haftalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haftalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2021 Pazartesi

ocak 2021 - ikinci hafta

Yağmur suyu, odun yatakları, ilkbahar ekimi.. Mevzuları hazırlarken haftalığı yazmayı atladım, iyi mi :) 

Doğadaki her canlıyı bir sanmayın. Ciddi ciddi yürümeye çalışan ördek de var, içine kapanık kelebek de, gösteriş meraklısı örümcek de. Vur deyince öldüren de!! Böyle karnabahar mı olur! Ucundan tırtıklayacaksın salyangoz efendi, öğretmediler mi sana!

Bahçeyi dolaşırken komşunun veletlerine denk geldim cumartesi günü. Mandalina ağacındalar, canları çekmiş, topluyorlar beşer onar tane. Aferin dedim, afiyet olsun dedim. Topladıklarından bir kaçına el koydum, yoluma devam ettim. Bahçeden brokoli, sarımsak, turp, sarımsak, bakla uç sürgünü, karnabahar topladım.

Pazar günü öğleden sonra. Veletlerle olay mahallindeyim. Ağaç arkamda onlar önümde. Ağacın başına gelenleri konuşacağız. Kardeşlerden en büyüğü sessizliği bozdu: "We don't want mandalina!" Buralardan değil, yarı Türkçe yarı İngilizce konuşuyor, anlaşıyoruz (mandalina istemiyoruz). Döndüm ağaca şöyle uzun uzun baktım. Want olsa ne olur. Ağaçta kalmış mı mandalina? Nooooo. Olmuşu da yok, olmamışı da. Yapraklar da arada kaynamış, onlar da koparılmış. "Anymore?" dedim (daha istemiyoruz). Anlamadı sıpa. "You should say: we don't want mandalina anymore". Yine anlamadı :) Mandalinaların olmuşları yiyeceklermiş, ekşileri ve yeşil olanlarla da kar topu oynayacaklarmış. Kar yağmıyor ya! Ağacın dallarını kırmadıkları için sadece salyangoz toplama cezasına çarptırıldılar. Aaah ah :) Karma bu olsa gerek :) Ben de çocukken çok fenaydım..

Bir heyecan var. Hissediyorum. Havalardan herhalde. Ekim vakti yaklaşıyor. Tohumları deneyeceğim yakında. Geçen sene ektiğim tohumların bir kısmı çimlenmemişti. Tekrar tekrar ekmem gerekti patlıcanları. Tohumları da suçlayamam gerçi, hepsi benim kabahatim. Dağınıklığımdan. Elimde tohum listesi olsa, bileceğim ne zaman satın almışım, hangi cinsler varmış, kimden ne kadar kalmış. Mesela bezelyem varmış benim. Ayşekadın fasulyesi de varmış. Roka yokmuş, gina çokmuş. Dizdim yere liste çıkardım. Yani amaç "dostlar alışverişte görsün" değil kesinlikle :) Deniyorum bu yabancı cinsleri, hangisi bizim iklime uyar, hangisi uymaz.

Tohum demişken. Mor Rus domateslerinden ayırmıştım birkaç tane, sonra da kaybetmiştim. Buldum! Buzlukta!! Bozulmasın diye buzluğa konmuş. Hmm. Yalan oldular :) Yıllar evveline götürdü bu beni. Yüzlerce kiloluk balkabağından ekmiştim. Ola ola 30 küsür kilo oldu benimki. Tohumlarını ayırdım, seneye ekerim diye. Misafirler geldiğinde babam bal kabağı tohumlarını ikram etmiş misafirlere. Birlikte hepsini çıtlatmışlar. Çok lezzetliydi herhalde, bir tanesini bile bana ayırmamışlar. Buradan tüm yetkililere, annelere, babalara, eşlere, dostlara sesleniyorum :) Haklısınız, domates salatasının en sulusu mor rus domatesinden, salçanın en kıvamlısı Amish domatesinden, çıtlatmalık çekirdekirdeğin en çıtırı Atlantic Giant'tan, patlatmalık mısırın en kralı da renkli mısırdan olur. Tohumları dondurmayalım, patlatmayalım, keke katmayalım, kavurmayalım :)

Civcivler tam gaz büyüyor. Yakında üçüncü parti de yumurtadan çıkacak. Geçen seferki parti çok sakin geçmişti, çıka çıka o kadar yumurtadan bir civciv çıkınca. Pek bir sevimliliği kalmadı bu ilk ekibin. Balbadem ile vanilya durmadan büyüyor. Alamancıları gece görsem korkarım yani. Korkmayayım mı? Tipe bak.


Peygamberdevesinin yumurta kapsülü şöyle bir şey. Denk gelince resmini çekeyim dedim. İyi ki sökmemişim fasulyeyi sezon bitince.

 Yağmurlar geliyor. Ben ihtimal vermiyorum ama kar da yağacakmış. Kompostun üstünü kapadık. Fazla ıslanmaya gelmiyor. Tavuklar iyi iş çıkarmış bu sonbahar. Brandanın altında 2-2,5 metreküp kompost var.

Biberleri içeri alma vakti geldi geçti. Ben daha yeni budadım benimkileri. Daha soğumadan içeri almam gerek. Resimdeki carolina reaper. Acıdır. Hatta acı ne deseler, bu biber derim. Onu yemek, uçaktan atlamak gibi bir tecrübe. Merak edenler için youtubeda yiyip kendinden geçen sayısız insan var. Ah, ne şakalar ne komiklikler yapıldı şu biberle! Artık amacına uygun bir şekilde acı salçada kullanıyorum. 10 kg salçalık -tatlı- bibere bundan bir tane fazla fazla yetiyor. Çok da güzel bir tat katıyor.


Brokoliler yandan sürmeye başlamış :) Karnabaharlar kökten sürse  keşke, cibes salatası yapasım var. Aya'nın yaptığı gibi :)

4 Ocak 2021 Pazartesi

ocak 2021 - birinci hafta

Bu hafta da bahçeyle pek ilgilenemedim. "Evde oturmak hariç herşeylik bir hava" da vardı gerçi. Mazeretim var! Ben de yakalandım o elim hastalığa. Yok korona değil. Mutfağa ya da permakültüre az biraz ilgisi olan herkese bulaşıyor son yıllarda. Saru sağolsun, var olsun. O bulaştırdı. Ekşi maya. Besle, yoğur, katla, katla, katla, katla, pişir, sıcakken tereyağ sür, ye, başa dön... Nasıl bir döngüdür bu! Salı gününden beri ya besliyorum ya yoğuruyorum. Kısıtlama + ekşi maya olunca şu üç günde -bir de kendi başımıza!- ramazan bayramına denk yemek yemişizdir. Rahat! 

Evde durumlar böyleyken dışarısı çok farklı. Doğada her yıl iki kıtlık oluyor. Biri kış kıtlığı. Hava soğuk, kar yağmış, böcekler ölmüş. bitkiler büyümüyor, yiyecek bir şey yok. Avcılar her yerde. Diğeri ağustos sonu olan yaz kıtlığı. İlkbaharda her evin nüfusu artmış tabiyatiyle, su azalınca işler karışıyor. Tahminim iki haftaya kış kıtlığı başlayacak. Bu sene havalardan o kadar ağır geçmeyecek ama ben korunaklı bir yere bir şeyler koyacağım. Açık bir yere koyarsam, avcı kuşlara ziyafet (evet yaptım o hatayı). Serçelerin üçte biri her yıl kış kıtlığında ölüyor. Yaşlı olanlar nasıl oluyorsa atlatıyorlar bu kıtlığı ama yıl içinde yumurtadan çıkan serçeler ilk yıllarında zorlanıyor. Bulamıyorlar yiyecek bir şey.

Hava güneşli. Sarımsaklar tam gaz büyüyor. Taze sarımsak toplarken dikkatimi çekti, sanki bir ikisi baş çevirmeye başlamış. Emin değilim. Ocak ayında olacak iş değil. Gerçi kar yağmadığı sürece hiç mi hiç itirazım yok. Yağarsa korumak gerekecek.

Alt bahçeyi temizledim. Geçen hafta tırtıllar bayram yapıyordu. Sıktım dişimi. Bu hafta ise 15 m yatakta sadece beş tane vardı. Fail çit kuşu olsa gerek. Onun dışında kimse bu kadar titiz tıtrıl ayıklayamaz. O beş arkadaş da kendilerine tatil kazandı. Kümeste :)

Biraz toparlayınca açıldı teraslar.

Yatakları ilk yaptığım senede yabani otlar kaplıyor her yeri; toprakta gömülü tohumları yüzeye çıkardığım için. Dersimi aldım yıllar evvel. İlk yıl hiç boşluk kalmayacak kadar yoğun ekiyorum. Yabani otlar ya arada boğulup gidiyor ya da turplarla beraber sökülüyor. Kalan bir kaç tane oluyor tabii. Brokolilerin ve karnabaharların arası hep turp. "Zararlılar" da önce turpları sonra karnabaharı sonra da brokoliyi tercih ediyor. Demiştim ben seviyorum zararlıları, daha yoğun oluyor sebzelerin tadı, kuşların karnı doyuyor.. Bu öncesi (üst sıra daha yakın bir tarihte ekildi):

Bu da sonrası (alt sıra, daha önce ekildi, karnabaharları topladıktan sonra - brokoliler yanlardan bir tur daha verecek). Seneye daha az yabani ot olacak.

İlk yataktaki pazılar ikinci kesime hazır gibi, sanki. Belki bir sonraki haftaya. Daha öteki yatak var.

Turplar bu sene çok farklı. Resimde hiç belli olmuyor. Parlıyorlar resmen.

Bu haftaki hasat:


Yer serası (low tunnel) için demir almıştım, 5mm yaylık tel. Merak eden olursa diye detaylarını da yazayım. Metalavm diye bir internet sitesinden. 10 kg kadar aldım. 170 küsür tutmuş. Onları kestim, büktüm bu hafta. 24 tane çıktı 120 enindeki yataklara koymak için. Tanesi 7 lira'ya geldi. Eğip bükmesi sıkıntı ama. Ben hem 5 mm seçtim telin kalınlığını (Richard Perkins 4mm tavsiye ediyordu) hem de kış diye 50 cm arayla koydum yataklara. Pahalı gelebilir.

İlerisi için kendine not: 2 yan yana 75 cm* yatak için 4mm tel, 1 m arayla, 240 cm don-kırağı örtüsü koyarsan maksimum 15 lira maliyet ve ellerin hatrı için demirleri bükecek bir alet yap. 120 cm* yatak için, 4mm tel, 1 m arayla, 240 cm örtü = metresi 10 lira. 5mm olursa 12 lira. Bir tık daha ucuz olur gibi. Yıllık maliyet 2-3 lira metre başına (demirleri 5 yıl örtüyü 2-3 sene).

Önce şablon yaptım. Şart değil, benimkisi alışkanlık.

Sonra büktüm, daha doğrusu uçlarını düzledim:

 Tadaaa! Eee evet, örtüyü yok :) Yılbaşı olduğunu unutmuşum :) Kargoda.

 *75 cm market bahçeciliğinde standart yatak genişliği. 120 cm her iki tarafta uzanabileceğin en uzun mesafe. 90 cm bir taraftan uzanabileceğin en geniş yatak genişliği.

21 Aralık 2020 Pazartesi

aralık 2020 - üçüncü hafta

Bahçeye vakit ayıramadım bu hafta. Haftasonu bir tur sebze topladım, o kadar. Bu haftayı resimler anlatsın. 

Bu haftaki hasat da "it ain't much, but it's honest work" temalı. Karnabahar, brokoli (yok resimde), daikon, kışlık turplar, fındık turp, taze sarımsak, yemeklik mandalina (zeytinyağlı kerevize koymalık) ve pazı. Yup pazı, gene pazı. Yaza kadar pazı. Hep pazı, her yer pazı.


Son domatesleri topladım. Aralık ayında domates toplamak garip bir his. Doğal değilmiş gibi. Çoktan ölmüş olmalıydılar. Gerçi tadları hala mükemmel. Hele hele mor rus domatesi. Ne kadar zahmetli olsa da seneye kesinlikle listede. Salatası şahane oluyor. 

Brokoli ve karnabahar topladım. O kadar güzeldi tadı. Özlemişim. Tırtıllara, salyangozlara ve diğer tüm bilumum "zararlılara" sonsuz teşekkürler. Onların sayesinde tad bu kadar yoğun. Kimi suyuna limon damlatırmış, kimi süt. Bence hiç gerek yok, koksun bütün ev. Havalar sıcak, bol bol tırtıl var. Kuşların keyfi yerinde.

Sebze yataklarındaki toprağı kontrol ettim. İlkbaharda kazmayla zor kazdığım toprağın bu hale geldiğini görmek insanı mutlu ediyor. Daha çoook kompost eklenecek bu toprağa, dolayısıyla benim bir ordu tavuğa ihtiyacım var.

On mavi yumurtadan çıka çıka bir tane civciv çıktı. Makina otomatik, nemini de sıcaklığını da hep kontrol etmiştim halbuki. Bu sefer nerede hata yaptım bilmiyorum. Aramıza hoşgeldin Bıdık! Ufacık minicik bir şey. Sırada kel boyunlular var. Çok çirkinler ama çok dayanıklılarmış. Ölmesinler de.

Kışın ortsında canımız haşlanmış mısır çekti. Buzluktan doğru tencereye. Mis. İyi yapmışım, seneye kesinlikle daha çok ekeceğim.

14 Aralık 2020 Pazartesi

aralık 2020 - ikinci hafta

Tavuktan nasıl özür dilenir?

Şaka yapmıyorum. Cidden soruyorum. Günahını almışım tavukların. 

Soba/şömine günleri başladı nihayet! Biraz gecikti bu sene. Kedi karı yağmadı bir türlü*. Dışarı çıkasım hiç mi hiç yok, hava zaten soğuk, güneş de yok. Sebzeler durmuş büyümüyor. Evde oturacaksın böyle günlerde, televizyon kapalı olacak. İster tenekeden soban olsun, ister kaplan postu mermerle kaplı şömine; en iyi ateş başında geçer bugünler. Kestane olur, mısır olur, patates olur. Havada hafif bir yanık kokusu.. Bir tık da kalabalık olacak, sohbet edeceksin. Ateşin sıcağı vuracak bacağına, yüzüne, ellerine. Kimi salep sever kimi ıhlamur. Bir şeyler içecek, sohbet edeceksin. Geçen yıldan akılda kalanlar, komiklikler, kazalar, maceralar... Anlatılacak ki geride kalsın. Anlar anı olsun. Oysa bazı anlar o kadar güzeldi ki bu sene, insan geçmişe bırakmak istemiyor. Bir kısmı da o kadar acıydı ki ne kadar istesem de geride kalmayacak.

 Bütün gün soba başında takılacak halim yok. Seneye neler yapacağımı bugünlerde planlamak gerekiyor. Neler ekeceğim? Nelere ihtiyacım var? Hedefim ne? Neler deneyeceğim? Dört sene önce kendime şöyle bir hedef koymuştum: 15-20 metrekare alanda insanları birbiriyle muhabbet ettirecek kadar sebze üretmek. Komşuların bahçelerine sebzeler ekmiştim. Herkesin bahçesine ikişer domates-biber fidesi değil. Birine yalnızca patlıcan, diğerine yalnızca domates, diğerine de yalnızca biber. E birinde çok patlıcan var, domatesi olandan istemesi gerekli! Manipüle ettim ama napıyım, iki senede iki muhabbetin belini kırmamışlardı. Güzel oldu :) İki sene önce basit üretim sistemiyle (simple garden) mümkün olan en fazla üretime odaklandım. Bir tona yakın domates, patlıcan, biber ürettim o sene. Komşulara, dostlara, tanıdıklara sebze dağıttım. Geçen sene ise olabildiğince çok çeşit sebze üretmekti hedefim. Çeşit çeşit biber, patlıcan, balkabağı, sakız kabağı, domates, fasulye, enginar, kereviz, pırasa, karnıbahar, pazı, sarımsak... Ama öyle olmadı. Kriz senesi oldu 2020. İyi değildim, yanlış tohumları ekmişim. 4-5 yıl yetecek kadar pul biberim var şimdi. 4 tane kabak ya aldım ya da almadım. Patlıcanların üçte ikisi bakımsızlıktan kurudu. Bu yıl neler yapacağıma daha karar vermedim. Acelesi de yok, ocak sonuna kadar yapsam da olur. Her halükarda gün doğumunu kaçırmamalı.

Pazı topladık bu hafta da. Yalan olmasın o ilk heyecandan eser kalmadı. Gerçi sarması enfes oluyor. Yaprak sarmayı gömer her türlü.

Tavuk yemi arıyordum, ucuzundan. Her yere sordum Gelibolu'ya, Malatya'ya, Antep'e, Konya'ya. Ümraniye'de buldum. Ancak bu böyle gidemez, hem yemin kalitesi düşük hem de pahalı. Seneye kendi tavuk yemini kendim harman edeceğim. Az yumurtlamaları da bundan herhalde. Bu fabrika tavukları aşağı yukarı her gün yumurtladıkları için -daha doğrusu yumurtlamaları gerektiği için- daha yüksek oranda proteine ihtiyaç duyuyor -muş. Yazın yeteri kadar protein almazlarsa kışın yumurtadan kesiyorlarmış. Öyle olursa yemlerine sorgum- sudan otu katın diyor internette. Yumurta az olur çok olur, her neyse de hayvanlar sağlıklı olsun. Yemlerine sorgun katıyorum şimdi, biraz topladılar gibi.


 Malzemeler geldi ama zamanım yoktu. Yer serası (low tunnel) demirlerini en geç haftaya bükmem gerekiyor. Richard Perkins 4 mm tavsiye ediyordu ama ben 5 mm çapında tercih ettim. Demiri paslanmaması için keten tohumu yağıyla yağlamak gerekirmiş. Sebzelerin üstüne motor yağı dökecek  ya da WD40 sıkacak halimiz yok herhalde. Organik antipas keten tohumu yağı imiş.

Kale lahanagillerden bir bitki. Ke-yl diye okunuyor. Lahanagillerden bazıları şöyle: turp, brokoli, karnabahar, lahananın elli çeşidi, brüksel lahanası, kohlrabi (alabaş). Kiminin gövdesini yiyoruz - alabaş, kiminin kökünü - turp, kiminin pişirip yaprağını - lahana, kiminin çiçeğini - karnabahar. Kale'ın yaprakları yeniyor. Lahanadan farkı pişirmeye gerek olmaması, ve bazı cinslerinin salatası enfes oluyor. Parmaklarınızı yersiniz. Red Russian cinsi hele en lezzetlisi. Ege bölgesini saymazsak salata konusunda tembeliz, yeşillik olması bizim için fazlasıyla yeterli geliyor. Dünyada belki 50 çeşit yeşillik var salatası yapılacak. Çoğundan haberimiz bile yok. Kale'ın üretimi görece kolay, kışa dayanıklı ve verimli. Vejeteryanların aradığı nimet. Ağız tadımıza da uygun. Zannedersem yakın bir zamanda tezgahlarda görmeye başlayacağız. Organik üreticiler agresif bir şekilde pazara sokmaya çalışıyorlar. Benim için ise her türlü resimdekinin büyümesi ve tohum vermesi gerekiyor :)

Tavukların günahını aldım derken, yemi eksikti de ondan yumurtlamadıkları anlaşılmasın. Meğerse yumurtaları biri alıyormuş. Yazın olandan çok farklı bu. Yazın çocuklar gizli gizli kümese girince öyle mutlu olmuştum ki. Bundan daha güzel başarı olabilir mi? Kümes çocuklar tarafından onaylanmış daha ne olsun! Malesef yumurtaları evlerine götürmek yerine birbirlerine atmaya başlayınca ailelere söylemem gerekti. En ufak olanı hala kapıyı açık bulduğu günlerde kümesten yumurta alıp eve götürüyor. Annesine Salim yumurtladı diyor. Eheheh. Bu seferki öyle değil, farklı. Söyleseydi keşke, iki yumurta için değer mi ya? Ayrıca insan kendi bir şeyler yetiştirince, en çok paylaşmak istiyor. Anlayamamış beni. Yazık.

Toprağı kolay sanar herkes. Bir tohum ekince kilolarca domates alacaksın gibi gelir ilk başta. Öyle değil işte. Ben daha ilk gün toprağın zor olduğunu öğrendim. Toprak ne kadar zor olsa da insanın yanında esamesi okunmaz. İnsan en zoru. Kimi güveniyorum der de sonra vazgeçer. Severken git der. Yanlış yapan şevkat, sevgi veya merhamet bekler. Çalana istediğin kadar kızabilirsin bir şey demez; ama saygını kaybedersen kinlenir, hiddetlenir. 

Permakültür her şeyi birbiriyle ilişkili kılmak ister. Hep toprak, bahçe diyorum ama asla unutmamalı ki en zayıf halka her zaman insan.

 

*Anneannem anlatırdı. İlk yağan kar kedi karıymış. Kediler için yağan kar. Az olurmuş, anca kedilerin patileri gömülürmüş. İkinci yağan kar köpek karıymış. Köpekler anlarmış onlar için de kışın geldiğini, yuvalarına çekilirmiş. En son insan karı yağarmış. Kimi zaman 30 cm kimi zaman 1 metre. Biz hiçbir seferinde eve kapanmadık gerçi; kartopu, kızak, kardan adam :)

 

7 Aralık 2020 Pazartesi

aralık 2020 - birinci hafta

Covid-19 ve kısıtlama olunca n'oluyor? Tüm ülke yemek yiyoruz. Sonra daha çok yiyoruz. Ekmek, börek, kek, akıtma, pancake yapıyoruz. Yiyoruz. Bu arada kimine iki çatal kimine iki bıcak konmuş olabilir. Gayet normal bir durum :) Yemek yiyeceğiz ya, heyecanlanmışız. Normal olmaması gereken ise akıllardaki o meşhur soru:

Tatlı ne var?

Şu salgının ilk günlerinde öyle odaklanmıştım ki. İkinci dönemde ise bir tek yemek konusunda o kadar istekliyim. Aralık ayında bahçede yapabileceğin pek bir şey de yok zaten. Bu iyi mi kötü mü bilemedim.

Karnabahar brokoli geliyor. Bekliyoruz. Biraz garip gelebilir ama ben bitkilerin "acı çekmesini" seviyorum. Böcekler saldırsın, yesinler yapraklarını. Biraz zor büyüsünler, rüzgar köklerini zorlasın. Tadları daha yoğun oluyor. Haşlayınca tüm evi brokoli-karnıbahar kokusu sarıyor. El bebek gül bebek yetiştirince kocaman sulu bir şey çıkıyor ortaya. Ne yediğini anlamıyorsun. Şehirli bahçıvan instagramda paylaşmış bir kaç tüyo, diyor ki kadife çieçeği ve yumurta kabuğu engelliyormuş zararlıları. Doğrudur, engelliyor, kafaları karışıyor. Denemiştim geçen sene. Gel gör ki istiyorum bahçede zararlılar da olsun, karnıbaharımda bir delik olsun. Olsun ki karnıbaharın tadı daha keskin olsun. Pirişince evi kokusu kaplasın.


Bir tutam diyatotm iyidir ama. Bize de yiyecek bir şey kalsın, di mi :)

Civcivlerin keyfi yerinde. Büyümekten daha güzel ne var bu dünyada. Gerçekten has köy tavuğu mu diye bir böceği feda ettik. Önce bacakları koptu, yutuldu. Sonra da kendisi. Evet, bunlar kesinlikle köy tavuğu! Bir de yemek yiyorken birbirlerinin kafalarına basmaya çalışmasalar. Biri yemleye başlamayı görsün, diğerleri hemen kafasına basıyor.

Yeşillikler de büyümeye başlamış. Çok geç kalmışım bu sene.

 Safranın yaprakları da güzelmiş. Bahçedeyken hep gözümü çalıyor. İlk kez yetiştirdiğimden olsa gerek.

Çimende yürürken ayağım bir şeye takıldı. Ellerim de doluydu, dengemi sağlayamadım, kapaklandım. Mantara takılmış ayağım. Mantar demeye şahit ister, hem  devasa hem de salyangozlar tanınmaz hale getirmiş. Bunlar aynı mantarın başka yerde pörtleyen uçları. Benim takıldığımın fotojenik bir tarafı kalmadı, eziliverdi. 

Bahçe permakültür olunca böyle ufak kazalar oluyor :)

Çok sevgili, zeki, çalışkan, şirin mi şirin şu 15 tavuk günde bir, bazen iki yumurta veriyor. Başarılarının devamını diliyor ve hiç vakit kaybetmeden erişteli tavuk çorbası tarifine bakıyoruz. Bol karabiberli olsun, insanın içini ısıtsın şu kış gününde. Hey kime söylüyorum!

Bu hafalık bu kadar :) Haftaya görüşürüz!

30 Kasım 2020 Pazartesi

kasım 2020 - dördüncü hafta

 Patlıcanların bir kısmı geçen hafta gözümden kaçmış. Alışılagelmiş olan sezon bitince tüm fideleri söküp, tertemiz bir bahçe elde etmek. Ben bırakıyorum yarısını, üçte birini. Yalnızca patlıcanlar yok, örümcekler ve peygamber develeri de kışı geçirmek için saklanmış yaprakların altına.

  

Brokoliler büyümeye devam ediyor. Sabırla bekliyoruz efenim.

Cumartesi pizza günüydü. Pizza ıspanaklı çok güzel oluyor. Pazılısı da hiç fena değilmiş. Sökmeden üstten kestim. 3-4 kesim alabiliyorum böyle toplayınca. 

Saplarını, güneşin yaktığı yaprakları (susuz kalmışlar) ve bir kaç avuç solucan yığınını tavuklara verdim. Bilirsiniz tavukları, bayram yaptılar.

Sonbaharda taze sarımsak :) 

Bu haftaki hasat: zıplayan soğan, taze sarımsak, pazı, biber, patlıcan ve kekik. İhtiyacım kadar topluyorum çünkü kış olsa da büyümeye devam ediyorlar - biber, patlıcan hariç. Onlar yaz sebzesi.

Sonuç - fırına girmeden önce. Fırından sonraki halinin resmi yok. Sebebini tahmin etmek zor olmasa gerek :)

Bu haftanın olayı civcivler. Kümesteki işe yaramaz tavuklardan bahsetmiyorum. Yağmur yağmayıversin, hemen ölüyor biri ikisi. Cinsmiş, yumurta tavuğuymuş, yılda 300-320 yumurta yumurtlarmış. En iyisi ataksmış, lohman brownmış. Külahıma anlatsınlar. Geçen sene bir gün yağmur yağıyordu, hem de ne yağmur! Sel götürüyor. Bu salaklar yağmur altında birbirlerine bakıyor. Öyle ıslanmışlar ki, suya soksan o kadar ıslatamazsın. Biri boğulacaktı durduğu yerde. İkisi öldü takiben. Bir de bu salaklara iki ay toprağın nasıl eşeleneceğini öğretmiştim. Valla! Bir keresinde de solucan verdiydim, korkup kaçtı "Zekiye". Düşün en zekisi de o olacak. Üstüne üstlük antibiyotik bağımlısı bu fabrika tavukları. En çok 5 yumurta mı yumurtlar 15 tavuk! Bir yağmur sonrası, yine ıslanmış bu salaklar, herhalde düşünüyorlar ne zaman ölsek diye. Tamam doğal olsun her şey, hiç ilaç kullanmayalım. Gel gör ki bırakırsam hepsi ölecek. Antibiyotik verdim. Takip eden gün hepsinin keyfi yerinde. Antibiyotikli diye yiyemeyeceğiz yumurtaları. Toplayıp çöpe atacağım. 15 tavuk 16 yumurta mı yumurtlar! 

Ben horoza bakıyorum, horoz bana. Acaba horoz da mı yumurtladı? O da şaşkın.

Kısacası kanım bir türlü ısınamadı atakslara, lohmanlara. Köy tavuğu arıyorum iki yıldır. Bu-la-mı-yor-um! Yok abi tavuk! Kalmamış. Bir söylentiye göre köy köy dolaşıp "teyze/amca bunlar daha çok yumurtluyor" deyip toplamışlar tavukları. Bir başka söylentiye göre de kuş gribini bahane edip yerli türleri yok etmişler. Onu bunu bilmem, bulamıyorum bildiğin köy tavuğunu. Edirne'de bir adamda buldum, 150 tl istiyor tavuk başına. Bana 20 tane gerekli. Cık. Başka bir teyzede buldum, tavuğumu vermem dedi de durdu. Teyzem bırak civciv çıkarsın, alacağım büyüyünce dedim. Dalga geçiyorum sanmış olacak ki biraz tatlı biraz da sert kovdu evinden. Ah teyzem ya! Karşı komşusu yumurtasını satıyor ama. Hem de teyzemin tavuklarının. Komşusunun bahçesine yumurtluyormuş. Aldım hemen. Kaç yıllık komşular...

Bir de kuluçka makinesi aldım. Evet aldım. Hele sor niye? Bu ataks salakları yumurtaya oturmuyor da ondan! Gurk murk yok kitaplarında. Gerizekalılar ya, teyzemin yumurtaları yalan oldu. Sonra öğrendim ki birbirlerine girmiş teyzeler benden dolayı. Gene yumurta arayışına girdim ve nihayet geçen ay bulduk!

Makinada 21 gün bekledikten sonra çıktı ufaklıklar. Bende de biraz gerilik olacak ki hiç bir hazırlık yapmamışım. Hiçbir şey yok. Kasım ayı, civcivler ve ben. Yuva yok. Yem yok. Işık, ıstıcı, termostat vb, yok. İlaç yok, vitamin yok. Pazartesi sabahı, cik cik! Buzdolabından yaptık bir şeyler. Altısı çıkmadı ya da çıkar çıkmaz öldü. 12'de 6. İlk sefer için hiç fena değil. Nemini doğru ayarlamamışım, son 3 gün nemi fazla olmalıymış. N'etcen, öğreniyorum.

Karşınızda civciv poposu!


Ve anadolu rock'ın son temsilcisi, civcivler! En önde balbadem, arka sırada vanilya, şaşkoloz ve alamancı!

Ata tavuğu değiller tabii ki. Karışmış genler. Keyfimi hiç bozmayın, şu duruşa bak ya! Kamera görünce poz veriyor, öyle kalp krizi geçirip ölmüyor salak salak. Helal!

Yeşil yumurta aldım internetten. Ne kadar yeşil olduğu şüpheli. Bir kısmı zeytin rengine kaçıyor. Sırada onlar var.  Maranlar koyu kahve renkte yumurtlarmış. Onlardan da mı çıkarsam.

Hamiş: Yumurtalar farklı farklı renklerde olabiliyor. Belki benim tavuklarım da renk renk yumurtlar bir gün. Resim internetten aşırma.