mevzu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mevzu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2025 Pazar

mevzu: tavuk yemi üzerine

Geçen tavukların yemi bitti. Yemi kendim kardığım için iş başa düştü, fes de başıma. Malzemeler stoklu, sıkıntı yok. Buğdayı, mısırı, mercimeği, keteni ve diğer hepsi var. Derken…

……

……………

………………….Ulaaaa! Neydi oranlar??

Öyle kala kaldım. Buğdaya ne kadar yonca katıyordum, mercimeğin oranı neydi? Katil -küçük enişteyi öldüren horoz- bana bakıyor, ben ona. Unuttum, iyi mi…

Eve geldim notları karıştırmaya. Daha geçenlerde masamın üstünde olan notlar ortada yok. Rafa kaldırdım herhalde. Notları geçen sene hazırlamıştım, 2023’de. 2024 miyiz, 25’de miyiz? N’oluyor bana yahu.

Haliyle hayatımda ilk kez bir şey unutmuyorum. Bu konuyu unuttuğuma şaşırdım ama. Yıllardır çalıştığım konu. Bir anda puf! Sıfır. Bomboş.

İyi ki notlar var. Yazmışım, karalamışım kenara. O halde gelsin mevzu yazısı.

.

Önce işin hikayesi. Tavuk alalım dedim. Yumurtası filan olur, ortama neşe katar, çocuklar sever. Yumurtası olur, her gün taze taze yumurta alırız sabahları. İnternete baktım, Ataks’lar 250-270 yumurta veriyor, Lohman’lar 300-320. Kümesi inşa ettim, tavukları buldum getirdim. Koyduk kümese, önlerine en kalitelisinden yem. Her gün taze su. Dramı bitmedi bir türlü. Birkaç sezon sonra bu tavuklardan hayır gelmeyeceğini anlayınca kendi cinsimi geliştirmeye karar verdim: Kirpi’nin permakültür tavuğu. Hani şu renkli yumurtalar veren, sağlam dayanıklı çeşit.

Bir yandan da yem konusunu çalıştım. Farklı yem karışımlarını denedim, farklı farklı formüller uyguladım. Yumurtanın tadını, sarısının rengini neler değiştiriyor, oranları ne olmalı. Hepsi. İki formül çıktı ortaya. Biri “tam bütün yem”, diğeri “gündelik yem”. Tam bütün yem ticari sır, bir tek benim değil bu işi yapanların -kişiden kişiye farklılık olsa da- sırrı. Diğeri bu yazıda.

Sonuçları paylaşmadan önce uyarı gelsin. Siz de bu deneleri yapacaksanız tavukları en az 6 ay yem karışımını değiştirmeden beslemeniz gerektiğini unutmayın. Yemi değiştirip 1 ay sonra “bak buğday iyi geldi” ya da “bu mısır yumurtanın rengini değiştirmiyormuş” demeyin. Tavuğun yeme alışması zaten alıyor 1-1,5 ay. Değerlerinin değişmesi de 4 aydan sonra ortaya çıkıyor. Mesela yalnız buğdayla beslerseniz besin noksanlıkları 3. Aydan sonra ortaya çıkmaya başlar – tavuğun ilk durumuna bağlı olarak. Sonra Nasrettin Hocalık durumlar olmasın – eşek tam da açlığı alışıyorken ölmeyiversin.

.

Sade buğday, arpa ya da yulaf köyde oluyor da bizde neden olmuyor?

Köyde elek altında ne kaldıysa veya ne satılmadıysa hayvanlar onunla besleniyor. Buradaki amaç yumurta üretimi ya da yetiştiriciliği değil. Zaten hayvanlar yazın düzenli olarak üredikleri için mantık “kalan sağlar bizimdir”. Her yıl kümes ahalisinin muhtemelen yarısı değişiyor. Hayat varsa (civciv), ölüm de var (muhtemelen çorba). Burada usul böyle. Hayvanlar serbest ama. Buğday ya da arpa günlük ihtiyaçlarının dörtte üçünü karşılıyor. Besin (mineral, vitamin ve diğer protein) ihtiyaçlarının ise taş çatlasa onda birini karşılamaz. Hayvanlar bunu sokaktan temin ediyor. Taş yiyor, böcek yiyor. Köpek, inek -artık ne varsa- dışkısını eşeliyor, yiyor. Çöpleri karıştırıyor. Bir şekilde günü kurtarıyor. Köydeki hayvanı en sağlıklı hayvan sanmayın. Orası hayatta kalma bölgesi. Yılda 100 yumurta anca. Muhtemelen 80. Daha fazla verene “iyi yumurtladı” derler.

Tavukları kapalı tuttuğunuz anda (illa kafes olmak zorunda değil, serbest olamasınlar yeterli) gerekli besinleri alamadığı için eksiklikler bir bir başlar. Sağlıkları azalır, yumurta verimi düşer, tüylerinin parlaklığı gider. Bir ay geçmeden başlar bu belirtiler. Üçüncü aya gelmeden ölümler başlar, en zayıflar elenir. Dördüncü aydan sonra kalıcı etkiler ortaya çıkar. Yeni yumurtlamaya başlamış tavuklar (1 yaş) bu duruma daha dirençli. Halihazırda yumurtlayan ya da civciv çıkaran tavuklar daha çabuk güçten düşer çünkü zaten yumurtlayarak kemiklerinde ve yağda depoladıkları kaynaklar azaltıyorlar. Tavukları tekrar tam yem ile beslemeye başlasanız bile tam anlamıyla toparlamaları 6 ay bulabilir. Bu tür açlık yaşayan tavuklar tekrar iyi besleneniz bile aniden hastalanırlarsa şaşırmayın. Bazen tam toparlayamıyor.

Peki buradan çıkacak ders ne? Hayvanların hareketini kısıtlıyorsanız yalnızca buğday/ara ya da yulaf ile beslemeyin. En azından ağırlıkça %2 mercimek ekleyin (olması gereken %5). Yüz kilo buğdaya iki kilo mercimek yani, öyle çok bir masraf etmez. Mercimeği suda şişirmeden vermeyin, bir gece suda beklesin. Hatta buğdayı da suda şişirin ki yem tüketiminiz azalsın – baya fark ediyor. Evden mutfak atıkları, manavdan pazardan sebze atıklarını da verebilirsiniz. Biraz kum, ince taş da verin. Ama sakın yalnızca buğdayla beslemeyin.

Bu hesap kendini doğruluyor, sağlaması var. Tavuklar yemdeki protein oranı düşerse daha çok yem tüketmeye başlıyor. İdeal oran %19-20 arasında. Gerçek sayılar için Ali Fuat Hoca’nın kitabına bakmanız gerekir ancak bir örnek vermek gerekirse %20 protein oranına sahip bir yemden 150 gr vermeniz gerekiyorsa, %14 protein oranına sahip yem ile tavuğu doyurmak için 200-210 gr yeme ihtiyacınız var. Paradan kısayım, sadece buğdayla besleyeyim derken tükettiğiniz buğday üçte bir oranında arttı. Kirpinin tavsiyesi yeme mercimek ekleyin, geceden suda bekletin şişsin. Mercimek masrafınızı arttırmayacak, bilakis azaltacak. İşin doğrusu için en aşağıda verdiğim formüle geçin.

Gelelim işin çirkin tarafına. Piyasadaki markaların çoğu (yalnızca tavuk değil, köpek mamasında da aynı durum geçerli) yemdeki protein oranını bir tık düşük tutuyor. Sizde tavsiye edilen yem miktarını kullanınca hayvanlar zırt pırt hastalanıyor, veteriner peşinden koşuyorsunuz. Bu arada daha fazla mama tüketiyorsunuz. Hayvanları proteinle takviye edin. Köpeklere haftada bir 2 haşlanmış yumurta, ayda bir, bir kutu ton balığı verin mesela. Bu da en az. Avcı tavsiyesidir (acı değil avcı, ava giden kimsenin verdiği tavsiye). Tavuklar için de durum aynı, hazır yem ile besliyorsanız hem tükettiğiniz yemi azaltmak için hem de hayvanların sağlığı için proteinle takviye edin. Mercimek olabilir, ancak hayvansal proteinler daha önemli. Yem hazırlanırken hayvansal proteinler daha pahalı olduğu için ilk onlar gümbürtüye gidiyor, formülden ilk onları çıkarıyorlar. Hayvansal atıklar neler olabilir? Mesela kasap atıkları (tercihen haşlanmış), siyah asker sineği larvası gibi. Kemik suyu, et suyu, yoğurt gibi ürünler de olabilir (tanıdık restoran varsa bilhassa, tonla protein atıyorlar çöpe).

Önemli nokta. Proteinlerden birinin eksik olması, daha doğrusu hep eksik olması - amino asit eksikliği- hayvanın ömrünü kısaltır, direncini düşürür. İlk döngüden sonra toparlanmasını geciktirir filan falan. Yani mercimek takviyeli buğday ile tavuk besliyorsanız muhtemelen 3 yaşına gelmeden öleceğini – belki 4- , arada bir hastalanacağını unutmayın, duygusal bağ kurmayın, isim vermeyin. Bu uyarı saçma gelmiş olabilir, kusura kalmayın. Aksini çok gördüm. Ondan.

.

Hazır yem alsak da hangisini alsak?

Tabii ki ilk denemelere hazır yemlerle başladım. 2016-2019 yılları arasında piyasadaki yemlerden ulaşabildiklerimin hepsini denedim. İlerleyen yıllarda da şehir dışındaysam ya da hastaysam yem karamadım, aşağıdakilerden devam ettim.

Hayvan yeminde GDO kısıtlamaları yok. Ondan satın alacağınız isimsiz yemlerde (etiket zorunluluğu var da etiketi böyle çuvalın kenarına ayıp olmasın diye dikilen) ithal edilen GDO tahıl ve bakliyata denk gelirseniz şaşırmayın. Yemlere bu mahsullerin katılmasının nedeni fiyatı. ABD deliler gibi soya ve mısır üretiyor, fiyatı düşürüyor. Mısır neyse de yemciler yemdeki protein oranını ayarlamak için soyadan faydalanıyor. Hem soya tavuğun ihtiyacı olan proteinlerin tamamını (amino asitleri) sağlamadığı için hem de GDO yüzünden etiketleri okumadan sakın almayın. Diğer uyarılar yazının sonunda. Hazır yem denemeleri sonucunda şu iki ürün/marka ön plana çıktı. Reklam olsun diye yazmadım, herhangi bir ilişkim, iş birliğim yoktur. Arayıp bir kere konuşmuşluğum da yoktur (tamam belki kargom nerede diye aramış olabilirim).

14 tahıl karışımı:

Malatya’dan birinin hazırladığı 14’lü karışım vardı bir ara. Sonra bir ara ortadan kayboldular. Daha sonra marka mı oldular ne oldular inanın bilmiyorum. Son aldığımın içinde yumurta yemi de katılmıştı. Fiyat performans için en uygun yem bu üründü. Demiyorum ki tavuklar şaha kalktı, tüyleri parıl parıl oldu bir bakan bir daha baktı. Yok öyle bir şey. Ancak hem yumurta verimi hem sağlıkları için en iyi karışım buydu.

Gelelim eksikliklerine. Hayvansal proteinler eksik. Zannedersem yumurta yemiyle bu açığı kapamaya çalışmışlar. İyi de sormazlar mı madem pelet yem katacaktın neden 14 tahılı karıştırıyorsun. Valla bilmiyorum. Pelet yemin içinde GDO var mı, yok mu? Onu da bilmiyorum. Hazır yemde fiyat performansta adres burası ama.

Sadova Yem:

Tavuk yeminde bu işin en iyisi kim diyorsanız, Prunia’dır derim (he ya, onu da bulduk denedik). Türkiye’de hangisi diyorsanız Sadova derim. Fiyatı biraz tuzlu gelebilir, anca hem protein oranları hem de içindeki amino asit dağılımı vs en uygun yem bu markadan çıkıyor. Süs hayvanı yemi ideal oranlara biraz daha yakın. Civciv çıkartıyorken ilk aylarda Sadova’nın yemiyle besliyorum, bizim irmik yumurta karışımıyla takviye ediyorum. Tavsiyedir.

Sadova’yı şu noktalardan eleştiriyorum ben. Neden %100 bitkisel yem? Tavuklar vegan değil ki, hayvansal proteine ihtiyaçları var. Acaba mevzuattan (vardır kesin bir mevzuat) yırtmak için mi? Belli amino asitler yalnızca hayvanlarda var ve bu amino asitler tavuk yemi için elzem. İşin ilginci bu yem ile besleyince o amino asitlerin eksikliği hemen ortaya çıkmadı, demek ki içinde o amino asitler olmalı? Bilemedim. Acaba katkı maddesi gibi ilaveten mi koyuyorlar? Koymuyorlarsa nasıl yapıyorlar? İşin daha da ilginci süs yeminde bu durumun gözükmesi daha geç oluyor. Benim denemelerimdeki sonuçlar böyle çıktı en azından.

Bu markanın ürünleriyle besleyince en yüksek performansı aldım. Sağlık olarak, yumurta sayısı olarak vb. Bu yemin üzerine bir de siyah asker sineğiyle takviye edince hayvanlar uçtu. Evcil hayvan olarak tavuk besliyorsanız Sadova candır. Hayvanlarınızın 3-4 yaştan daha uzun yaşamasını istiyorsanız proteini biraz arttırın (çok da arttırmayın, horozlar fazla protein istemiyor).

.

Tam bütün yem eden önemli?

Öncelikle tam bütün yem nedir? Tavuğun günlük ihtiyacının tamamını sağlayan (yani tam), işlenmemiş, öğütülmemiş vs (yani bütün) yeme tam bütün yem diyorum. Hazır yemler ve sonrasında açlık deneylerinden (yalnızca buğday ya da arpayla beslemek) sonra geriye iki problem kalmıştı. İlki fiyat düşünmeden en lezzetli ve en besleyici yumurtayı elde etmek. Diğeri de maliyetleri dikkate almak oluyor haliyle.

O halde gelsin en besleyici yumurta. Temel fikir şuydu, işlenmemiş gıda ne kadar besleyiciyse o kadar lezzetli olmalı. Tavukların günlük vitamin ihtiyaçları belli, karbonhidrat, yağ ve protein oranları da. Kalsiyum ihtiyacı vs’si de belli. Hepsi kitaplarda var. Bunları tutturmak öyle aman aman bir iş değil. Problem amino asitlerde başlıyor. Proteinin yapı taşı olan amino asitlerin çeşitleri var ve her bir çeşitten belli miktarda alması gerekiyor tavuğun. Bu oranları bütün yemlerde, takviye kullanmadan ayarlamak zor. Temin etmesi de zor ve maliyetli.

İşlenmemiş yemde ısrar etmemin başlıca nedenleri şöyle:

  • Yem maliyetlerini düşürmek için diğer üretimlerden çıkan atıkları hayvanlara yediriyorlar. Mesela protein oranını tutturmak için mezbahadan toplanan kan ve kemiğin ununu, etlik piliç üretiminden çıkan tüy ununu yediriyorlar tavuklara. Ayçiçeği ya da başka yağlık tahılın sıkımından arda kalan küspeyle besliyorlar. İşlenmemiş bütün yemde ısrar ederseniz bu grup toptan devre dışı kalıyor.
  • Pelet yemde içeriğin hepsi karışıyor, tavuk hap gibi yutuyor. Lakin tavuklar da birey. Herkesin her günkü ihtiyacı aynı değil. Tavukların yemin içinden istediklerini seçme şansı olmalı. Yılda 300 gün yumurtlayan hayvan her gün yumurtluyor haliyle. Yılda 150 yumurta veren tavuk bazen 4 gün ardı ardına yumurtluyor (protein tüketimi artıyor) sonra bir hafta yatıyor (yonca tüketimi artar mesela).

Buna göre bir yem formülü çıkardım. Sonra işini ciddiye alan üreticilerin de benimkine yakın formülleri olduğunu gördüm. O yüzden ticari sır. Şöyle ilginç bir durum çıkıyor ortaya:

Tam bütün yem en kaliteli yumurtayı üretmek için ödeyeceğiniz en yüksek ve en düşük fiyatı belirliyor. En düşük, çünkü tavuğu havyarla besleyen bir çılgın illa çıkar. En yüksek, çünkü maliyeti düşürmek için içine küspe, balık/et/kemik/tüy unu katan illa olacaktır. Balık ununun da kalitesine göre fiyatı var. Yumurtanın kalitesini anlamak için bundan güzel parametre yok.

Şubat 2025 itibariyle tam bütün yem ile beslenen tavukların yumurta satış fiyatı -kar dahil- 23,40 tl. 21 olur, 25 olur ancak mertebe bu. Yani bu fiyatın altına yumurta alıyorsanız ya bir şeyler eksik ya katkı maddesi konuluyor ya işlemden geçmiş gıda ile besleniyor demek. Son ihtimal yumurta üretenin yemini kendi üretmesi olur (ki o benim gibiler oluyor, anca o zaman bir tık daha düşüyor fiyatı).

Başka bir ifade ile 20 liranın altında aldığınız her yumurtada bir şeyler muhtemelen eksik. Tabii bu fiyata yumurta üretmek de satın almak da ayrı kafalar. Ancak tam bütün yem ile beslenen tavuktan aldığınız yumurtanın kalitesi… Ben daha “doğru” tadı başka hiçbir şeyden almadım.

.

Gündelik yem

Tam bütün yem mükemmel ama maliyeti de bir o kadar şahane! Maliyeti düşürelim, tadını da çok kaybetmeyelim diyorsanız gelsin gündelik yem.

Kirpi'nin gündelik yem karışımı şöyle:

150 kg buğday*

25 kg kırık mısır (yalnızca kış ayları)

7,5 kg mercimek (25 kg’a kadar artabilir)

10 kg kadar aspir (yumurta sayısına göre artırın ya da azaltın, benim karışımda 25 kg. Çok arttırırsanız horoza dikkat edin, fazla Omega ilk horozu çatlatıyor.)

0,3-0,5 kg keten tohumu

5 kg pelet yonca (ota erişimleri yoksa)

Bu formül için buğday, mercimek, aspir ve yonca mutlaka gerekiyor. İmkân varsa hayvansal proteinler ile (siyah asker sineği larvası) takviye edin. Mutfak atıkları, kompost vs hepsi kümese. Yemi kardıktan sonra güzelce depolayın. İçine en az 500 gr (varsa 1-2 kg) diyatom katın (hem parazitleri öldürür hem de yemin böceklenmesini engeller).

Yemi geceden ıslayın, iyice şişsin. İçinde bakliyat olduğu için şişirmeden vermek olmaz. Hayvanların ulaşabileceği kum, ince taş mutlaka olsun. Bitten koruyun. Suyunu her gün değiştirin.

Bu formül sonucunda elde edeceğiniz yumurta tat ve besleyicilikte marketteki pahalı yumurtalarla yarışıyor. Bizim kümesteki durum bu. Kar edecek kadar fiyatı düşürmüyor ancak pazardan alacağınız yumurtadan daha pahalıya da gelmez. Dengede yani.

*Kendi buğdayımı ürettiğim için formül buğday üzerine kurulu.

**Baştan söyleyeyim bu formül tam değil. İş görüyor.

.

Önemli notlar

  • Yemin içinde olandan önce yemin tazeliği ve depolanma şartları önemli. Doğru depolanmamış hiçbir yemden -markası ne olursa olsun- verim alamazsınız. Yemin mutlaka temiz, küfsüz ve taze olması gerekiyor. Yemde küf olması için üzerinde küfü görmeniz, göz teması kurmanız gerekmiyor. Küf için uygun şartlar var ise küf vardır. Baktınız dükkân ya da depo hava almıyor, biraz nemli. Hemen başka dükkâna. Bir aydır çuvallar orada duruyor, satılmamış. İstikamet diğer dükkân.
  • Tavukların yeme alışması zaman alıyor. Dank diye yeni yeme alışmıyor bünyeleri. Yem geçişlerinden sonra bir kanıya varma için en az 3 ay bekleyin. İdeali altı ay. Alıştıra alıştıra yemi değiştirin, oranları arttırın.
  • Civcivlerin ilk haftalarda aldığı protein miktarı hayvanın bütün hayatı boyunca ne kadar iri ve sağlıklı olacağını belirliyor. O yüzden takviye şart. Tavada irmiği suyla biraz şişirin. Suyunu çektikten sonra içine yumurta kırıp iyice karıştırın. İkinci- üçüncü günden sonra yemini bu karışımla takviye edin (ben Sadova’nın civciv yemiyle besliyorum). Hazır yem yoksa bu karışımla beslemeye bir süre devam edebilirsiniz.
  • Yem karışımları ve yem depolama teknikleriyle ilgili onlarca kitap var sahaflarda (internette de). Ucuzlar hemide. İçerikleri üç aşağı beş yukarı aynı. Merak ediyorsanız temin edin. (Ali Fuat Örsan – Pratik Tavukçuluk mesela)
  • Maliyetleri düşürmek ve yem kalitesinden mutlak emin olmak istiyorsanız (kar etmek istiyorsanız daha doğrusu) yemi kendiniz üretin. Bu fikir manyakça gelebilir. Bir -değil, ikincisi -başka yolu yok. Bizim yem dramları kendi buğdayımı üretmeye başladığım anda kesildi.

Yumurtanın rengi, tadı ve kokusunu etkileyen faktörler var. Onu da başka güne :)

24 Nisan 2023 Pazartesi

mevzu: odun yatağı 3 - sıkça karşılaşılan hatalar

Az toprak, çok odun - odunları kaplayacak kadar toprak koymak

Bahçedeki ilk yatağımı kurarken, ne kadar odun, dal, çalı çırpı bulduysam yığdım. Yaklaşık 1,5 metre yüksekliğinde 4 m uzunluğunda bir yığın hayal edin. Sonra da üstünü örtecek kadar toprak attım. Başta işler iyi gitti, sebzeler büyüdü ama sonra ne hikmetse çalışmadı. Domatesler tam meyve tutarken, biberler tam koparılacak kıvama gelirken ölmeye başladılar. Kuruyan bitkileri söktüğümde köklerinin boşlukta kaldığını gördüm. Zamanla fareler ele geçirdi yatağı. Sonbaharda yatak üzerinde bir miktar toprak olan, delik deşik yabani bir yığın haline gelmişti. Yatağı bozdum, bozarken de neymiş ne değilmiş inceledim. Odunun odunla temas ettiği yerlerin çürümediğini, büyük boşlukların olduğu bölgelerin kuruduğunu ve fare yuvasına dönüştüğünü ve yatağı örten toprağın odunlar arasına aktığını gördüm. Bu hatayı yapan ilk kişi ben değilmişim meğerse. Permies'te onlarca mesay/thread var - yataklar neden çalışmıyor, neden kuruyor diye soran, cevap arayan.

Yatağı kurarken odun yatağında odun, çalı çırpının %40-50 arasında olmasına dikkat edin. Boşluklar oluşmaması için odunu, çalı çırpıyı abartmayın. Koyduğunuz toprağın bir kısmı zaten yatağa nüfuz edecek ve odunların çürümesini sağlayacak. Emin değilseniz ve ilk kez yapıyorsanız toprağı bol odunu az yapın.

Amacınız doğal hayatı teşvik etmekse durum tam tersini, odunu çok toprağı az olsun. Toprak çökmeye başladıktan sonra av (fare gibi), 3-4 ay sonra da avcıları (tilki, baykuş gibi) göreceksiniz (%70-80 odun, %20-30 toprak).

Yatağı katmanlar halinde kurmamak

Bu katman konusu eskilerin pek bileceği bir konu değil. Paul'un ekibi hep daha da yüksek yataklar yapmaya çalışınca tek katmanla o kadar yükseğe (2-2,5m) çıkamayacaklarını gördüler. Bunun üzerin her odun ya da dal koyduklarında üzerine toprak atarak ördüler yatağı. Yani klasik yöntemde yapıldığı gibi odun, dal, ince dal, toprak sırasıyla değil de odun, toprak, dal, toprak, ince dal, toprak diye. Lafı çok uzatmayayım, Permies'te yayınlanan çeşitli denemeler ve yanılmalar sonucunda yatakları katmanlar halinde örmenin daha faydalı olduğu sonucuna varıldı. Tek bir nedeni var, su boşlullarda ilerleyemiyor ve biz odunların üzerine dalları doğrudan yayınca arada aşırı boş alan kalıyor. Kolunuzu içine uzatabileceğiniz kadar. Bu geniş boşlukların toprakla dolması yatağın olgunlaşmasını hızlandırıyor. Dar, ufak, küçük boşlukların ise zararı değil, yararı var. Topraktaki avcıların (çiyan, akrep, karafatma vb. için yaşam alanı - toprak içinde pek mikro olmayacak her yaşam için şart)

Siz siz olun yatakları kuruyorken arada kürekle toprak atmayı ihmal etmeyin. Zira akdeniz ikliminde bu konu ekstra ehemmiyetli (bkz: dili katletmek). Önemli derken de aşırıya kaçmayın, her boşluğun toprakla dolması şart değil (bkz önceki paragraf, büyük boşluk- küçük boşluk)

İlk yıllarda yatağı sulamamak

Odunun çürümesi ve sünger gibi su tutması gene bi 1-2 yıl sürer. Başka bir ifadeyle odun yatağının çalışması, kurak dönemler için su depolaması 1-2 yıl alıyor. İlk yıllar yatağı sulamayı ihmal etmeyin - ilk yıl şart. Sulayamayacaksanız yatakları eylül-ekim aylarında kurun, kış ve ilkbahar yağmurlarıyla iyice ıslansın, suyu çeksin. İlkbahar ve yazın kurduğunuz yatakları mutlaka sulayın. Sulamazsanız yataklarınız kurur, boşluklar oluşur ve toprak su tutamaz hale gelir. Sonbahar yağmurları fayda etmez. Kuruyan yataklar yavaş ve derin sulama ister. Gömülü odun yatakları daha kolay toparlıyor uzun süre susuz kaldıktan sonra. Onları da ilk senelrde susuz bırakmayın. Ek iş olacak ama odun yatağı üzerine damla sulama kurarsanız tadından yenmez, şart değil.

İçeriğinde ya da formunda çeşitlilik olmaması

Önce içerik: Diyelim ki elinizde bol miktarda kuru kavak, meşe ve ceviz var. Kavak hızla çürüyen, hafif bir ağaç çeşidi. Meşe daha yavaş çürür, hatta çürüme hızının odun yatağı için ideal olduğu söylenir. Ceviz toprağa yavaş karışır, bir de odunu da yaprağı da aleopatiktir. Yani civarındaki bitkilerin gelişmesini yavaşlatır, durdurur ve hatta öldürür. Soru; 3 yatak kuracağız. Bu yatakları kavak, meşe ve cevizden ayrı ayrı mı yapalım yoksa karıştıralım ve her yatakta kavak, meşe ve ceviz olsun mu?

Doğru cevap ikincisi. Nedeni de şöyle. Odunları karıştırmadığınız durumda ilk sene her yataktan ürün alırsınız, ancak durum ikinci seneden itibaren karışmaya başlıyor. Kavak yatağı ikinci sene bi coşar, sonra söner. 3 senede odun modun kalmaz. Meşe yatağı yavaş başlar 3-4 ve muhtemelen 5. sene güzel ürün verir sonra düşer. Ceviz yatağında ise 2. sene aelopatiklik nedeniyle ürün alamamaya başlarsınız, ektikleriniz gelişmez. Anca 4. seneden sonra ürün almaya başlarsınız. Yani ilk sene 3 yatağınız var, ikinci sene 2, ondan sonra sizi meşe götürüyor. Odunları karıştırsaydınız, ilk kavak devreye girecek, sonra meşe en son da ceviz. Her yıl bu üç yataktan da ürün alacaksınız. Bu yüzden biz yatakların fazla karakteri olmasını istemiyoruz ve mümkünse odunlar, dallar farklı farklı ağaçlardan gelsin. (burada bir not, iyi odun kötü odun'da açıklamıştım. Odunları dizerken, en dibe aelopatik, sonra yavaş çürüyen, en son da -yüzeye en yakın- en hızlı çürüyen odunları koyuyoruz. Yani önce ceviz, sonra meşe, en son kavak.)

Dikkat edilmesi gereken bir mevzu da katmanların baştan sona aynı olmasını istemememiz (yataklar 6-8m'den uzunsa). Yatakları kurarken lütfen fazla özen göstermeyin. Katmanlar halinde olmalı derken, yatak baştan sona aynı olması şart da değil. Bırakın bir yerde cevizler çok olsun, diğer yerde sadece meşe ve kavak olsun. Hatta mümkünse olmasın. Bırakın bir tarafta toprak bol, diğer ucunda odunu bol olsun. Bir tarafı daha "kavak", diğer tarafı daha "meşe" olsun. Amaç çeşitlilik yaratmak. Toprak altındaki canlılar için bu önemli. Sizin alacağınız ürünün miktarına da, ekeceğiniz sebzelerin çeşidine de etkisi büyük.

Form konusu da tasarımda önemli. Yatakları kurarken hepsi doğu-batı yönünde dizili askerler gibi olmasın, gerçek potansiyelini göremezsiniz. Bırakın yılan gibi kıvrılsın, hatta bırakın kimi yerleri geniş, kimi yerleri dar olsun. Doğu - batı yönünde giderken dönüp kuzey- güney yönünde devam etsin. + şeklinde olsun, t olsun. Güneye bakan bir yamaçtaysanız kuzeye bakan bir u da olabilir yatağın şekli. Bu u güneye de bakabilir. Bu şekilde mikroiklimlerden yararlanma şansınız oluyor. Kuzeye bakan u yaptığınızda ortadaki alan soğuk havayı hapsediyor. Buraya donlardan etkilenen badem, kayısı gibi ağaçları ekerseniz daha geç çiçeklendiği ve bu sayede donlardan daha az etkilendiğini göreceksiniz. Güneye bakan u da ise ortası daha erken ısınacaktır. Kuzey bölgelerde turunçları bu alanda yetiştirmeyi deneyin. Güney batıya bakan L yatağın en sıcak alanı olacak.

Gömülü odun yatağında benzer bir durum benzer. Odunların dizilimi, sırası, karışımı aynı. Form- mikro iklim ilişkisi o kadar baskın olmasa da gene de önemli. Büyük yatakları kurarken baştan sona aynı derinlikte kazmamaya özen gösterin - drenaj.

Yatağa çok yıllık bitki ekmek, ağaç ekmek

Yataklar odunlar ve dallar çürüdükçe çökecek. Bu yüzden çapalamaya gerek kalmıyor, kendi kendini çapalıyor. Çok yıllık bitkiler ve ağaçlar sevmez kökleriyle oynanmasını. Ölür. Odun yatakları sebze, ahududu, çilek, aromatik bitki vb yetiştirmek içindir. Üzerine meyve ağacı dikemeyin. Dikecekseniz dibine de değil, 3-4 m mesafeye dikin (en az 2m). Paul bir resim paylaştı yıllar evvel, resime dikkatli bakmazsanız odun yatağının üzerinde ağaç dikilmiş de yıllar geçtikçe büyüyor gibi. Yok öyle şey. Forumda yazdı, yanlış dedi ama resimi değiştirmedi. Odun yatağı üzerine ağaç dikmeyin. Ölmesini geçtim devrilir :)

İklime uygun formda yapmamak

Odun yatağı mı hügelkültür mü yazısında bu konuyu uzun uzadıya açıkladım. Özeti şöyle: akdeniz ve karasal iklimde gömülü odun yatağı, daha serin ve yağışlı bölgelerde ise klasik hügelkültür formu çalışıyor. Sepp'in odun yatağını (yerden 2 m yükseklikte tepecikler) Muğla'da İzmir'de hatta İstanbul'da çalıştırmanız zor. Kuruyor.

Yatağı beslememek

Odun yataklarının öncelikli amacı toprak üretmek, sebze yetiştirmek değil. Odun yatağındaki çürüyen dallar sebzeleri besliyor, ondan gübre şart değil gibi yanlış bir algı var. Yalan değil, besler. Ancak bizim yetiştirdiğimiz sebzeler az biraz bereket çekmiyor topraktan. Odun yatağında daha az gübre kullanarak sebze yetiştirek mümkün, ancak bu toprağı hiç beslemeyin demek de değil. Sebze yataklarınıza nasıl her sene gübre, kompost, malç seriyorsanız, odun yataklarını da ihmal etmeyin. Odun çürüyüp gittikten sonra toprak size kalacak. Beslerseniz hayat dolu bereketli olur o toprak.

Gömülü odun yataklarında sebze yetiştirecekseniz, ki yetiştirin, sebze yataklarındaki uygulamanın birebir aynısını yapın. Gübreyi ve kompostu ihmal etmeyin.

Amaca uygun yapmamak

Amacınız bir an önce kötü topraktan işe yarar kara toprak elde etmekse, hızla çürüyen odunlardan kurun yatağı. Amacınız doğal hayatı desteklemekse odunu bol toprağı az olsun. Amacınız mikroiklimlerden faydalanmaksa farklı formlar deneyin, Sepp'i yataklarına bir şans verin. Amacınız kurak bölgelerde sebze yetiştirmekse gömülü odun yatağı kurun. Amacınız tasarrufsa, yükseltilmiş sebze yataklarınızın tabanını (en çok yarıya kadar) odun ve dal koyun. Amacınız yalnızca sedir ormanlarında yetişen bir yemişi yetiştirmekse yataklarınızda sedir olsun. Neyin doğru olduğu sizin elde etmek istediğinize bağlı.

Ahşap yapılara yakın olması

Türkiye'de pek ahşap yapı kalmadı, bir süre de fiyatlardan inşaatlarda baskın malzeme olacağını sanmıyorum. Betondan devam ederiz uzunca bir süre. Ancak diyelim ki ahşap kulübeniz var, hemen yanına odun yatağı kuracaksınız. Kurmayın. En az 10 m mesafe olsun. Mümkünse 20 m. Nedeni termitler ve diğer böcekler. odun yatağındaki böcekler odun yemeyi seviyor, odunu toprağa dönüştürüyor. Ancak etrafta yeni yaşam alanı aramadıkları anlamına gelmiyor bu durum. Dikkat edin.  

Odun yatağını mevcut ağaçlara yakın konumlandırmak

Mevcut ağaçların dibini kazıp, köklerini söküp odun yatağı kurmayın. Mümkünse kök bölgesinin dışına çıkın. Yazık olur ağaçlara. Yeni ağaç dikecekseniz en az 2 m, mümkünse 4 m mesafe olsun aralarında. Yatağa yazık olur yoksa. Ağaç kökleri yatağı ele geçirir, ürün alamazsınız.

Odun yatağı kombinasyonları. mesela odun yatağı - yağmur hendeği (hugelswale), odun yatağı - teraslama (hugelterrace)

Yapmayın. Farklı farklı yöntemleri bir arada uygulamak ezberden olmaz. Hatta hesabını yapmıyorsanız sakın yapmayın. Yamaçta su tutmak tehlikelidir. İnternette örnekleri var. Arazi teraslarken drenaja büyük önem verilir. İslam Altın dönemindeki üretim modellerinde de, İnkalarda da, Filipinlerde de, Japonyada da. Yeni bir şey değil. Yamaca odun yatağı kuracaksanız su arkasında birikmesin, yamaçtan aşağı yolculuğuna devam edebilsin.

Odun yatağı - yağmur hendeği kombinasyonu pek mantıklı değil. Yağmur hendeği suyu tutmak için kurulmaz. Yüzey suyunu 1 bilemediniz en çok 2 günde toprağa aktarmak için kurulan bir sistemdir. Zaten genişliği ve derinliğini hesaplarken buna dikkat ediyoruz. Odun yatağının amacı suyu haftalarca, mümkünse daha uzun süre tutmak. Biri kurak bölgelere kurulur, diğeri (odun yatağı - gömülü olmayanı) daha çok su alan bölgelerde. Ayrıca tehlikeli, örneği var. Yamaçtan aşağı kayan odun yatağı bir kliseyi ezmişti.

İnternette aratırsanız teras-  odun yatağını kombinasyonunu, permiesteki yazıma denk geleceksiniz. Öncelikle hesabını yaptım (zemin mekaniği hikayeleri), sonra da drenaj hatları çektim. Resimleri görüp birebir sakın uygulamayın. Hikaye derken, sayfalarca süren bir hesap. Ondan hikaye diyorum.

10 Ocak 2023 Salı

mevzu: kümeste kompost

Bize kompost gerek! Öyle az biraz da değil. Her sene en az 2 cm, ideali 5 cm kalınlığında seriyoruz. 100 metrekare bahçeniz varsa 2 metreküp/50 çuval kompost gerek. Alalım deseneniz, nereden almalı? Yok ki. Onun yerine solucan gübresi - çuvalının adedi 300 lira - pas. Üretmeye kalksanız 2 metreküp kompost için 4-10 metreküp malzemeye ihtiyaç var. Çevirmekten yorulur insan :)

Haliyle az biraz kompostla dağları devirmeye çalışıyoruz. Elimizin altındaki malzemeleri ve atıkları işleyemediğimizden kullanamıyoruz. Bahçe atıklarıyla kompost üretip büyük makineler var, belediye atıklarını eviriyor çeviriyor, parçalıyor, kompost yapıyor. Makine alacak halimiz yok, bu ölçekte işi tavuklar seve sever yapar. Malum bu hayatta en çok sevdikleri iki şey var, biri eşelenmek, diğeri seye yataklarını tarumar etmek. Ayrıntılara boğulmadan önce artıları eksileri neymiş görelim :) 

Bu arada kompost nedir: çalakalem: kompost

Kalın altlık yöntemi: çalakalem: kalın altık (deep bedding)

Artıları:

  • Kümes ahalisine meşkale. Doğal tavuk ve yumurta için doğalarına uygun hayatları olması gerekiyor. Aksi taktirde tüyleri dökülüyor, yumurta verimi düşüyor, birbirlerini gagalamaya ve öldürmeye başlıyor. Antibiyotik bağımlısı fabrika tavukalarından bahsetmiyorum, bizim doğal tavukların enerjilerini atmaları gerek. Eşelensinler, böcek kurt bulsunlar.
  • Daha az yorulmak kulağa hoş gelmiyor mu? :) Kompost çevirmek zor iş. İster sıcak ister soğuk kompost üretiyor olun, başta en az 2 kere çevirmek gerekiyor. İşin yarısını tavuklar yapsa, nasıl olur? Siz yığın, onlar eşelesin, eşelerken parçalasın ve yaysın. Sonra tekrar yığın.
  • Geri dönüşüm. Bahçe ve mutfak atıklarını çöpe atacağınıza bahçenizde kullanın.
  • Kompost! Hem de ne! Hem kompost üreteceksiniz hem de üreteceğiniz kompost -tavuk gübresinin etkisiyle- kuvvetli olacak.
  • Harcamlardan tasarruf. Yazının devamında hesabı var.

Ne artı ne eksi:

  • Yem giderlerinin azalması. Youtube videolarına aldanmayın, tavukları evdeki atıklarla besleyerek etlik piliç ya da yumurta üretmek mümkün değil. Büyük tesislere, restoranlardan gelen atıklara ihtiyaç var. Tavukların diyetini kompost veya kompost içindeki böceklerle desteklerseniz, yem tüketimi %15-20 kadar düşüyor. İşin kötü tarafı yumurta verimi de düşüyor. Yem azalacak ya da yem vermeyeceğim diye bakmayın olaya, tasarruf ederseniz ne ala. Yaprakları çuvala basarak böcek üretebilirsiniz, yumurta veriminiz artar ama ilave iş.

Eksileri

  • Hem kompost hem tavuk yetiştiriyorsunuz. Gözünüz üstünde olmalı. Açık alandaysa yağmur yağmadan önce üstünü örtmeli, gübrenin yüzeyde birikmesine ve kabuk oluşturmasına izin vermeden karıştırlamalı gibi.
  • Hatalar. Hiç bir yeni teknik hata yapmadan olmuyor. Hatalar olacak, kümes kokacak, belki beslediğiniz tavuklar bu işe uygun değil. Öğrenmek alışmak zaman alıyor.

Peki neden?

Başlıca iki nedeni var kümeste kompost üretmek için. Bizim için yürümek, koşmak neyse tavuklar için eşelemek o. Olmuyor bir şeylerin altına bakmadan. Ayrıca dar, buğday, mısırla beslesek de tavukların veganlıkla uzaktan yakından alakası yok, böcekçiller. Doğalarında yok bir yerde tıkalı kalmak, tünemek. İstiyorlar ki eşelesinler, böcek bulsunlar, bir çukur kazıp içinde toz banyosu yapsınlar.

İkinci neden ekonomi. Küçük ya da mini mini ölçekte tavuk beslemek ekonomik olmuyor. Dilerse her gün yumurtlasınlar, cık. Girdiler ve çıktıları tutumuyor. Lafı fazla uzatmadan çalakalem hesap yapalım.

Diyelim ki 12 adet tavuğunuz var, şehirdesiniz ve organik yem ile besliyorsunuz. Tavuklar ortalama günde 120-130 gr yem tükettiğine göre yılda kabaca 18 adet 25 kg'lık yem tüketecekler. Organik yemin fiyatını 300 lira kabul edersek, 5700 lirayı yeme harcayacaksınız. Yılda 1500-2000 yumurta alacağınızı düşünürsek (antibiyotiksiz, doğal halinde), yumurta başına 2,7 lira yem masrafı çıkacak. Kümesi on bin liraya kurarsanız (teli, çiti, tavukların kendisi vb), 5 yıl dayansa, yumurta başına 1 lira. Diğer masrafları da 50 kuruş diye hesaba katarsak, 1 adet yumurtanın maliyeti 4-4,5 lira çıkıyor. Organik yumurtanın satış fiyatının 4-5 lira arasında olmasına şaşmamalı; yemi toplu alıyorlardır, daha verimli üretim modelleri vs. (yeni cins geliştirdiğim için bendeki durum biraz farklı. maliyete kuluçka makinesi, ana kucağını vs ekleyince ve çıkan civcivlerin yarısı horoz, yumurtanın adedi 5-8 lira arasına mal oluyor)

Sonuç organik yumurtada maliyet takriben 4 lira, ürettiğiniz değer 4 lira. Horozdan mahmuz yeme fantezisi yoksa marketten yumurta almak varken niye uğraşır ki insan? Di mi? Peki tavuklar boş boş duracaklarına bize kompost üretseler nasıl olur?

Gözlemlediğim kadarıyla 12 tavuk size yılda 8-15 metreküp arasında kompost üretebilir. Kabaca tavuk başına 1 metreküp (20-25 çuval) kompost diyebiliriz. 12 tavuk kabaca 250 çuval (25 kg'lık). Kompost'un satış fiyatını bilmiyoruz malesef, torf desen torf değil, solucan gübresinden daha etkili, biyolojik olarak aktif. Solucan gübresinin çuvalı 250-300 liradan satılsa da (vergisi, paketlemesini düşerseniz üretim muhtelemeln 50 - 80 tl arasında oluyordur), hesapta değerini 50 lira kabül ettim (kompost işine girmeyecekseniz değerden gitmekte fayda var). Durmadan çalışsalar, 12500 lira'lık kompost üretebiliyor bizim tüy yumakları. Tabii bu ideal şartlardaki durum, böyle olmuyor haliyle. Son yıllarda yaptığım masrafları ve üretimi bir kenara yazmıştım, bunun yarısı, yani 6 - 7 bin lira'lık üretimin (120 çuval) altına düşmemişler. Bu kompost 100-250 m2 bahçenin ihtiyacını fazlasıyla sağlar (her bahçe tekniğinin kompost ihtiyacı farklı), takriben 20 m uzunluğunda yükseltilmiş sebze yatağını sıfırdan kurabilirsiniz. Birim alandan en az 4 kg sebze üretebilirsiniz, bu da kümeste ürettiğiniz kompost ile 500 kg ile 1 ton arası sebzeyi rahatlıkla üretebileceğiniz anlamına geliyor (en kötü durum).

2000 organik yumurta için tahminen 8000 lira yem, kurulum vb masrafları yapacaksınız Buna karşılık kompost üretirseniz en az 6000-7000 liralık kompost üreteceksiniz. Sonuç olarak birbirlerini götürüyorlar gibi, en en kötü 2000 liraya 2000 yumurta. Yumurta masrafı 1 liraya düştü. Artık ürettiğiniz kompostu satar mısınız, yoksa onunla sebze üretip onu mu satarsınız ya da evin masraflarını mı kısarsınız - o kısımlar sizin bileceğiniz iş :)

Geçen sene 15 metreküp kompost üretti bizim tüy yumakları. Olay tersine döndü, hem kompost üretiyorum, hem yumurta, hem de para harcayacağıma cebimde kalıyor (kompostla sebze üretip evin market alışverişini büyük ölçüde kıstım).

Ukala not: Tasarım doğruysa hesaplar birbirini doğrular diye bir laf vardır. Yukarıdaki hesap da lafın bir çeşit ispatı, tavukların doğası gereği bir şeyleri eşelemesi gerekiyor. Eşelemezse yumurta pahalı. Doğasına uygun davranmasına izin verirseniz yumurta neredeyse bedavaya geliyor.

.

Peki bu sistem nasıl kurulur, kompost tavuklara nasıl ürettirilir?

Benim bildiğim başlıca 3 yöntem var. Bir de benim eklemelerim. Basitten karışığa:

1. Kompost ayrı, kümes ayrı

Bu yönteme kümeste kompost denir mi bilmiyorum, çünkü sıcak kompost kurmaktan pek farklı değil. Ancak kümeste kompostun çıkış noktası olduğu için es geçmemeli.

Kümese serebileceğimiz malzemeler çeşit çeşit; talaş, saman, kuru yaprak, kafes taban kumu, mısır granülü (mısır koçanının öğütülmüş hali) vb. Kumu şimdilik karıştırmazsak - onun olayı farklı- hepsi karbonca zengin malzeme. Kümesin, ağılın, ahırın altına serilen karbonca zengin malzemeye karbon altlığı diyorlar permakültürde (ingilizcesi karbon-çocuk bezi/ carbon diaper). Buradaki amaç gübrenin (azotça zengin malzeme) karbonca zengin malzemeyle karışması ve karbon tarafından tutulması. Bu yöntemle kompost üretmek için aşağıdaki rutini takip edin:

  • Kümese 5 cm kalınlığında  (3-8 cm arası herhangi bir değer) saman, yaprak ya da kaba talaş serin.
  • Her iki haftada bir 3- 5 cm kalınlığında yeni malzeme ekleyin. 
  • Altlık tavukların eşelemeyeği kadar kalınlaşınca kümesi temizleyin. Kümese yeni malzeme serin. Dışarı aldığınız talaş-gübre karışımını ıslayın. Dışarıdaki yığına ekstra gübre eklemeniz şart değil. Bu yığını en az 2 kere alt üst edin, malzeme iyice pişsin. Yığın ısınmıyorsa, kümeste daha çok gübrenin birikmesini bekleyin.
  • Ürettiğiniz kompostu en az 1 ay, ideali 6 ay bekletin, dinlensin ve olgunlaşsın. Kompost çok kuvvetli olacak, havuç gibi sebzelerde kullanmayın. İlk iki karışımdan sonra dinlenemye bıraktığınız yığını malç malzemesi olarak aç sebzelerde (mısır gibi) kullanabilirsiniz. Bu kompostu daha olgunlanşmadan malç olarak kullanacaksanız yataklara önce ince bir katman karbonca zengin malzeme serin, sonra 10 cm'e kadar kompost serebilirsiniz.

2. Zaman? Hangi zaman? - kalın altlık yöntemi

Malzemeleri dışarı alamak yerine hep içeride bıraksak, üst üste yığsak nasıl olur? Olur tabii. Salmayı ve kümesi inşaa ederken malzemenin yığılacağını dikkate aldıysanız sıkıntı yok. Buradaki taktikler:

  • Kuru yaprak gibi iri malzemeler kalın altlık için ideal değil. Çok ince malzemelerden de sakının, ince talaş gibi. İdeal malzeme kaba talaş ile saman.
  • Tek seferde 30 cm kalınlığında malzeme sermek yerine, ince tabakalar sermek gerekiyor. Kalın bir tabaka serip oldu bu iş demeyin. Kümeste toz çoksa - malzeme çok kuru demek- kümesi sulayın.
  • Kalın altlık yönteminde de malzemenin karışması, alt tabakaların hava alması gerekiyor. Bunun için dirgen, geniş bel ya da kompost havalandırıcı kullanabilirsiniz. Birkaç haftada bir tabana dirgeni sokup hafif kaldırmaya çalışın, kötü koku gelmiyor olmalı. Malzemeyi karıştırmanıza gerek yok.
  • Tabana serilen malzemenin yağmur almamasına dikkat etmek gerekiyor. Malzemeyi karıştırmayacağımızdan şiddetli yağmurlarda alt tabakalar hızla anaerobik olacak ve kokacaktır. Kompostlaşma olmuyor bu durumda. Yağmuru engelleyemiyorsanız en alt karbon tabakasını kalın tutun, çocuk bezi gibi gelen suyu emsin.
  • Arada bir yüzeyi tırmıklamakta fayda var. Kümeste tavuklar tepinip dışkılayacaklarından saman ya da talaşın yüzeyi kabuk tutabilir. Tutmasın. Sık sık yeni malzeme ekleyin, arada yüzeyi tırmıkla çizin.
  • Kompost harzırlarken karbon-azot oranına dikkat ediyoruz ve kompostlaşma hızına göre (sıcak ve hızlı ya da soğuk ve yavaş) bir hedef değeri tutturmaya çalışıyoruz. Burada öyle değil. Bol miktarda kabonca zengin malzeme koyuyoruz, azotu tavuklar ekliyor.
  • Kalın altlıkta kalınlığı 40 cm'yi geçtikten sonra kompostlaşma başlayacaktır (dirgenle kontrol edin, sıcak buhar çıkıyor). Sisteme müdehale etmeden kompost üretmek için 1 - 1,5 metre kalınlığa ulaşması gerekiyor. Yeriniz yoksa dirgenle karıştırmaya başlayın- 3. yöntem.
  • Dahası kalın altlık yöntemi çalakalem yazısında: http://kirpininburnu.blogspot.com/2022/08/calakalem-kaln-altk-deep-bedding.html

3. Herkes güçlü olduğu noktaya yüklensin - Geoff Baba

Bu yöntem Geoff Lawton'un yöntemi olmasa da onun adıyla anılıyor. Mevzu şöyle, tavuklar eşeleyip yaymayı seviyor. Bir de dirgenle ortaya yığmayı.Öyle bir sistem kuralım ki kompost çevirme işini aramızda bölüşelim. Olay kabaca şöyle:

  • Süreç ilk iki yöntemdeki gibi başlıyor, kümese karbonca zengin taban malzemesi seriyoruz. Malzemeyi tek seferde serebilirsiniz ya da ilerideki işinizi kolaylaştırmak için her hafta bir kat olacak şekilde tabakalar halinde.
  • Serili malzeme miktarı 2-3 metreküpe ulaşınca ortaya yığıyorsunuz. Kuruysa biraz suluyorsunuz. Tavuklar yığını bir süre bozmasın diye brandayla örtün ya da tel ile çevirin. Yığın pişe dururken siz tabana malzeme ekleyemeye/sermeye devam ediyorsunuz.
  • Bir hafta 10 gün sonra yığının üstünü açın, tavuklar yığını param parça etsin, yaysın. Siz bu işlemi istediğiniz kompost miktarına ulaşıncaya kadar devam edin. 
  • Son yığından sonra malzemeyi kenarda dinlenmeye alın, bir süre pişsin, soğusun. Kompost olgunlaştıktan sonra bahçeye malç olarak serebilirsiniz.

Geoff bu sistemi yamaca kurmuş ve her seferinde aynı yere yığın kurmak yerine malzemeyi hep bir ötedeye yığınıyor. Bu şekilde belki 5-6 tane yığın var, ilk yığın en tazesi, son yığın da en olgunu. Videosunun bağlantısını şuraya bırakıyorum How to Make a Chicken Composting System , çizimi de az aşağıda:

İnşaa ettiğimden beri kümeste kompost üretiyorum. Bir yerden de görmedim, kendimce deneye yanıla. Youtube'dan öğrenmediğim için bu süreçte kendimce yöntemler, taktikler geliştirdim. Geoff'tan ya da başkalarından farklı yaptıklarımı aşağıda sıraladım.

  • Kompostu beslemek: Ürettiğim kompostu bahçede ve sebze yataklarında kullanıyorum. Haliyle kompostun kalitesi ve gücü önemli. Şerbet, şelat, çay hazırlamayı uzun yıllar önce bıraktım. Deniz yosununu doğrudan kümese atıyorum, tavuklar yiyeceğini yiyor, gerisi kompost oluyor. Karakafes otu ve ısırgan da aynı şekilde. Öncelikli amacım otlar ya da yosunla tavukları beslemek değil, kompostu beslemek. Bu arada tavukların diyeti çeşitleniyor, vitamini artıyor. Ekleyebileeğiniz diğer malzemeler, midye kabuğu (toprakta organik madde miktarının %8'in üstüne çıktığı durumda 2-3 yılda bir yataklara midye kabuğu eklenir. Planlı bir şekilde yataklara ekleyeceğime, denk geldikçe kümese/ komposta ekliyorum), kemik unu (çiğ hali değil, pişmiş hali), kaya unu/tozu (önden biyoaktifleştirilmesi gerekiyor), kimi küspeler (ayçiçeği ve pamuk küspesi gibi, kompostlaşma sürecinin sonuna doğru).
  • Kümese biyokömür eklemek: Biyokömür hikayelerini paylaşırken (instagramdaki profilde sabit), biyokömür hem kokuyu alır hem de kompost üretimini arttırır diye iddiada bulundum. Olay özetle şöyle. Kompost olsun diye yığdığımız malzemenin kabaca yarısı (%35-55'i) "yanıp" gaz olup havaya karışıp gidiyor. Olayın daha ilginç tarafı bu 6 ay değeri, kompostu hazırladıktan 10 yıl sonra geriye hiçbir şey kalmıyor, atmosfere geri dönüyor. Kümese ham biyokömür eklerseniz durum çok farklı. Hem kompostun oluşma sürecindeki verim artıyor hem de ürettiğiniz kompost toprakta uzun süre bozulmadan kalıyor. Kümese %5 oranında biyokömür eklerseniz ürettiğiniz kompost miktarı takriben %20-30 artacak. Başka bir ifadeyle 8 metreküp üretiyorken 10-11 metreküp kompost üreteceksiniz. Bu 2-3 metreküplük farkın kabaca yarım metrekübü biyokömür, kalanı havaya uçup gitmeyen karbon ve azot. Tek müdehaleyle kompost üretimini dörte bir oranında arttırmak.... 2019'da denemiştim, 2020'den beri böyle. Biyokömür katmak ile katmamamak arasında akılalmaz bir fark var. Kümese biyokömür katmayacağım, kompost üretimi tamamlandıktan sonra biyokömüre karıştırıp bahçeye uygulayacağım diyenler için bir not: ya %90-95 biyokömür %5-10 kompost kullanın ya da tam tersi. Ara değerler için biyokömürü komposta biyoaktifleştirmek gerekiyor.
  • Yapraklar önce çuvala sonra kümese: Bu fikir yeni. 2022'de küçük ölçekte denedim, efsane ötesi sonuçlar aldım. Olay şu, güz yapraklarını ya da karbonca zengin malzemeleri çuvala basıp, gölge bir alanda 1 yıl bekletiyorsunuz. Nemli kalması gerekiyor. Böcekleniyor, kurtalanıyor. Hem yapraklar önden öğütülüyor, parçalanıyor, hem de böcekler tavuklar için ekstra protein. Yumurta verimi arttı. Güz yaprakları birbirine yapışmadığı için kompostlaşması hızlandı. Daha ne olsun.
  • Kümese buğday atmak ve örtmek: Bu yöntem biraz benden biraz da youtube'dan (ve permies'ten) edibleacres'dan. Yaprakları ve atıkları ortaya yığıyorken araya buğday, trikale, darı vb serpin. Tavuklar buğdaya ulaşmak için yığını paramparça edecekler. İlk başlarda alışmaları biraz vakit alıyor, ancak bir kere alıştı mı bir gün sürmüyor yığını yaymaları. Biz  aslında yığının bir iki gün pişip kendine gelmesini ve  eklediğiniz buğday yumuşasını/çimleni istiyoruz. Tavuklar olayı kapınca yığının üstünü brandayla bir iki gün kapayın (bir haftaya kadar), sonra açın parçalasınlar.
  • Sistemleri istiflemek: Yöntemleri istifleyebilirsiniz. Bugünlerde tavuk traktörlerini hareket ettiremediğimde birinci yöntemi uyguluyorum, çıkan gübre/talaş/yaprak karışımını kümese (üçüncü yöntem) ekliyorum. Hem kümestekiler, traktördekilerin gözünden kaçan buğdayı ve yemi yiyor, hem de altık iyice parçalanmış oluyor. Yöntemleri birbiriyle kombine edebilirsiniz.
  • Hindi: Kümeste yalnızca tavuk olacak diye bir kural yok, hindi de ekleyebilirsiniz. Hindiler taş parçalarını öğütmeleriyle meşhur. Hindi yetiştirilen alanlarda toprağın değerlerinin hızlı bir şekilde toparladığı gözlemlenmiş. Kümese hindi eklerseniz, kümesten alacağınız kompostun kalitesi artacaktır.
  • Tavuklar ulaşamasın, böceklensin: Kompostu ortaya yığdıktan sonra üstüne kalın dallar, palmiye yaprakları ya da mısır sapları koyunca tavuklar komposta ulaşamıyor. Kompost zamanla böcekleniyor, solucan ve kurt nüfusu patlıyor. Zamanla yaprakları kenara çekip tavukların böceklere ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Yığını mutlaka kümesin kenarına kurun.

Son notlar:

Kompostlaşma süreci 3 evrede olur. Ön kompostlaşma, kompostlaşma ve olgunlaşma. Niyeyse bizdeki eğitimlerde bir tek ortadaki kısım anlatılıyor. Kompostun olgunlaşması çok önemli. Hele hele tavuk gübresi gibi azotça çok zengin bir girdi ya da iri malzemelerle kompost üretiyorsanız. Kümeste ürettiğiniz kompostu bir süre dinlendirmeden kullanmayın. İdeali en az 6 ay. Başta zorlanabilrisiniz ancak tavuklar size fabrika gibi kompost üreteceği için ikinci sene (4. sezon) bunu dert olarak göremyeceksiniz.

Kümeste kompostun yaz ve kış olmak üzere iki sezonu var. Kış sezonunda bol miktarda kuru yaprak, yağmur var ve havalar soğuk olduğu için kompost yavaş pişiyor. Yaz sezonunda kümese atacağınız yeşil atık miktarı artacaktır. Havalar da sıcak, kompost daha hızlı pişecek. 

En çok merak edilen sorulardan biri sadece mutfak/restoran atıklarıyla tavuk beslenip beslenmeyeceği. Kısa cevap: evet beslenir. Yumurta veriminiz azalır. Yılda ortalama 100-120'e kadar düşüyor. Bol protein içeren restoran atıkları temin edebiliyorsanız (balıktır, ettir, kemiktir) tersi de mümkün. 300-320 yumurtaya kadar çıkıyor bu istisnada. 

Kompost yaysınlar diye yığının üstünü açtığınız gün ve takip eden günlerde yumurta sayısı azalır. Hem eşelenmekle geçiriyorlar günleri -yoruluyorlar- hem de yem yiyeceklerine kompost yiyorlar. 10 yumurta alırken 6-7 alırsanız şaşırmayın.
 
Bu işi her tavuk yapar mı diye soruldu. Yapmaz. Bantamlar, cüce tavuklar ve tecrübe ettiğim kadarıyla fabrika tavukları (ataks gibi) bu işi yapamıyor. Türken gibi küçük ve narin cinsler zorlanıyor. Özel bir cins olsun diyorsanız internette herkes Red Island Red (RIR)'ı tavsiye ediyor. Ben maransla mavi yumurtacıları melezledim. Karışımın içinde Türken, ve köy bakkalından aldığım yumurtalardan çıkan tavuklar da var. Mükemmel iş çıkarıyorlar. Rir olmasa da olur, iri, güçlü bir tavuk cinsi olması yeterli. Cinsiyetine göre hangi tavuk diye sorulursa, genç horozların eline kimse su dökemez. Yaprak maprak kalmıyor, param parça ediyorlar. İkinci sırada yaşlı tavuklar, en son genç ve orta yaştaki tavuklar geliyor. Yaşlı tavukların işi yok, bizim nineler nasıl örgü örüyorlarsa geçiyorlar kompostun başına gün batana kadar.

 

e haydi :)

27 Haziran 2022 Pazartesi

mevzu: adil rekabetçi fiyat

Fiyatlara nasıl karar verdiğimi paylaşmak istedim. Mesaj yazan oldu. Tebrik eden de oldu, kötü yazan da. Yazıp silip sonra dayanamayıp tekrar yazıp silen :) Baya ağır yazan biri oldu, sağolsun. Pekü. Buradan cevap vereyim.

Yurtdışındaki aletlerin aynısını burada daha ucuza imal etme şansımız yok. Bir tek benim değil, kimsenin. Dakikada onlarca tel büken, bıçak kesen, ağız açan robotik makinalar olmadığı sürece onların tasarımlarını onlardan daha ucuza üretemeyiz. Adamlar bile gidip Çin'de, Endonezya'da üretiyor. Kopya çekmek gibi düşünün, kopya çektiğinden daha yüksek not alamazsın ya, onun gibi.

Bir şeyde anlaşalım, bu hayatta emeğin kısa yolu yok. Yepyeni tasarım gerek.

Her şeyden önce, yani daha elime kalem almadan hedef fiyat belirliyorum. Bu ürünün fiyatı ne olmalı da:

  • Kaliteden taviz vermemeli (ucuz yapacağız diye uyduruk olmasın)
  • Türkiye'de şartlarımıza uymalı (bizdeki toprak fena, kompost yok, alışkanlıklar değişmiyor)
  • Herkes için ulaşılabilir bir fiyat olmalı. Pahalı olabilir, ancak zorlayıp alınmayacak bir fiyat olmamalı.
  • Öyle bir ürün olmalı ki her 2 yılda bir kırılmasın, bozulmasın. Güvenmeliyim.
  • Söküp tamir edebilmeli - parçası değişmeli.

Yukarıda yazdıklarım tecrübeden geliyor. Kalitesiz ürünü uzun uzun izah etmeye gerek yok herhalde. Ucuz mal alacak kadar zengin değilim demiş birileri vaktinde. Ucuza kaçacağız diye can sıkan bir ürün geliştirmeyelim. Varsın onu Çinliler yapsın. Gerçi Çin'den ürün getiriyorum, kargosu gümrüğü kabaca bizim fiyatlara geliyor.

Bizim şartlara uymalı derken, en çok bizim toprağı kasttediyorum. Kayadan hallice mübarek. Her imalattan önce yurtdışından örnekler getiriyorum, kullanıyorum, kullandırıyorum. Beğendiklerimizi test ettiriyorum. Hangi malzemedenmiş, ne işlemler yapılmış raporda görüyorum. Almanya'dan gelip bizim toprağa değer değmez yamulan o kadar çok alet oldu ki. 1,5 mm kalınlığında çelikler kurtarmıyor bizi. Daha kalın olmallı. Ayrıca istediğin kadar uyar, canavara* vuracaklar bıçağı (*avuç taşlama makinesi). Gibi :)

Ulaşılabilir bir fiyat derken Almanya'da çayır çapası 75 euro'ya satılıyor. Bugünkü kurla 1387 tl. (Kalitesizi 45 euro). Bizim asgari ücretin üçte biri. Bir işçi 6 gün çalışacak, yemeyecek içmeyecek çapa alacak. Olmaz, olamaz. Zaten bu yüzden o aletler bizde yok. Organik üreticiyi düşünün, 10 işçi çalıştırıyor. Herbirine çapa alsa, 2 aylık maaş. Kırılacak edecek, 3 aylık maaş. Bence 2 ya da 3 günü geçmemeli bir el aleti.

Malum 2 yıl garanti süresi var. Telefon alıyorum, paketini açalı 2 yıl geçtiği gün bir haller oluyor. Bir yandan da bizim ülkede eeen çok 5 yılda bir kriz olur. Kabullendik :) 10 yıl da büyük bir şeyler. 1999, 2001, 07-10, 11 (arap baharı), 12, 15 (rus uçağı), 16, 18, 20, 21-22...  Ben ürün alırken birkaç yıl sonra tekrar almayacağımı bilmek isterim. Kim bilir o zaman dolar kaç olacak, euro ne olacak. Satın almışım, uslu dursun. Seçim var, hastalık var, çocuk var, o kadar çok değişken var.. Aletler 2 yıl biter bitmez bozulmamalı. Bence bahçe aletleri en az 6-8 yıl dayanmalı. Mümkünse 10-15 yıl. Nalburdan çook çapa aldım, 2 ayda kırıldı..Cık, olmaz.

 Bu aletler üretimde kullanılacak. Hobi amaçlı olup olmaması önemli değil. Zaten günlerle haftalarla yarışıyoruz, tak kırıldı hadi bakalım olmamalı. Yıllar önce Belçika'dan kompost beli hediye geldi bana. Bizim dişli belin kısası. Yok böyle bir alet, aşırı rahat, kullanışlı. Paslanmaz. Bir gün sapı kırıldı. Haydaa, o kadar atölye dolaştım, halen daha sapını yaptıramadım. Duruyor öyle. Dal öğütücü aldıydım, kullana kullana bıçağını yemiş. Değişmesi lazım, ithalatçıyla konuştum, sipariş geçtik. 6 ay sonra geldi! Mevsim kış, kar yağarken mi dal öğüteceğim ben!? Alet kırılacaksa da çok zor kırılmalı, güven vermeli. Ama diyelim ki bir aksilik oldu kırıldı, mesela öğütücüye taş düştü, olmadık bir şey geldi başına. Taş çatlasa 15 günde yerine yenisi gelmeli, tamir olmalı. Ya da malzeme/üretim hatası var. Gene aynı şey, taş çatlasa 15 gün mümkünse 2 gün.

.

Kendimce hesap yaptım, sayısız deneme. Ürünleri deneyen üreticilere, arkadaşlarıma, alakalı, alakasız herkese soruyorum: şu şu işi yapıyor, sizce kaç lira olmalı diye. Şu sonuca vardım: hedef satış fiyatı yurtdışındaki satış fiyatının takribi dörte biri olmalı. Yani 1387 tl değil 350 tl. Hedef fiyatı bu civarda tutmalı. Üretim bittiyse şanslıysak 300 tl olur, şansızsak 400 tl (hammaddelerin hepsi ihraç ediliyorsa, kurdaki belirsizlikten herkes fiyatını şişiriyorsa- yani önce bana sonra size kitliyorsa). Anca o fiyata insanlar ulaşabilir, alabilir. Yoksa kendimiz çalar kendimiz oynarız. 

Bu fiyata, tutara, ücrete adil rekabetçi fiyat dedim. Adil çünkü ulaşılabilir. Adil çünkü kimseye kalitesiz ürün iteleyip aldatmıyor. Adil çünkü güvenilir. Rekabetçi çünkü Türkiyedeki üreticinin yeni teknikleri, yöntemleri kullanmasına olanak sağlıyor. Bizim organikçilerin Hamburg'ta patlıcan satarak oradaki manavlarla rekabet etmesi değil yani:) Bizlerin dünyadan kopmamasını sağlıyor. Rekabetçi çünkü üretimin sürdürülebilir olmasını sağlıyor, yeni aletler ve tasarımlar geliştirip kapımızın önünü ithalatçılara bırakmıyor. Rekabetçi çünkü biri aklına esip tasarımı çalmaya kalkarsa emdiği sütü burnundan getirecek kadar iyi biliyorum malzemesini, imalatını, paketini ;)

.

İşte hedef fiyatı belirledikten sonra masa başına geçiyorum, elime kağıt kalem alıyorum. Dayanıklı, ekonomik, estetik ve tutarlı olacak diyorum başlıyorum çizmeye. Belki 10 tane, belki de daha çok sayıda birbirinden farklı tasarım çıkıyor ortaya. Pahalı diye eliyorum, ağır diye eliyorum, bize olmadı, yamulur bu diye eliyorum. Eliyorum da eliyorum. En sonunda gözüme kestirdiğim bir iki tasarımı üretime sokuyorum.

.

Sonra Seçille Alper bu olmamış diyor. Seda beğenmedim, niye böyle kaba diyor. Burak bunu kullandıramam diyor. Fatma önce tam puan veriyor, sonra şu şu şu şöyle olsa nasıl olur diyor. Emre Fatmanın dediklerine katılıyor ve ekliyor. Deniz imalatı niye pahalı olmuş bunun, kazıklanıyorsun diyor. Cahide Teyze gene neler yaptın Salimim diyor :) Saim Usta gözlerini deviriyor. Tahsin ben bunu gördüm youtube'da diyor. Keçiyi zaten ikna edemiyorum. Başa dönüyoruz. 

Böyle işte. Tasarım hesap gibi değil, kaç kere başa dönüp tekrar tekrar tasarladığımı bir tek yukarıdaki bilir.

.

Yani fiyatı "ucuz olsun sürümden kazanayım" ya da "ambalajı abartalım da şu elemanlara kitleyeyim" mantığıyla belirlemiyorum. Hedef var. Hesap var. 

......

Not: Bu kadar uğraşmaya gerek var mı? İlk bakışta yok. Hele bizim ülkede sanki hiç gerek yok. Ama dedim ya emeğin kısa yolu yoktur bu hayatta. Ana olacaksan, baba olacaksan uykusuz kalacaksın. Doktor olacaksan, mühendis olacaksan yorgunluktan bir köşede uyuyakalacaksın. Seviyorsan hasret süründürecek seni. Başka yolu yok. Madem artık Kirpi var, buna ihtiyaç var dedim şirket kurdum, gereken yapılacak o zaman. Tel çapadaki tel, bıçaklı çapalardaki o bağlantı detayları bir tek onlarda yok ki. Traktöre geçtiğimizde çok işimize yarayacak (hatta söylemeyin kimseye, başladık, yarıyor :)

Not 2: Yalnızca böyle hesaplanmıyor fiyatlar. Klasik maliyet tabloları, gelir giderler, müşteri profiline göre kalibrasyon hepsi var. Gerçi onlar tasarım gibi fiyatı belirlemiyor, olsa olsa 10-15 TL artar azalır. Kontrol için bakıyorum onlara.

Not 3: Peki bu böyle devam edecek mi? Evet bir süre daha böyle. Kirpi Avrupaya satışa başlayınca değişebilir. Kur daha da patlarsa yeni bir tasarım geliştirebilirim.

Not 4: Kur artar azalır. Fiyatı zaten ayarlamaya çalışıyorum. Tel çapada hedef 10 euronun altıydı. Kur o kadar arttı, geçen hafta Kirpi'nin tel çapasının satış fiyatı 9 euronun altındaydı. Bir ara 8.2 Euroya kadar düştü. 10 euro hedef, etikette 9. Zam yapmadan haftalar önce haber veriyorum.

Not 5: Yurtdışından getirilen ürünler, denemelerin ve imalat hatalarının maliyetleri ve tasarım/patent koruma ücretleri cabası. 

19 Mart 2021 Cuma

mevzu: yeni bahçe

Geçen hafta bir çılgınlık yapıp bahçe kurmaya gittik. Cumartesi öğleden sonra Nevin Abla ıspanaklı börek ve tarhana çorbasıyla Rohan şövalyeleri gibi yetişmeseydi halimiz niceydi. Kazma kürek tamam da içecek ve yiyecek bir şey almadan bahçe kurmaya gitmek nedir!? :) Trafiğe yakalanmayalım diye yolda durmadık da. Fanta vardı arabada. Onu içtik. Evde de varmış büyük bir şişe. Gece de onunla geçti. Gelenler "bunlar herhalde en çok fantayı seviyor" diye getirdiler bir kaç şişe daha. Bol bol fanta içtik tüm haftasonu. Mümkünse bir süre fantayı görmek istemiyorum. Su ne büyük nimetmiş.

Biz iki gün güneş doğumundan batışına kadar aralıksız çalıştıksa da, vukuatsız mıydı bu gezi? Hiç de bile! Daha yoldayken yan şeritteki aracın camında karga patladı. Selfie çekiyordum, yüzümden anlaşılır belki.

Cumartesi akşam paydos etmek üzereyken yüzünde 3-4 kat maske olan biri bize şöyle bir bağırdıktan sonra tüm gayretiyle girişteki demir kapıyı sökmeye başladı. O 150 kiloluk kapıyı tek başına indirirken, biz bir an bahçede üç buçuk atmadık dersem yalan olur. Birol Ağabeymiş meğerse, sağolsun rahmetli dayımın çapa makinesini getirmiş. Kapıdan geçsin diyeymiş. Çapasız bahçe mi olurmuş. Müfit Dayı demiş :)

Pazar günü, o sökülmüş kapıdan içeri "ben senin anneni tanıyoruumm!!" diye avazı çıktığı kadar bağıran bir teyze içeri atılınca, durumu yadırgamadık açıkçası. Onun da yüzünde 3-4 kat maske var, bir de üstünde mont. Tam Star Warsdaki Java'lar gibi...(dostane uyarı: iki ya da çok sayıda maske takıyorsanız önce kendinizi tanıtın ve tanıttığınızdan emin olun :) Öğleden sonra biz fantamızı yudumlarken köyün hanımları yan bahçede toplaştı. Korona günü yaptılar. Arkadaş bir insan aralıksız 5 saat mi yerilir, el insaf! Dedikodunun dibini gördüler. Ayrıntı atlamadılar. Fatma Teyze, her kim isen, geçen pazar kulağının çınlaması hiç hayra alemet değildi. Benden söylemesi. Bir de kısa boylu gözlüklü, çırtlak sesli biri var. Tüm sırlarını -tamamını- bütün köye anlattı. Bilesin. 

Akşam yorgunluktan ayakta duramazken görev bilincimiz yükseldi bir anda, çapa makinesini getirmişler, temizleyip çalışır halde geri götürmeliyiz! O kadar yorgundum ki, arabaya yüklerken bagajda makineyle kalakaldım bir an. Dönmez'in "abi öne geçmeyecek misin" demesiyle kendime geldim. Görevlendirmemiz var da çapa makinesini nasıl izah edececğiz. Pazartesi sabah toplantımız var desen polis sormaz mı bununla mı diye. Şansımıza toplantı iptal oldu, bir de makineyi veremedik. Biz gene köy yollarından tıngır mındır getirdik makineyi. Kötü mü oldu yani, çapa makinesini gezdirmişiz. O kadar iş yapıyor, biraz da gözü gönlü açılsın. Hakkıdır.

Neler yaptık, niye yaptık, aklımdan neler geçiyordu bir bir yazmak istedim. Açıklama kısmı biraz karışık olabilir. Ondan başta bir özet geçeyim:

  • 10 adet sabit sebze yatağı yaptım, 6'sı 12 m uzunluğunda, 4'ü 10 m (market bahçeciliği).
  • Yataklar 75 cm genişliğinde, aralarındaki yürüme yolları 40 cm.
  • Damla sulama sistemi için hatlar çekildi. Boruları bağlayıncaya kadar yağmur suyuyla idare edecek.
  • Yataklardan ikisini çapalamadım. Çapasız tarım deneyeceğim bu yataklarda. Diğerleri iyice çapalandı.
  • Gübre olarak elime ne geçtiyse attım. Kül, alçı, orada burada kalmış poşetlerdeki gübreler. Bozulmuş köpek mamaları.
  • İlk 2-3 yıl öncelikli amaç biber-patlıcan yetiştirmek değil, toprağın üstünü örtmek, yabani otları öldürmek ve toprağın iyileşmesini sağlamak. Bu süre zarfında tatlı patates, patates, yer elması, balkabağı gibi yeri örten sebzelerden ekeceğim bol bol. Çapasız tarım olan yataklara da bakla ekeceğim. 
  • Bahçeye ne kadar harcamalıyım diye çok kaba bir hesap yaptım. Hesaba göre önümüzdeki 5 yılda bu bahçeye 2000 TL'den fazla harcamamalıyım. 

Neresi

Bir alan var İstanbul'dan giderken 4-5 saat mesafede. Giderken diyorum çünkü bu şehirden çıkmak bile bir mesele. Alan diyorum çünkü daha iyi ifade edecek bir kelime yok. Konu komşu 30 yıla yakındır çöp atmış. Çöp derken moloz, cam, tahta vb. Geçen yıl temizleme şansım oldu. 5 romörk çöp attık yetmedi, 50 çuval daha topladık. O da yetmedi bu son gidişimizde 30 çuval daha. Görünüşe bakılırsa bi 100 çuval daha beni bekliyor. Çöpleri topladıkça alan bahçeye benzemedi az biraz.

O moloz yığınının altındaki toprak efsane. Benim yıllardır elde etmeye çalıştığım toprak işte tam da bu. Tınlı toprak. Hem kum var, hem kil, hem de silt. Hem iyi drenaj oluyor, hem su tutuyor, hem de işlemesi rahat. Son otuz yılda sadece bir kez ekildiği için de organik maddece zengin, siyah. Hayat dolu. Nereden mi biliyorum bunu, yabani otlardan. "Anam çoştu lan bunlar" durumu var bahçede.


 Ne, Nasıl

Yabani ota karşı yapılacaklar belli. İlaç atabilirsiniz, yabani ot da ölür toprağınız da. Örtebilirsiniz. Organik olarak samanla olur, dal öğütüğüyle (wood chip), kartonla. Bu kadar uzaktan bu malzemelerle olamayacağı için sera taban örtüsü aldım. Üç metre eninde. 2020 yılı biraz sallantılı geçtiği için tüm bahçeyi örtecek kadar örtü de alamadım. Pahalıymış. 2020 sonbaharında serdim, ocak sonu geldiğinde şöyleydi, dedikleri kadar varmış. Altındaki otları öldürmüş ama toprağı öldürmemiş. O gelişimde o kadar yumuşaktı ki toprak, hayat doluydu. Bütçem elverdikçe örtüden aldım aldım serdim. Tabii ki bir ayda altındaki otu öldüremedi, iyi sabitlemediğimiz için de savrulmuş bir kısmı. N11'den aldım taban örtüsünü, daha ucuza bulamadım.

Taban örtüsüne alternatif çilek naylonu ve silaj örtüsü var. Çilek naylonu çok ince, doğrudan yabani otların üstüne serilecek gibi değil. Sürülmüş toprağın üstüne olur belki. Bilmiyorum, denemedim. Böyle iki yüz metrekare alanın ilacı ise silaj örtüsü. Mısır bitkisinin tamamını öğütüp saklıyorlar kışın hayvanlara vermek için. Onun üstünü örtmede kullanıyorlar silaj örtüsünü. Çok büyük. Rulosu 600 metrekare kadar. Bana üçte biri gerekiyor ve malesef parça satmıyorlar. Yapcak bir şey yok. Taban örtüsü aldım. (Bunu yazarken aradım tekrar, evet silaj örtüsünü parça halinde satan varmış. Satıcıdan daha önce alışveriş yapmadım, ondan koymadım linkini. Bir de Murphy, gene andım seni)

Sabah 7 de kalktık, buçuk olmadan bahçeye çıktık. Etrafı topladık önce. Ağaçları budadık. Örtüleri kaldırdık. Vee çöp topladık. Saat on olunca market/bakkal açıldı niyahet de, gidip bir şeyler aldık yemeye.

Alet yapar el övünür derler ya. Doğru diyorlar. Şu arkadaşlar olmasaydı budama çok uzun sürerdi. Wolf garten'dan. Ben alalı oluyor bir on sene. Güncel fiyatlarını bilmiyorum. Yay şeklindeki testerere efsane. Daha ucuz alternatifi olarak retta diye bir markanın testeresi iyiydi. 2016'dan beri satıldığına denk gelmedim. Raslantı mı değil mi bilmem. İyi kesiyordu, wolf'un çeyreği fiyatınaydı, onu bilirim ama.

Bahçenin ortasında dalların yığılı olduğu bir yer var. Geçen seneki kurban çukuru o. Çiğ et, kemik vb.'nin gömüldüğü yere bir süre sebze ekmemek akıllıca olur. Parazit olabilir. Aynı şey insan atıkları (gübre) için de geçerli. Yatakları yapıyorken sanki göz ardı etmişiz gibi durabilir. Bu sene oralara ekmeyeceğim. Seneye de ekmem.

Yataklar

Bahçeye sebze yatakları yapacağım. Yataklar sabit kalacak. Yürüme yolları da. Öyle araziyi baştan sona çapalayıp üzerine damla sulama döşeyerek değil. Yataklar sabit olunca, yürüme yolundaki toprağı yataklara atabiliyorsunuz. Bu sayede yataklardaki toprak kalınlığı artıyor ve yürüme yolundaki yabani otları alt üst etmiş oluyorsunuz.

Sebze yatakları yaparken eni boyu önemli. Esasında boyu size kalmış. İsterseniz 10 m olsun isterseniz 100 m. Ancak etrafından dolanmanız gerekecek. Bir de yatağı tek seferde ekmek, gübrelemek ve hasat etmek önemli. Ondan bence abartmayalım, ya 10 m'in katları olsun (10 ya da 20) ya da 12 (12 ya da 24). On metre hesabı rahat olsun diye. On iki olmasının sebebi de bir yılda 12 ay, günün 24 olmasıyla aynı sebep. Bölmesi çarpması rahat oluyor. Ben bahçenin izin verdiği kadar uzun yapacağım. Ondan boyuna pek dikkat etmedim. 

Eniyle ilgili olarak market bahçeciliğinde 75 cm öneriyorlar. Bu yatağın üstünde bacaklarınızı açıp rahatça eğilebileceğiniz uzunluk. Daha büyük olursa hem üstünden geçmeniz zorlaşır, hem de hasat etmeniz. Hesap da karışıyor biraz. Bir şeyin 4'de üçünü alması daha rahat. 10m yatak mesela 7,5 metrekare, 12 m yatak 9. Birim alandan bir sezonda ortalama 5 kg sebze alacağınız için, 10m yataktan  (7,5*10/2) 37-38 kilo, 12 m yataktan (9*5) 45 kilo sebze hasat edersiniz. Beklentim bu.

Sebze yatağı yaparken önerilen iki mesafe daha var. Biri 90 cm, diğeri 120 cm. Üretim yapanlar için değil bu sayılar, hobi ya da zor bir yerde ekim yapıyorsanız onun için. 90 cm bir insanın tek taraftan rahatça uzanabileceği en uzun mesafe. Duvar dibine yatak yapıyorsanız 90 cm civarında yapmaya dikkat edin. 120 cm de iki taraftan uzanabilildiğiniz durum için önerilen mesafe. Sebze kutuları yapıyorsanız 120 cmden daha geniş yapmayın derim. Ha 90 illa 90 mı olacak, yoo. 100 de olur. Size kalmış. Önerilen mesafeler bu, 75 cm üretim- satış için, 90 cm bir kenarı duvara dayalı, 120 cm iki taraftan uzanmak için.

Peki aralarındaki patikalar kaç cm olacak. 30 cm öneriyorlar. Ben 40 cm yaptım daha rahat yürümek için. Otuz cm bana fazla dar geliyor, hele hele bitkiler boy atınca. İlk kez bahçe yapıyorken patikalara fazla önem vermemiştim, sonra gördüm ki ne kadar çok gidip inceleyebiliyorsam ve rahat hareket edebiliyorsam verim de o kadar fazla oluyor. Bu bahçe için patikaları 30 cm seçmiş olsaydım, bahçeye 10 yatak değil 11 yatak sığacaktı. Bence bir yatak daha sığdırmak için yürümeyi zorlaştırmaya hiç gerek yok. Resimde 40 cm'in ne kadar geniş olduğu gözüküyor. O on cm çok farkettiriyor.


Market bahçeciliğinde kimileri bu yataklardan 10'u ya da 12'siyle bloklar yapıyor. Şart değil, kimileri de yan yana diziyor yataklardan 100'ünü. Blok olarak yapmalarındaki amaç mahsül/hastalık döngüsünü daha rahat gözlemlemek. Bir yere aynı bitki türünü ardı ardına ekince şu ikisi oluyor. Aynı bitki her yıl topraktan aynı besinleri/mineralleri çektiği için toprak o sebzeyi artık kaldıramaz oluyor. Arka arkaya domates ekerseniz kalsiyumu ve magnezyumu topraktan emdiği için domateslerin kabukları incelir, yarılır. Diğer sıkıntı da şu. Toprakta zararlı "böcükler" bitkileri takip ediyor. Aynı yere her sezon lahanagillerden ekerseniz, mesela, lahana sineği, zararlı yuvarlak solucanlar artıyor. Yararlı/zararlı dengesi bozuluyor. Bu nedenlerle sebzeleri hep bir döngüde ekmek gerek (bir istisnası var, aşağıda yazdım). Blok yapanlar o yıl lahanagilleri (lahana, brokoli, turp, alabaş gibi) ektilerse bir bloğa, seneye başka bir şey ekiyor. Benim ise zaten blok yapacak halim yok, 10 tanesi anca sığdı. Yatak bazında döngüye dikkat etmem gerek.

Yeri gelmişken yazayım. Bu mahsül/zararlı döngüsünün istisnası da şu. Toprağın üstünü her yıl 5-10 cm kompost ile kaplıyorsanız (kimileri 3 de olur diyor), toprak yenilendiği için döngüye gerek kalmıyor. Charles Dowding'in bunu göstermek için yıllardır süren bir "deneyi" var.

Yataklar rahat çıksın diye, nereyi kazacağımız, nereye dokunmayacağımız belli olsun diye, yani iş muntazam olsun diye kazık çakıp ip çektim. Yeni bahçe yapıyorsanız sizin de çekmenizi tavsiye ederim. Hem iş temiz oluyor hem de önünüzü görmek moral veriyor.


 İpleri çekince ortaya şu tablo çıktı. Bahçeye 12 m uzunluğunda 6 yatak, 10 m uzunluğunda da 4 yatak sığıyor. İlk üç yatak incir ağacının altına denk geldiği için kısa. Son yatak da dut ağacının. 

Para, para, para

Toplam ekilecek alan 84 metrekare. 200 metrekare alanın geri kalanı ya patikalar/çevre yolu ya da ağaç altı. Yılda yarım ton sebze alabilirim (84*5). Bir kilo sebze 10 liraya satılsa (sarımsak gibi şeyler eksem mesela) 5 bin TL eder. En kötü olsa olsa 2500 TL olur. Kontrol için başka hesap yapacak olursam, tatlı patatesin kilosu 20 tl gibi, bir bitki en az yarım kilo ürün veriyor. 25 cm de bir ekildiğine göre, tek sıra eksem, 440 adet eder. 220 kilo tatlı patates toplayabilirim. Bu da 4400 tl ediyor. Tamam, bence hesabım doğru, üç aşağı beş yukarı bu mertebede olacak kazancım.

220 kilo tatlı patates (tapates) ihtiyacım olduğu için yazmadım bunu. Ya da para meraklısı biri olduğum için... Amacım bahçeye ne kadar harcayabileceğimi görmek. Ben parayı işin sağlamasını yapmak için hesaplıyorum. Ne kadar harcarsam artık zarar edeceğimi bilmek istiyorum. Bu bahçeyi kurmak için (ki kurması en masraflı kısmı) 2000 TL'den fazla harcamak pek mantıklı değil gibi di mi? Hayal edin, yeni bir yer satın aldınız, bahçe kuracaksınız. Ne kadar harcarsınız? Gidip Bauhaustan torf satın alıp sermezsiniz di mi? Hiçbir şey yapmadan ekerseniz de sebze alamazsınız. Benim tahminim 2000 TL, peki doğru mu? Öyle ama peki neden öyle? Bir sonraki paragrafta açıkladım bunu. İlk kez bahçe yapıyorken bu hesapları yapmıyordum. Cebimde delik olduğunu fark edince bu hesapları yapmaya başladım. Son iki yıldır bahçe bahçe için para harcamıyorum, para kazanıyorum. Ürün satarak değil, tasarruf ederek. Yaptığım hesap üstün körü. Baştan uyarayım :)

Bu para hesabıyla ilgili bir paragraflık ukalalık var, onu da yazmadan geçmeyeyim. Bahçe ile ilgili kısım bu paragraftan sonra devam ediyor. Durumu kabaca anlatayım. Bir işin ekonomik olarak yapılabilir olup olmamasının hesabı var. Fizibilite deniyor buna. Bir fikir fizibil değilse, yaparsan para kaybedersin, zarar edersin. Bir iş fizibil ise bir süre zorlanırsın, ama sonra hep para kazanırsın. Genelde -ki bu işten işe değişir- bu süre 5 yıldır. Yani bir yere para harcıyorsan en kötü 5 yılda o parayı geri kazanman gerekir. 5 yıldan kısasya hemen atla, yap, kazan paranı. 5 yıldan uzunsa başka fırsatlara bak. Tabii bizde hesap karışık, enfasyon var, kur farkları var, faiz var. Ayrıntılarına girmeyeyim şimdi. Bir diğer hesap da 1'e 7 oranı. Yani sana para kazandıran her ne ise (işin özü - makina/alet/insan) ona harcadığından en az 6 kat daha fazla para kazandırmalı. Diyelim ki bir makine aldın, yüz bin TL. O alet ile yılda en az yedi yüz bin TL para kazanmalısın (ciro). Yoksa işletme giderleri vs. zarar edersin.

Bu böyle değil esasında ama fikir versin diye yazdım. El hesabı bu. Bahçeye geri dönecek olursak, bahçecilikte fizibilite süresi 1 yıl. 5 yıl değil. Gübreyi atarsın, mahsülü toplarsın o kadar. Seneye yeni bir yıl. Nereden bileceksin seneye ne olacağını, belki yazın ortasında sel götürür. Market bahçeciliğinde buna çok ama çok dikkat ediyorlar. Bir de sebze yetiştiriciliğinde o oran 1'e 7 değil 1'e 10. Yani bahçende 5000 TL'lik sebze yetiştiriyorsan harcayacağın para en fazla 500 lira olmalı. Buna gübren, yol masrafların vs, hepsi dahil. Daha fazla harcarsan para kaybedersin. Benim bu yıl bahçeye harcayacağım para, yani bütçem, 500 TL'i geçmemeli. Gibi? Değil. Nedeni şöyle.

Permakültürde bu oranlar biraz farklı. Bir yıl için yapılmıyor ki permakültür, 20 yıl 100 yıl dayansın üretsin diye yapılıyor. 20 yıla göre mi hesap yapacağız? Hayır! Fizibilte 5 yıldı, yukarıda yazdım. Permakültür projelerini inceledim, kabaca hesap yaptım. Fizibil olması için en az 7 yıl gerekiyor. Ağaçlar büyümeden meyve vermiyor sonuç olarak. Biz en kötüsünden hesaplayalım. 5 yıl diyelim. yılda 5000 değil de yarısı kadar kazandırsın bahçe. Kim bilir belki seneye hiç ekemeyeceğim. 5*2500=12500 tl ediyor. Hadi 15000 TL'ye yuvarlayalım. Onda biri alıyorduk; 1500 TL.

Bu da şu demek, 500 TL'den az para harcamaya çalış. O yıl 500TL'den fazla harcarsan para kazanamazsın. Ha, para en önemli şey değil, toprak iyileşsin bahçe güzelleşsin diyorsan, sınırın toplamda (yani 5 yılda) 1500 TL. İlk yıl bundan daha fazla para harcarsan ahmaksın Kirpi. Kendini tüketiyorsun.

Ya da şöyle: 

Gübreye vs harcayacağım en fazla 500 TL olmalı (5000/10). Hata yaptık sanki, fazla gibi? 500 lira gübreyle koca tarlaya gübre atarsın. Çünkü fazla! Hesabı İstanbul'a göre yaptık. Domatesin kilosu İstanbulda 10 TL, bu bahçenin olduğu yerde ise bir lira bile değil. Yani bahçenin hakettiği gübre 500 değil sadece 50 TL. Gübreye 50 liradan fazla harcayayım en iyisi.

Örtüler vs gibi uzun yıllar kullanılacak şeyler için bütçe 1500 TL idi. Örtü 5 yıl dayanmıyor. İki belki üç sene o da anca dayanıyor. Yani iki kez örtü almam gerekecek. 1500/2=750TL. Geçen yıl örtüye harcadığım para 500 lira olunca durdum. İşte bundan. Cebimde para kalmadığı için değil, daha fazlası fizibil olmadığı için harcamadım. Örtü yerine başka bir şeyler yapmam gerek. Hem örtmeli, hem de mahsül vermeli (örtü İstanbul'da da orada da aynı fiyat olduğu için bölmedim).

2000 TL demiştim ya bahçe kurmak için, hesap buradan geliyor. 1500 TL uzun süreli yatırımdan, 50 TL de her yıl gübreye harcadığından. 1500+5*50=1750 TL. Bıcak keskinliğinde olacak değil ya! 1500-2000 TL arasında tutmak bundan önemli. Fazlasını sakın harcamayın. "Sürdürülebilir" olmaz. Hele hele her on senede bir darbesi, 5-6 senede bir ekonomik krizi olan ülkemizde kesinlikle olmaz.

Hesabı kolaylaştıralım o halde. 200 metrekare bahçe için 2000 liraysa, 300 metrekare için 3000 TL. Altı dönüm arsa satın aldıysanız, fizibil olması için sınırınız 60bin TL. 1 metrekareye en fazla 10 TL, o da 5 yıl.

Umarım çok karışık değildir.

Hangi teknik?

 Yatakları yaparken bahçe tekniklerini bir bir inceledim. Bir çalakalem yazısında (tonla yazım hatası olsa da) yazdım aklıma gelenleri  çalakalem: yeni bahçe- yöntemler . Atladıklarım vardır elbet. Yoğun tarım yapmamın hiç bir anlamı yok, istesem de yapamam zaten. Çift kazı yapacak ne zamanım var ne de kompostum. Kendimi o kdar yormaya da niyetim yok. Seyrek ekim yapsam, yabani otları ne yapmalı? Örtemedim ki. Çapasız tarımı yapacak kadarorganik madde getirmesi dert, satın alması dert. Aynı durum lazanya bahçeciliği için de geçerli. Odun yatağı yapmak da aklıma yatmadı pek, yatakları yapmak için odun satın almam gerek. Etrafta bu bahçeye gömülecek -kabaca- 50 metreküp odun yok. Fukuoka'nın yöntemlerine saygım sonsuz, ancak anlamsız olur bu kadar bereketli toprağa kil topu atmak. Modern market bahçeciliği yapmak istiyorum. Üretip satmak için değil, bazı özel cinsleri çoğaltmak için. Kendi bahçemde tozlaşma oluyor cinsler arası. Market bahçeciliği için toprağı adam etmek gerek, onu da yapamayacağım için geriye iki yöntem kalıyor onları kendime uyarlamam gerek, basit üretim yöntemi ile tembel yatak yapımı.

Basit üretim yönteminde yatak üç kısıma ayrılıyordu. İlk kısım balkabağı için. Örtü üstünde o büyürken, örtünün altında -artık ne varsa- atılıp kompost olması sağlanıyordu. İkinci kısıma patates ekiliyor, hasat edilirken toprak çapalanmış oluyor, taşı ayıklanıyor. Son kısımda da soğanla havuç var. Benim tüm bahçeyi örtmem ve altında kompost oluşturmam gerek. Taşını ayıklamamın anlamı yok toprak zaten muhteşem. Yabani otların ölmesi gerek örtünün altında.

Tembel yatak yönteminde ise, çayırı parçalar halinde kesip yatağın olacağı yere ters olarak yatırıyorsunuz. Altı üstü kök arası çayır olan sandiviç gibi bir şey oluyor. Çayır arada çürüyüp giderken size mis gibi toprak ortaya çıkıyor. Bunu yaptım. Yürüme yolundaki toprağı yatağın üstüne ters yatırdım. Arada kalsın, çürüsün diye.

Çapa makinemiz yok diye yatakları başta tembel yatak yöntemiyle yaptık, şekli şemali belli oldu. Cumartesi akşamı çapa makinesi gelince, örtünün yabani ortları öldürdükleri hariç tüm yatakları çapaladık bir tur daha. Yatakları bir tur daha yaptık. Yer elması, patates, bayırturbu ve balkabağı ektim. Damla sulama hortumlarını çektim. Hortumlardan eskiden kalma, 80cmde bir delik var. Olsun, ucuz sirke baldan tatlıdır hesabı koyduk gittik. Şaşırtmacalı çektik hortumları, 40 cmde bir su damlar oldu. Giderken üstlerini iyice örttük, yabani otlar çıkmasın diye.

Resimlerle Anlattım

 Budamaları yapıp örtüleri kaldırdıktan sonra:

Etrafı toparladık, çöpleri topladık


Bu da bahçenin üst kattan görünüşü:

 
İp çektik yemek arası verdik:

Küreği saplıyarak ip boyunca çayırı "kestik", kökleri vs.

 
 
Sonra patikalardaki toprağı ve çayırı yatağın üstüne ters gelecek şekilde koyduk.

O ilk yatağı o kadar çok kök sarmıştı ki, daha otsuz kısıma başlamadan pil bitti.

Üst kattan görünüş:

Aynı işlemi geri kalan yataklara yaptıktan sonra: 

 Bu arada bir kiremit altında denk geldim dostlara düşmanlara, (Cinslerini bilen var mı? Ufak sarı salyangoz cam saygangozu gibi duruyor, salyangoz avcısı salyangoz)

İlk gün böyle bitti. İkinci gün artık çapa makinemiz olduğu için 8 yatağı çapaladık. Çapalarken yataklar bozuldu tabiyatıyla. Yürüme yollarını bir kez daha açtık. Çapalamadan önce yatağın üstüne odun külü, alçı ve gübre olarak kullanabileceğim ne varsa serptim.

 Yollardaki toprağı yataklara attıktan sonra toprağı tırmıkla düzelttim.Sonra da tavı tutsun diye tırmıkla sıkıştırdım. 

Sonra da damla sulama hatlarını çektik

Bir yandan yatakları çapalarken, diğer yandan yolları açıp damla sulama hatlarını çektik. Yatakları bitire bitire son yatağa kadar geldik:

Yatakların tamamı bittikten ve hatlar çekildikten sonra:

Üst kattan görünüş:

Ve yabani otlara karşı toprağı örttükten sonra:

Üstünü örtmediğim yataklarda yer elması, patates, balkabağı ve bayırturbu var :)