Ya daaa bırakın bir 2-3 ay kendine gelsin.
Bokaşi ile kompost farklı şeyler. Nerede hangisi gerekiyorsa :)
En kolay kompost elde etme yöntemi tavuklarla. Atın tavuk kümesinin içine samanı, güz yapraklarını, öğütüğü, talaşı. Tavuklar karıştırsın, içine pislesin. Çimeni, yemek atıklarını da atın. Hem yesinler hem karıştırsınlar. Arada bir siz de bir el atın, tavukların yaydığı komposttan bir yığın yapın. Tavukların hoşuna gidiyor yığınları kazmak. 15 tavuk size 4-5 ayda çook rahat 2-3 metreküp kompost üretebilir. tek sıkıntı tavuk gübresi sebzeleri yakacağı için bu kompotun olgunlaşması için altı ay beklemek.
Malçlama olarak yapılan kompost üretme tekniği de var. Atıkları toprağın üstüne yayıp üstünü taban örtüsüyle ya da brandayla kapamak. Örtünün ek yerlerine balkabağı ekerseniz de on numara olur.
Bu konu çook uzun. Kısası bu :) Detaylı da yazarım bir gün.
Boş bir
arazi gördüğümde, hele hele oraya bahçe yapacaksam, bir heyecan kaplıyor içimi.
Tarif et desen edemem. Bir elimde kalem önümde boş bir sayfa varsa, bir de
gözümün içine o baktığında böyle oluyor. Nefesimi hissediyorum. Gergin değilim,
tarifi zor farklı bir heyecan bu. Yapabileceğim onca şey, ihtimaller, hisler.
Biliyorum kendimi, dizimi bir yere vurmasam olmaz. Konuşamayacağım, saçma sapan
şeyler söyleyeceğim. Elimi kıstıracağım kesin, çekiçle de vuracağım. Hiç biri
umrumda değil, aklım meşgul. Nereye ne yapsam, nasıl yapsam, peki sulama? Hangi
fideler, ne dikeceğim? Şu incir ağacının altında balık havuzu yapsam mı? Suyu
nerden alsam? Yağmur suyu mu?
Bu aralar
yeni bir bahçe buldum kendime. İlk gördüğümde bahçeden daha çok çöplüktü. 5-6
romörk çöp attık yetmedi, bir de 200 küsur çuval daha çöp topladım.
Hatırladıkça hala belime ağrı saplanıyor. Konu komşu ne varsa atmış içeriye. Hepsi
ikiyüz metrekare alan için. Yolları, kompost bölgesini, su deposunu ve duvar
dibine dikeceğim ateş dikeni bölgesini saymazsan 120-130 metrekare alan kalıyor
geriye. Olsun, takılmayalım boyutuna. Neler dikeceğim neler. Melezlenmesini
istemediğim türler var. Bu bahçe onlar için ideal. Evden çok uzakta, suyu yok,
kompost hiç yok. Çöpten daha çok yabani ot var! N’apsam, n’etsem, hangi tekniği
kullansam? Boş vakit bulduğumda interneti kurcalayıp duruyorum. Teknikleri bir
bir yazıdım, oyun planım niyahet hazır. Haftaya, olmadı öbür haftaya, olmadı
ondan sonraki haftaya uygulamaya geçecek bu plan. Olmadı ondan da sonraki
hafta! Olacak ama!
Hazır bu
kadar kurcalamışken kendime notlar çıkardım. Kenarda dursun, belki başkalarına,
başka bahçelere gerekir. Kaba notlar bunlar, eksiği yanlışı var yok değil.
Fikir versin diye.
Bruce
Darrell adlı bir mimar Red Garden Project diye bir çalışma yapıyor İrlanda’da. Red Garden Project
Sevdim ortaya koyduğu sistemi. Oradan devam edeceğim. İklimi farklı olsa da
Youtube kanalını takip edin derim. Videolarına bu kadar bilgi ekleyen ve emek
sarfeden azdır. Bu Red Garden Projesinde 7 yatakta farklı yöntemler kullanarak
sebze yetiştiriliyor ve sonuçları videolarında paylaşılıyor. Tabii ki sadece bu
yöntemler yok. Aklıma gelenleri de bu listeye ekledim. Ayrıca yöntemler zamanla
gelişiyor, değişiyor. Birbirleriyle karışıyor. Kafa karşıklığına neden
olabilir, dikkat edin derim.
Bir de
uyarı. Bu yazı çalakalem yazısı! Daha sonra her bir yöntem için ayrı, detaylı,
örnekli mevzu yazısı/yazıları yazacağım. Odun yatağında olduğu gibi. Burada çoğunu
özet geçtim, şimdilik daha fazla bilgi için linklere bakın, google’da aratın.
Mevzularını teker teker yazacağım. Hepsi bir arada bulunsun istedim.
Yöntemler
şöyle -ki daha fazlası da var, kısa tuttum:
Yoğun tarım yöntemi (intensive)
Otuzluk yatak yöntemi (Square
foot gardening)
Seyrek ekim yöntemi (extensive)
Sera üretimi (polytunnel)
Çapasız tarım (no till)
Karışık üretim (polyculture)
Odun yatağı (hugelculture)
Çok yıllık üretim (perennial)
Lazanya yatağı
Gerilla bahçeciliği
Fukuoka yöntemleri
veee şu ikisi
Modern Market Bahçeciliği (bunun
ismini ben uydurdum ehehe)
Basit üretim yöntemi (simple
garden)
Hadi
başlayalım!
Yoğun Tarım
Yöntemi:
Fikir şu,
diyelim ki bahçe yapacaksınız. Sizi en çok kısıtlayacak şey alan. Bahçe ne
kadar büyükse o kadar çok hareket etmeniz, bir şeyler taşımanız, sulamanız ve
gübre atmanız gerekecek. Ayrıca genelde alanı biz seçemiyoruz, elimizde ne
varsa onunla idare etmemiz gerekiyor. Daha çok üretmek için bitkileri daha sık
ekmemiz gerekiyor. Bunun için bitkinin köklerinin yayılmaması (birbirlerini
engellerler yoksa), toprağın mükemmel olması ve her bitkinin birbirini destek
atması gerekiyor. Toprak öyle olacak ki kök çakıla bile değmeyecek. Normalde 30
cm derinliğinde toprak sebze yetiştirmek için hayli hayli yeterlidir, di mi? Cık.
En az 60 cm derinliğinde olacak. Peki nasıl yapacağız bunu?
Olay 1500’lü
yılların Paris’inde başlıyor. Malum o devirde araba yok, at çok. Yani gübre
gani. Alan yok, şehirde herkes üst üste yaşıyor. Mikro iklimlerden
yararlanarak, toprağı da şahane yaparak dip dibe ve yüksek verimli sebze
yetiştirmişler. Kökler derine gidiyor ve bitkiler o kadar sık ki toprağa ışık
ulaşamıyor. Bu yöntem halen daha uygulanıyor. 21. Yüzyılda ise yöntemin
“babası” John Jeavans kitabının adı da “How to Grow More Vegetables”. Ben
yapmişem, güzel yöntem.
Öncelikle
toprak mükkemmel olmalı. Bunun için çift kazı denen bir yöntem var, onu
yapacaksınız. Baştan uyarayım, insanı bu kadar çok yoran başka bir aktivite
yoktur herhalde. Bitkilerin kendi iklimini yaratabilmesi için yataklar en az
120 cm genişliğinde olmalı. 3 m genişliğinde olsa iyi olur. Öncelikle yatağın
başında küreğiniz genişliğinde bir hattı (3m’ye 30 cm genişliğinde) kürek
derinliğinde (30 cm) kazıp kenara koyuyorsunuz. Sonra bir kürek derinliğinde
daha kazıp, taşını vs temizlikten sonra bir de kompost/gübre katıp
karıştırıyorsunuz. Şimdi elinizde 30 cm derinliğinde bir çukur ve o çukurun
dibinde 30 cm derinliğinde gübre toprak karışımı var. Yanında yeni bir hat
açacaksınız. Gene bir kürek deriliğinde kazıp ilk hattın üstüne kompost ya da
gübreyle karıştırarak ekliyorsunuz. Taşları elemeyi unutmayın. İlk hat doldu.
Yaptığınız işlemi yatak bitinceye kadar tekrar edin. En son hattı ilk hattan
çıkan toprakla doldurun.
Biraz
karışık oldu ama sonuçta şu olması lazım. Yatak 60 cm derinliğinde taş ve
çakıldan temizlenecek, ve kompost ya da gübreyle karıştırılacak. Önemli nokta
ilk 30 cmle derinlikle ikinci 30 cmlik kısımdaki toprağın birbiriyle
karışmaması. Toprağa yalnızca kompost ya da gübre katmak zorunda değilsiniz. Perlit,
vermikülit, başka tip gübreleri bol bol. Elinizi korkak alıştırmayın.
Tek tek
girmeyeceğim hangi bitki ne mesafede ekilir vs diye. İstesem de girmem zor
gibi. Ansiklopedi gibi kitap yazmış adam. Bitkileri baya baya sık ekeceğinizi
unutmayın. 40 cm arayla ekin diyorlarsa mesela, bu yöntemde o mesafe 20
bilemedin 25 cm olacak. Bitkilerin yaprakları toprağın üstünü tamamen
kapayacak. Sulamasını eksik etmeyin. Hastalıkların yayılmasını engellemek sizin
vazifeniz.
Şimdi iyisi
kötüsü
En az alandan en çok ürünü bu
yöntemle. Domatesler biraz küçük olabilir adedi çok. Turplar da ufak ama
kiloyla toplarsın.
Sat ve paranı kazan
Çift kazı tekniği var ya. Onu
her sene yapacaksın. Yatakları kurmak zor. Uğraşması zor.
Tonla gübre/kompost gerekiyor.
Şayet yeteri kadar koymazsan iki hasat sonrasında toprak diye bir şey
kalmıyor. Yaptığım ilk yataklarda bu tekniği kullandım ben. Gübreye de
para vermek istemedim. 15 metrekare alanda bizim eve yetecek tüm domatesi,
patlıcanı, kabağı, fasulyeyi ve balkabağını yetiştirdim. Sonunda toprak
öldü. Kutular kum dolu. Sebzeler toprağı yedi.
Otuzluk Yatak
Yöntemi(Square foot gardening)
Yoğun tarım
yönteminde karşılaşılan sıkıntıları yazmıştım uzun uzun. Mel Bartholomew adlı
bir amca bu kadar çok emek gerektirmeden yoğun tarım yapabilir miyize kafa
yormuş ve bu yöntemi geliştirmiş. Wikipedi sayfasıYatakları 30’ar cmlik karelere bölüyor. İdeal
yatak boyutu 120 cm’e 120. İçini özel bir toprak karışımıyla dolduruyor (Mel’s
Mix). Karışım şöyle üçte bir turba yosunu ya da hindistan cevizi torfu/lifi,
üçte br vermikülit, üçte bir de değişik marka/kaynaklardan gelenlerle
harmanlanmış kompost. Yatak 30’ar cmlik karelere bölündüğünden her karede başka
bitki yetiştirebiliyorsunuz. Bu şşekilde karışık tarım yönteminden faydalanıyor
30luk yatak yöntemi. Bitkileri dip dibe ekebildiğinden yoğun tarımın tüm
yararlarından da faydalanabiliyorsun. Her sebze için bir liste ve şablon da
yapmışlar. Her kareye kaç adet ekeceğin, mesafeler..
Ben
seviyorum bu tekniği. Mel’in dediği şekilde olmasa da çok yararlanıyorum bu
yöntemden. Sık ekeceksem mesafeleri ona göre ayarlıyorum, toprağa bu sene
vermikülit katacağım.
Seyrek Ekim
Yöntemi
Tersi pistir
Steve Solomon’un. Demiş ki yoğun tarımcılara “O kadar sebzeyi bana mı üretiyon,
eşşeğe mi üretiyon! He! Kendine üretiyon. Bana mı üretiyon! Satcan diye
kazanacağın paraya bakıyon. O kadar sık ekersen domatesten hayır mı gelir!
Basmışsın gübreyi, basmışsın suyu! Bitkiler neye uğradığını şaşırıyor. Seyrek
ek kardeşim, rahat büyüsün domatesler, turplar, pancarlar. Ayrıca yalnızca at
gübresiyle olur mu bu iş. Toprakta var onca mineral onca vitamin. Onlar nerede
hemşerim?”
Tabii ki
bizim buranın aksanıyla dememiş böyle. Dediğinin özü bu. Valla. İnanın bana :)
Steve diyor
ki bitkiler arasında mesafe olsun. Kökleri birbirine değmesin. Rahat rahat
büyüsünler. Toprağı da iyi olsun. Toprağa kattığın gübre üretimi arttırmış
arttırmamış önemli değil. Sen sana yarasın diye sebze yetiştiriyorsun. Karnın
doysun diye değil. Sebzenin sana yaraması iiçin toprağın da sebzeye yaraması
lazım. Toprakta eksik mineral kalmasın. Tohumu doğrudan toprağa ek. Fide yapıp
ekersen bitkiler şaşırıyor, şok geçiriyor. Şaşırmasın. O kadar kompostu/gübreyi
her sene toprağı kazıp katarsan, toprakta biyoloji namına bir şey kalmaz ki.
Sen toprağa, daha doğrusu topraktaki mikrobiotaya yetecek kadar kompost kat.
Doğada olandan daha fazla kompost/organik maddeyi toprağa katmanın anlamı yok.
Kitabının
adı “Gardening When It Counts” ve “The Intelegent Gardener”. Ayrıntıları orada
ya da ileride yazacağım mevzu yazısında. amazon.com.tr de var kitabı
Gübreleme
için ideal bir gübre karışımı öneriyor Steve Amca. Şöyle
3 lt soya fasulyesi/pamuk
(tohumu)/kanola küspesi
1 lt kaya fosfatı (P205 ve
diğer mineraller)
1 lt deniz yosunu tozu
Yarım litre kireç taşı
Yarım litre alçı
Çeyrek litre potasyum sülfat
Ve bunlara ek olarak
Bir çay kaşığı boraks (sodyum
borat)
Bir buçuk çay kaşığı çinko
sülfat
İki çay kaşığı magnezyum sülfat
Bir çay kaşığı bakır sülfat
Nasıl ama.
Lise kimya dersindeki gibi. Bunlar kimyasal diyecek olanlar olacaktır. Taş
bunların çoğu. Misal çinko sülfatı sen de alıyorsun çinko eksikliği çekiyorsan.
Kaya fosfatı nereden alacağım diyorsan Eti Bakırı ara derim. Madenden
çıkarıyorlar. Kimyasal gübre farklı, organik gübre farklı. Bu kimyasal değil.
Lafı
uzatmadan iyisi kötüsü:
Tavsiye edilenden iki hatta üç
kat mesafeyle ekince sanarsın daha az sebze toplayacaksın. Evet doğru,
daha az oluyor sebzesi. Ama öyle iki üç kat az değil. Red Garden
Projectsdeki videolara bakın derim.
Sebzeler diğer bütün
yöntemlerden daha lezzetli ve daha besleyici oluyor. Çocuğum olunca ona bu
yöntemle yetiştirdiğim sebzelerden çorba yapacağım.
Kuraklığa daha dayanıklı oluyor
sebzeler. Köklerin su çekebileceği daha çok toprak var.
Depolamaya daha dayanıklı.
Daha az kompost/gübre
gerekiyor.
Bu Steve’in Gübre karışımını
bizi ülkemizde hazırlamak biraz meşakatli. Nerden bulacaksın deniz yosunu
tozunu. Yarasa gübresi var mesela. Ondan katsak da olmuyor. Pahalı bir de.
Sebzeleri fidelemeden ektiğin
için, sezon kısa. Şaşırtamıyorsun bir de. Fideden yetiştirsen balkabağını
temmuz ortasında meyvesi tutuyor. Böcekler çıktığında seen çoktaan sebzeni
toplamış oluyorsun. Steve Amcanın yöntemiyle Mayısta ekince tohumları,
Temmuz sonu hastalık oluyor, böcekler artıyor. Kabağın tadı gene efsane.
Hasat azalıyor.
Ben bu gübre karışımını tam
olarak uygulayamadım. Bazıları yok çünkü, ya da çok pahalı. Gene de bir
şeyler yaptım, o oranlara yakın bir karışım kullandım. Şunu rahatlıkla
söyleyebilirim, Steve Amcanın iddiası kesinlikle doğru. Bu yöntemle
yetiştirilen sebzeler gerçekten vücuda iyi geliyor. Açık su yüzücüsüyüm,
oradan biliyorum. İstersen 10 km yüz/koş, şu sebzelerle yapılan kemik sulu
çorbayı iç, iki gün sonra da git gönül rahatlığıyla yarış. Bana mısın
demezsin. Yarış sonrası ortamdaki en keyifli adam olursun. Yoğun tarım
sebzesiyle aynı çorbayı yap, iç. Karnın doyar, ama yarışın ortasında
bacağın ağrımaya başlar. Dersin hamladım herhalde. Gerçekten farkediyor.
Ciddiyim, abartmıyorum.
Sera Üretimi
Sera
üüretiminden neyi kastettiğimi herkes biliyordur herhalde. O yüzden ayrıntısına
girmeyeceğim. Kendi iklimini yarattığın için yıl boyunca sebze
yetiştirebiliyorsun bu yöntemde. Toprak her daim senin istediğin gibi, nemi
sıcaklığı. Kurması biraz sermaye gerektiriyor. Kapalı ortam olduğu için
hastalık ve zararlı böcekler aniden yayılabiliyor. Teknikleri var, bakteri
aşılıyorsun, seranın içine uğur böceği salıyorsun. Domates sıralarının başına
sonuna patlıacan ekiyorsun. Gibi gibi.
Bu yöntemin
alt türleri var. Wofati mesela. Toprağa gömülü ısıtmasız sera. Kar yağan yerde
muz, portakal vb. yetiştirmeyi sağlıyor. İleride detaylı yazarım. Wofati için
permies’te bir çalışma var, tekniği üzerine. Yaza yetiştirecekler gibi. Oradan
takip edebilirsiniz. İklim bataryalı seralar var bir de. Yaz kış seranın
içindeki havayı seranın altındaki toprağa üfleyen bir sistem var bu tür
seralarda. Yazın ısınan hava toprağın içindeki borulardan geçerken serinlerken
toprağı ısıtıyor. Kışın da seradaki serin hava sıcak toprağın içinden geçerken
ısınıyor.
Permakültürle
ilgilenen ekipte yayılan bir akım da, tavukları kışın serada tutmak. Yazın da
gübrelenmiş toprakta domates, salatalık yetiştirmek. Tavuklar serayı
ısıttığından kışın sera kar tutmuyor. Güzel bir fikir bence.
Red Garden
Projesinde sera yöntemindeki verim ve üretim artışı detaylı bir şekilde
anlatmış. En az iki kat diyelim, lafı fazla uzatmayalım.
Çapasız
Tarım Teknikleri
Toprağı
çapalamak dert. Çapalamamak da dert. Anlatayım.
Herhangi bir
yerden toprak alın, inceleyeyin. Göreceksiniz ki içi tohum dolu. Tek bir
karahindiba bitkisinin on beş bin tohum ürettiğinini göz önüne alınca, öyle pek
şaşıracak bir şey değil. Tohumlar eninde sonunda bir yere gidecek, birikecek
değil mi? Şaşılacak şey herhangi bir yerden toprak alın derken, herhangi bir
yerden alın demem. Gölün dibindeki çamuru da incelerseniz tohum var, elin
dağındaki toprakta da, bahçede 20 yıldır üstü örtülü kalan toprakta da. Az buz
da değil. Bir avuç toprakta yüzlerce belki de binlerce tohum var. Buna
topraktaki tohum bankası deniyor. Her toprağın tohum bankası farklı, az olur
çok olur, amma mutlaka var.
Toprağı
çapalayınca, o tohumlar yüzeye geliyor. Belki 40 yıldır bu anı bekleyen
tohumlar çimlenmesin mi? Bazı tohumlar bu an için 1200-1600 yıl
bekleyebiliyormuş. Uzun lafın kısası bahçenizi çapalarsanız yabani otlarla
mücadele etmek zorundasınız.
Bir başka
konu da, toprağı toprak yapan ne hümik asit ne kil ne azot ne fosfat ne ph’ı.
Toprağı toprak yapan içindeki yaşayan canlılar. Çapalayınca derinlere oksijen
geliyor. Bir anda bazı bakteriler coşuyor, bazıları ölüyor. Topraktaki karbon
da yanıp gidiyor. Bu durumu seven bitkiler yok değil, var. Toprağı öldürmek
istiyorsanız çapalayın. Topraktaki organik madde yok olunca geriye ya kum kalır
ya da kil.
E
çapalamayalım o halde?
Yok o da pek
mümkün değil. Toprakta bazı mineraller eksik olabilir. Çapalamadan nasıl
katacaksın ki? Ayrıca modern aletlerin çoğu temiz, düz toprak istiyor ekim
için. Çapalamadan nasıl olacak o iş. Çapasız toprak geç ısınıyor daha geç
kuruyor. Bir ay daha beklersin ilkbaharda mısır ekmek için mesela.
Çapasız
tarım yapabilmek için binlerce makale yazılmış, araştırma yapılmış. Yeni
aletler geliştirilmiş. Yarı-çapa makineleri var, yeni yeni yaygınlaşıyor. Daha
gelmedi buralara.
Tarlada
durum böyleyken bahçecilik ve market üretimi konusunda ise başlıca 3 yöntem
var. Üçünün de mantığı aşağı yukarı aynı. Toprağın üstüne organik madde koy,
hem yabani otları bastırsın hem de kendi çürürken toprağı beslesin. Bir tek
kullandıkları malzemeler farklı. Bunlar:
Back to eden yöntemi – toprağın
üzerine öğütülmüş dal (öğütük) sermek
Ruth Stout yöntemi – toprağın
üzerine saman sermek
Charles Dowding yöntemi –
toprağın üstüne kompost sermek
Yani illa
bir şey sereceksin :) Back to eden yönteminin mucidi yok. Yok da Paul Gautschi
denen bir adam ben yaptım diye çıktı, Amerikada insanlar adamı sevdi vietnamda
kimyasala maruz kaldı, dindar diye. İsmini o verdi. Ondan önce de yapanlar var.
Bu Paul Amca aşırı dindar biri. Öyle böyle değil. Adam elmayı anlatırken cami
hocasından daha çok Tanrıdan bahsediyor. Elmayı mı anlatıyor incili mi
anlaşılmıyor bazen. Diyor ki Paul Amca: toprağın üstüne öğütük ser, gerisini
Tanrı halleder. O zaten sebzeler yetişsin, senin karnın doysun istiyor.
Türkiye’de dal öğütüğü pek yok. Ha olaki buldunuz sakın sazan gibi atlamayın.
Youtube’da tonla video var bu yöntemin çalışmadığını söyleyen. Söylemediği
kısım kendisinin bahçesini kuruyorken kamyonlarca kompost serdiği ve hala
öğütüğü bahçesine direkt sermediği. Önce kümese atıyor, orada çürüdükten sonra
bahçeye aktarıyor.
Diğer yöntem
Ruth Stout’un yöntemi. Rahmetli saman serermiş toprağın üstüne. Ayrık otu hariç
her tür yabani ota birebir. Serdiğin samanda tohum olmamasına dikkat et diyor.
Güzel yöntem, aynen dediği gibi. Yalnızca onun devrinde yabani ot ilaçları o
kadar yaygın değildi, hatta yoktu. Şimdi samanı sebze yataklarına sermek
cesaret ister. Şayet saman ilaçlıysa o toprakta en az 7 yıl sebze
yetiştiremezsiniz. Saman değil de orakla ot biçip bahçesine seren Jim Kovaleski
var. O Main’deki bahçesi (iki bahçesi var biri kuzeyde Main’de diğeri güneyde
Florida’da. Yerleşik yaşama geçememiş bir adam kendileri) aynen böyle ot
sererek toprağı besliyor. Bence Ruth’un yönteminin bu devirdeki temsilcisi.
Youtube’da videoları var.
Charles
Dowding İngilterede. Çapasız tarıma gönül vermiş vermesine de, İnterede olmuyor
ki bu yöntem. Hava nemli, durmadan yağmur yağıyor. Saman, öğütük, yaprak hiç
fark etmiyor. Serdin mi salyangozlar bayram yapıyor. Topraktan daha çok
salyangoz ve sülükleri besliyorsun (salyangoz ve sülükler çapasız tarımda hep
bahsedilen başbelalarıdır). Charles da düşünmüş taşınmış ben kompost sereyim
demiş. Altına saklanamayacağı için sülük de olmaz demiş. Dediği gibi de olmuş.
Bitmiş, bekletilmiş zengin kompost sermek gerekiyor bu yöntemde. Kitabında ve
youtube kanalında anlatıyor hepsini. O kadar kompost üretebiliyorsanız
(ilerleyen yıllarda daha az serseniz de kabul) güzel yöntem.
Ben denedim
bu yöntemleri. Şehrin ortasında saman bulamadığım için güz yaprakları serdim.
Öyle Amerika’da olduğu gibi öğütük bir telefonla gelmediği için makine aldım,
kendim öğüttüm dalları bahçeye serdim. Charles Dowdingi duyunca kompost
sermişliğim de vardır. Denedim hepsini.
Kısaca
sülük/salyangoz konusundaki endişesi olanlar haklı. Bahçenin anasını
ağlatıyorlar. Paul Gautschi bence ya kafayı yemiş ya da hikayesine uysun diye
bol keseden palavra sıkıyor. Ya yıllarca bekleyeceksin toprak düzelsin diye, ya
da önce toprağı adam edip üzerine çürümeye başlamış öğütük sereceksin. Paul’un
videolarda anlattığı gibi direkt öğütük sererseniz geçmişler olsun. Ruth
Stout’un dediklerine ve yazdıklarına tamamıyle katılıyorum. Kullanılmamış,
geçen yıllardan kalan samanı kullanırsanız daha iyi olur. Jim Kovalskinin
metodu bu devir için ideal. Bahçesi olan herkesin çimeni, çayırı vardır. Al
ordan ser. Kafan rahat, ilaç derdi yok.
Charles
Dowding. Hmm. Kompost üretmek dert olmasa bu adam turnayı gözünden vurdu
diyeceğim. Kompostu kendin üretsen başlı başına olay. Tavukları kullanayım
onlar benim için karıştırsın dersen, kompostun dengesi bozuluyor, fazla gübreli
oluyor. Bilemedim. Şehrin ortasında o kadar kompost için malzeme toplamak da
ayrı bir heyecan.
Lazanya
Bahçeciliği
Madem
saman/kompost/öğütük bu kadar yararlı, biz bunları üst üste sersek olmaz mı?
Hem kazmayız. Lazanya bahçeciliği bir çeşit çapasız tarım yöntemi. Toprağın
üstünü gazete ya da karton kaplıyorsunuz. Bunun üzerine kompost, gübre ya da
toprak seriyorsunuz. Bundan sonra katmanlar halinde bir kahverengi (kuru
yaprak, saman) bir yeşil (mutfak atıkları, gübre, bitmemiş kompost)
koyuyorsunuz. Yöntem toprağın üstünde kompost üretmek üzerine kurulu. İlk sene
kartonu delip doğrudan toprağa ekseniz de ilerleyen yıllarda lazanyanın
katmanları çürüdüğünden saf kompostun içine ekiyor olacaksınız. Bu
yöntemden daha hızlı toprak "yaratan" başka bir yöntem yok. Yarattığı
toprak miktarı da odun yatağıyla yarışır.
Bu yöntemi
ben her zaman kullanıyorum. Patlıcanlar büyüyorken toprağı yapraklarla
kaplıyorum önce. Sonra üzerine ya kahve telvesi ya da bitmemiş kompost. Bahçede
budama yaparsam yazın öğütüp onu da seriyorum yatağa. Sonra üzerine bir tur
daha kahve telvesi. Patlıcanları sökünceye kadar 4 belki 6 katman diziyorumdur
herhalde. Toprağın her daim örtülü olması tavsiye edilir ya, benim yaptığım onun
çok daha ötesinde. Öyle iki üç santim daman örtmüyorum. Benim yığınlar kimi
zaman 30-40 cm yüksekliğinde oluyor. Mevsim yaz olduğundan çabucak eriyip
gidiyor bu yığınlar.
Bir fikrim
var lazanya bahçeciliğiyle seyrek ekim yöntemini birleştirmek. Madem bitkiler
arasında o kadar mesafe bırakıyoruz, müsade olursa boşluklar arasında lazanya
bahçeciliğinden yararlanayım diyorum. Patlıcanları seyrek ekim yöntemindeki
gibi ama tavsiye ettiğinden de daha mesafeli (1-1,5 m) arayla ekip aralarına
saman, gübre- ne varsa yığmak. Bu yığına da patates ekmek? Belki domates? Olur
bence. Denemeli.
Karışık
Tarım
Bazı
bitkiler birbirini seviyor bazılarını yan yana ekersen ölüyor. Birisi çıkmış
demiş ki biz o halde soğanın yanına havuç ekelim. Domateslerin yanına patlıcan
ekelim, böcekler patlıcana gitsin. Böyle birbirlerine yardımcı olan bitkilere refakatçi
bitki deniyor. Listesini aşağıda verdim. Sonra fark etmişler ki sıra sıra ekmek
yerine şayet sebzeleri karman çorman ekerlerse, böceklerin kafası karışıyor.
Bir lahanadan diğer lahanaya atlayamıyor. Hastalık olursa mesela, bir bitki
ölüp giderken 2 merte ötedeki aynı sebzeye sıçrayamıyor. Bu noktaya kadar her
şey süper. Hani bir mim var ya Trump diyor: Sounds good, doesn’t work (kulağa
hoş geliyor ama yaramaz). Durum aynen bu. O kadar zor ki bu bahçeleri
planlamak. Çok yıllık bitkilerde hadi neyse, yaparsın bir şekilde. Tek yılllık
bitkilerde o kadar zor ki planlaması. Her sebzenin su, gübre, ışık ihtiyacı
farklı. Çok sularsan biberler sararıyor, sulamazsan domatesler vermiyor. Ben
başa çıkamadım açıkçası. Varsa ben yaptım diyen, bir adım öne çıksın.
Odun Yatağı
İklimde
sıkıntı yaşıyorsanız odun yatağı güzel yöntem. Bol miktarda dal, kütük vb.
Atığınız varsa da. Bu konuyla ilgili mevzu yazdım, ondan pek ayrıntısına
girmeyeceğim. Doğrudur su problemini çözüyor, aylarca yağmur yağmasa da olur.
Çok ucuza yatak yapabilirsiniz. Ancak çok emek gerekiyor.Ayrıntıları şuralarda. kirpininburnu odun yatağı
Şu meşhur -hatalı!- resmi de koymadan olmaz.
Çok Yıllık
Üretim
Çok yıllık
bitkiler için kullanılır yok mu yöntem? Olma mı! Çok yıllık sebzeler de var,
meyveler de. Moringa var mesela, salatası yapılan ağaç. Bol ürün almak için
yıllarca beklemenız gerekebilir (kuşkonmaz mesela). Bir kere ekip
bekleyeceğiniz için ilk sene toprağa neler ekleyeceğinizi çözmüş olmanız
gerekiyor. Bu da biraz sıkıntı. Ayrıca yemeklerimizin çoğunda domates, birber,
patlıcan gibi tek yıllık bitkiler var. Fasulye, biber ve domates tek yıllık değiller
esasında. Çok yıllık üretimde kastedilen bizim yemek tariflerinde pek olmayan
bitkiler. Yani ben de severim ahudunu, ama olaki ızgara et yaptım üstüne bir
şey koymak gelmez aklıma. Hadi diyelim o gün aklıma esti, tereyağ sürerim. Çok
keyfim yerindeyse tereyağına baharat katarım, bir şeyler yaparım. Gidip ahududu
koymam yani. On yıldır bahçeyle uğraşıyorum daha yeni bu sene kuşkonmaz ekebilirim.
O da belki. Yenmiyor ki!
Çok yıllık çiçek bahçeleri de var! Her bahçede olmalı! Her yerde olmalı!
Fukuoka'nın
Yöntemleri
Fukuoka diye
biri var. Permakültürün babalarından. Onun geliştirdiği bir bahçecilik
yöntemleri var. Bu yöntemler hem teknik hem felsefik. Kitaplarını okmak yetmiyor,
gidip görmek yaşamak gerekiyor. Tohum topları, susuz çeltik yetiştiriciliği,
budamadan meyve üretimi, yamaçta üretim, kanatlıların bahçede kullanımı gibi
gibi.
Yönteminin genel
adı “Do Nothing Farming”. Yani hiç bir şey yapmadan bahçede sebze, meyve
üretmek. Yöntemi esasında “hiç bir şey yapmamak” üzerine kurulu değil. Amaç o, hedef o.
Öyle bir sistem yapacaksın ki artık senden katkı gerekmeyecek. Yoksa, tahmin ettiğiniz gibi, ellerin
arkada hadi burada sebze yetişsin diyince doğa sana sebze vermiyor.
Fukuoka kil
topu tekniğini dirilten adam. O konu başlı başına ayrı bir mevzu. Özetlemek
gerekirse, tohumları direkt doğaya saçarsanız ya yenir ya güneşte kavrulur ya
da yağmurda akar gider. Öyle bir yöntem geliştirmeli ki tohumlar uygun şartları
beklesin, bu arada yenmesin, savrulmasın. Tohumlar kille (ve başka bir kaç
şeyle) kapanınca aylarca yağmur yağmasını bekleyebiliyor. Tek topra birden çok
çeşit tohum varsa, topun düştüğü yerdeki ortama en uygun olan cins büyüyor. Ben
bu yönteme vermediysem en az 5 yılımı vermişimdir. İncelemediğim, denemediğim
kısmı kalmadı desem yeridir. Bir yeri ağaçlandırmak, arılar için çiçek
bahçeleri yaratmak, gerilla bahçeçiliği yapmak istiyorsanız ideal yöntem.
Tohumları bir şeyle kaplama fikrini endüstriyel tohum şirketleri zaten yapıyor.
Güzel bir fikir. Afrikanın karnının doğması, doğayı canlandırmak, ağaçlandırmak,
yaban hayat için ideal. Ancak kil toplarıyla sebze üretip karnını doyurmak,
satmak başka.
Gerilla
bahçeciliği
Bahçen yok
ve sebze yetiştirmek istiyorsun ya da istiyorsun ki her yerde çiçekler çıksın.
O boş arazide meyve ağaçları olsun. Yol kenarlarında erik ağaçları olsa fena mı
olur. Gerilla bahçeciliği.
Yasal mıdır
değil midir tartışılır. Şehri güzelleştirdiği kesin. Fukuoka’nın geliştirdiği
tohum topu/kil topu tekniğini sıkça kullanıyor bu yönteme gönül verenler. Ben
de yapmıştım bir ara. Karşı arazi bomboş duruyordu.. Yaptım kiltoplarını, içine
her çeşit çiçek ve turp tohumu koydum. Kil topları kuruduktan sonra aldım elime
sapanı salladım durdum. Üç ay sonra da gidip turpları topladım.
Modern Market
Bahçeciliği
Yukarıdaki
tekniklerin hepsinden biraz alıp harmanlayıp kullanılan tekniklere ben böyle
bir isim verdim. Market bahçeciliğinde bu yöntemlerin hepsinden yararlanılıyor.
Elliot Coleman, Jean-Martin Fortier, Curtis Stone, Richard Perkins bu
yöntemlerin hepsinden yararlanıyor. Amaçları verim. Üretirken zaman ve para
kaybetmemek, fazla yatırım yapmamak. Kar etmek.
Yaptıkları
üç aşağı beş yukarı hepsinde aynı. Bazı aşamaları atlıyor olabilirler. Bu
gruptakiler toprağı çapalamayı sevmiyorlar, daha çok toprağa faydalı olduğundan
değil ekstra iş olduğu için. Kimileri neredeyse hiç çapalamıyor ya da sığ çapalıyorlar
(5 cm). Yoğun tarım yöntemini değiştirmişler. Çift kazı tekniği çok yorucu ve
zaman alan bir teknik. Bunun yerine geniş çatalla toprağı havalandırıyorlar.
Toprağa her sene kompost karıştırmak yerine de kompostu yüzeye seriyorlar –
çapasız tarımdaki gibi. Kullandıkları kompost yoğun tarımdakinden farklı. Daha
az besleyici, daha çok toprağı düzenleyici. Yoğun tarımda kümesten topladığınız
kompostu kullanabilirsiniz mesela, zengin olmalı. Modern yöntemlerde ise
kompost toprak düzenleyici, havalandırsın, nemi tutsun. Gübre – ya da bereket- seyrek
ekim yöntemindeki gibi sonradan ekleniyor. Ekim öncesi yüzeye gübre karışımı
serpip sığ çapalıyorlar.
Hızlıca yeni
yatakları nasıl hazırladıklarını yazayım. İzledikleri prosedür kabaca şöyle:
Araziyi iyice inceliyorlar,
güneş nereden doğuyor, kaç saaat ışık alıyor, arazinin meğili, su vs.
Vakitleri varsa toprağın üstünü
kalın silaj örtüsü serip, otları öldürüyorlar. Ya da otların üstüne karton
serip boğduruyorlar.
Otlar öldükten sonra aralarında
25-30 cm yürüme yolu olacak şekilde 75 cm eninde yatakları işaretliyorlar.
Kimileri 10 yataklı bloklar yapıyor, kimileri 20-30yatağı yan yana yapıyor. 75 cm iki bacağınızı
rahatça açıp eğilerek çalışabileceğiniz genişlik.
Genelde bu aşamada yatakların
olacağı yerlere gübre serpiştiriyorlar. Varsa kompost seriyorlar.
El traktörü ile bloğu güzelce
çapalıyorlar. Yürüme yolu olacak hatlardaki toprağı yatağın olacağı hatta
atıyorlar. Tekrar çapalıyorlar, düzlüyorlar.
Yatakların kabaca şekli
çıktıktan sonra üstünü bir kez daha silaj örtüsüyle örtüp bekliyorlar.
Yürüme yollarına dal öğütüğü seriliyor.
Bu aşamadan sonra kimileri
doğrudan ekime başlıyor. Ekilecek sebzeye göre toprağa gübre/katkı atıp
çapalıyorlar. Kimileri ise bu aşamadan sonra çapasız tarım tekniğine
yöneliyor. Yatakların üstünü zengin olmayan kompost, yürüme yollarına
öğütük serip gübreleme yapıyorlar. Sebze ekiyorlar.
Her hasat sonrası (ilk 3-4 yıl)
yoğun tarım tekniğinden esinlenilen geniş U şeklindeki çatalla toprak
havalandırılıyor, kompost seriliyor, gübre atılıyor.
Ekim mesafeleri
değişken, yoğun tarım ve 30’luk yatak yönteminde tavsiye edilenlere yakın.
Fukuokanın yöntemlerini uygulamasalar da bazı noktalarda mantıklarını benzer
buluyorum ben. Hepsinin tarlasında, bahçesinde çok yıllık üretim yapan alanlar
var. Sera üretimi olmazsa olmazları. Kurak ya da satışların az olacağını
düşündükleri dönemlerde seyrek ekim yönteminden yararlanıyorlar. Yani bütün
yöntemlerden faydalanıyorlar, ihtiyaçları doğrultusunda uygulamalarını
değiştiriyorlar.
Basit üretim
yöntemi
Tarladaki -sanayi
üretimine en yakın üretim yöntemi basit üretim. Diğer hepsinden farklı olduğu
ve daha yeni sınıflandırıldığı için ayrı yazdım. Red Gardens Project’de yaptı
Bruce, uygulama videolarını oradan izleyebilirsiniz. Fikir şöyle:
Sebze bloğunu (bir kaç yataktan
oluşan grup) üçe bölelim. Her üçte birlik kısım seneye yanındakinin yerine
geçecek. Bu şekilde 3 yıllık bir döngü olacak. Yatakların üstünü ört ki
otlar ölsün.
Kompost yapmak zor iş. Kompost
yapmak için yeşillerin ve kahverengilerin bellli oranlarda olması gerekiyor.
Kim uğraşacak! Diyelim ki şansına marketten sebze atığı getirdin.
Kahverengiler olmadan (kuru yaprak, saman vb.) yalnızca bu atıklardan
kompost yapamazsınız. Fare basar, kokudan duramazsınız. Kuru yapraklar da
yalnızca sonbaharda var. Tüm yıl sebze atığının gelmesini mi bekleyecek?
Anlamsız. Yatağın ilk üçte birlik bölümü kompost üretmek üzerine hazır
beklesin. Balkabağı, mısır gibi bitkiler gübreli, taze kompostun olduğu
yerlerde yetişebiliyor. Üçte birlik kısıma kompost olacak malzemeyi ser,
üstünü taban örtüsüyle (yabani ot büyümesini engelleyecek) ört. Zamanı
geldiğinde balkabağı ek. Bu aşamada toprağa bereket katılırken, bir de
balkabağı hasatı alıyorsun.
Onu takip eden kısıma patates
ekilecek. Patates kabağın yakalayamadığı fazla bereketi topraktan
uzaklaştıracak. Patates hasatı sırasında toprak kazılacağından taşlar vb.
Yataktan uzaklaştırılacak. Yani bu aşamada toprağı düzenliyorsun.
Patatesleri soğan ve havuç
takip edecek. Patates hasatında taşlar ayıklandığı için havuçların
büyümesi rahat olacak.
Bu şekilde
yatağın üçte ikisi toprağın iyileştirilmesinde kullanılıyor. Üçte biri kompost
üretmeyle, üçte biri de taş ve kayaların ayıklanmasıyla.
Peki Hangisi?
Şartlar hangisine olanak sağlıyorsa onu tabii ki. Öğütük
olmayan bir memlekette Back To Eden yapacağım, toprağa öğütük sereceğim diye
tutturursanız gülerler size. Elinizde hangi kaynaklar varsa ona göre şekil
almak en doğrusu. Tek bir yöntemi kullanmak zorunda da değilsiniz. Farklı
yöntemleri birbirleriyle harmanlayabilirsiniz.
Ben ne yapacağım? 10 sayfa yazı okuduktan sonra merak
ediyorsanız söyleyeyim :) Önce yıllar önce
aldığım ama kullanmadığım gübreleri, perliti vs toprağın üzerine sereceğim.
Etraftan bulduğum her tür atığı da. Üzerini 1,5 m genişliğindeki sera taban
örtüsüyle örteceğim ki otlar ölsün. Örtülerin birbirlerine bindiği yerlere
balkabağı ve mısır ekeceğim. Bu noktaya kadar basit üretim yöntemi. Koyabilirsem
örtünün altına damla sulama hatları. Yapabilirsem de eş yükselti hatlarına
birer ufak hendek – ki su tutsun. Bu permakültürden, swale. Toprağa Solomon’un
karışımı olmasa da elime geçen gübrelerden serpeceğim (bu seyrek ekim
yönteminden). Balkabakları ve mısırlar büyürken ben daha çok bahçenin geri
kalanıyla uğraşacağım bu sene. Ateş dikenlerini ekeceğim, kurbağa havuzu ve taş
yığını yapacağım. Yağmur suyu toplama sistemi de kuracağım. Kompost bölgesini
de hazırlayabilirim, bilmiyorum. Su deposu için kum sermem gerekiyor,
bağlantılarını kurmak... Emin değilim belki çardağı da yapabilirm bu sene. Ben
bunları yapıncaya kadar yaz biter herhalde. Bulabildiğim kadar gübreyi bahçeye
sereceğim. Büyükçe bir elek yaparım, altına el arabası sığacak kadar büyük. Red
Gardens’daki gibi. Yavaştan yavaştan toprağı kazar, taşları elerim. Evet,
şimdilik plan bu. Toprak hele bir toparlasın, yabani otlar hele bir ölsün.