brown etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
brown etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2025 Pazar

mevzu: tavuk yemi üzerine

Geçen tavukların yemi bitti. Yemi kendim kardığım için iş başa düştü, fes de başıma. Malzemeler stoklu, sıkıntı yok. Buğdayı, mısırı, mercimeği, keteni ve diğer hepsi var. Derken…

……

……………

………………….Ulaaaa! Neydi oranlar??

Öyle kala kaldım. Buğdaya ne kadar yonca katıyordum, mercimeğin oranı neydi? Katil -küçük enişteyi öldüren horoz- bana bakıyor, ben ona. Unuttum, iyi mi…

Eve geldim notları karıştırmaya. Daha geçenlerde masamın üstünde olan notlar ortada yok. Rafa kaldırdım herhalde. Notları geçen sene hazırlamıştım, 2023’de. 2024 miyiz, 25’de miyiz? N’oluyor bana yahu.

Haliyle hayatımda ilk kez bir şey unutmuyorum. Bu konuyu unuttuğuma şaşırdım ama. Yıllardır çalıştığım konu. Bir anda puf! Sıfır. Bomboş.

İyi ki notlar var. Yazmışım, karalamışım kenara. O halde gelsin mevzu yazısı.

.

Önce işin hikayesi. Tavuk alalım dedim. Yumurtası filan olur, ortama neşe katar, çocuklar sever. Yumurtası olur, her gün taze taze yumurta alırız sabahları. İnternete baktım, Ataks’lar 250-270 yumurta veriyor, Lohman’lar 300-320. Kümesi inşa ettim, tavukları buldum getirdim. Koyduk kümese, önlerine en kalitelisinden yem. Her gün taze su. Dramı bitmedi bir türlü. Birkaç sezon sonra bu tavuklardan hayır gelmeyeceğini anlayınca kendi cinsimi geliştirmeye karar verdim: Kirpi’nin permakültür tavuğu. Hani şu renkli yumurtalar veren, sağlam dayanıklı çeşit.

Bir yandan da yem konusunu çalıştım. Farklı yem karışımlarını denedim, farklı farklı formüller uyguladım. Yumurtanın tadını, sarısının rengini neler değiştiriyor, oranları ne olmalı. Hepsi. İki formül çıktı ortaya. Biri “tam bütün yem”, diğeri “gündelik yem”. Tam bütün yem ticari sır, bir tek benim değil bu işi yapanların -kişiden kişiye farklılık olsa da- sırrı. Diğeri bu yazıda.

Sonuçları paylaşmadan önce uyarı gelsin. Siz de bu deneleri yapacaksanız tavukları en az 6 ay yem karışımını değiştirmeden beslemeniz gerektiğini unutmayın. Yemi değiştirip 1 ay sonra “bak buğday iyi geldi” ya da “bu mısır yumurtanın rengini değiştirmiyormuş” demeyin. Tavuğun yeme alışması zaten alıyor 1-1,5 ay. Değerlerinin değişmesi de 4 aydan sonra ortaya çıkıyor. Mesela yalnız buğdayla beslerseniz besin noksanlıkları 3. Aydan sonra ortaya çıkmaya başlar – tavuğun ilk durumuna bağlı olarak. Sonra Nasrettin Hocalık durumlar olmasın – eşek tam da açlığı alışıyorken ölmeyiversin.

.

Sade buğday, arpa ya da yulaf köyde oluyor da bizde neden olmuyor?

Köyde elek altında ne kaldıysa veya ne satılmadıysa hayvanlar onunla besleniyor. Buradaki amaç yumurta üretimi ya da yetiştiriciliği değil. Zaten hayvanlar yazın düzenli olarak üredikleri için mantık “kalan sağlar bizimdir”. Her yıl kümes ahalisinin muhtemelen yarısı değişiyor. Hayat varsa (civciv), ölüm de var (muhtemelen çorba). Burada usul böyle. Hayvanlar serbest ama. Buğday ya da arpa günlük ihtiyaçlarının dörtte üçünü karşılıyor. Besin (mineral, vitamin ve diğer protein) ihtiyaçlarının ise taş çatlasa onda birini karşılamaz. Hayvanlar bunu sokaktan temin ediyor. Taş yiyor, böcek yiyor. Köpek, inek -artık ne varsa- dışkısını eşeliyor, yiyor. Çöpleri karıştırıyor. Bir şekilde günü kurtarıyor. Köydeki hayvanı en sağlıklı hayvan sanmayın. Orası hayatta kalma bölgesi. Yılda 100 yumurta anca. Muhtemelen 80. Daha fazla verene “iyi yumurtladı” derler.

Tavukları kapalı tuttuğunuz anda (illa kafes olmak zorunda değil, serbest olamasınlar yeterli) gerekli besinleri alamadığı için eksiklikler bir bir başlar. Sağlıkları azalır, yumurta verimi düşer, tüylerinin parlaklığı gider. Bir ay geçmeden başlar bu belirtiler. Üçüncü aya gelmeden ölümler başlar, en zayıflar elenir. Dördüncü aydan sonra kalıcı etkiler ortaya çıkar. Yeni yumurtlamaya başlamış tavuklar (1 yaş) bu duruma daha dirençli. Halihazırda yumurtlayan ya da civciv çıkaran tavuklar daha çabuk güçten düşer çünkü zaten yumurtlayarak kemiklerinde ve yağda depoladıkları kaynaklar azaltıyorlar. Tavukları tekrar tam yem ile beslemeye başlasanız bile tam anlamıyla toparlamaları 6 ay bulabilir. Bu tür açlık yaşayan tavuklar tekrar iyi besleneniz bile aniden hastalanırlarsa şaşırmayın. Bazen tam toparlayamıyor.

Peki buradan çıkacak ders ne? Hayvanların hareketini kısıtlıyorsanız yalnızca buğday/ara ya da yulaf ile beslemeyin. En azından ağırlıkça %2 mercimek ekleyin (olması gereken %5). Yüz kilo buğdaya iki kilo mercimek yani, öyle çok bir masraf etmez. Mercimeği suda şişirmeden vermeyin, bir gece suda beklesin. Hatta buğdayı da suda şişirin ki yem tüketiminiz azalsın – baya fark ediyor. Evden mutfak atıkları, manavdan pazardan sebze atıklarını da verebilirsiniz. Biraz kum, ince taş da verin. Ama sakın yalnızca buğdayla beslemeyin.

Bu hesap kendini doğruluyor, sağlaması var. Tavuklar yemdeki protein oranı düşerse daha çok yem tüketmeye başlıyor. İdeal oran %19-20 arasında. Gerçek sayılar için Ali Fuat Hoca’nın kitabına bakmanız gerekir ancak bir örnek vermek gerekirse %20 protein oranına sahip bir yemden 150 gr vermeniz gerekiyorsa, %14 protein oranına sahip yem ile tavuğu doyurmak için 200-210 gr yeme ihtiyacınız var. Paradan kısayım, sadece buğdayla besleyeyim derken tükettiğiniz buğday üçte bir oranında arttı. Kirpinin tavsiyesi yeme mercimek ekleyin, geceden suda bekletin şişsin. Mercimek masrafınızı arttırmayacak, bilakis azaltacak. İşin doğrusu için en aşağıda verdiğim formüle geçin.

Gelelim işin çirkin tarafına. Piyasadaki markaların çoğu (yalnızca tavuk değil, köpek mamasında da aynı durum geçerli) yemdeki protein oranını bir tık düşük tutuyor. Sizde tavsiye edilen yem miktarını kullanınca hayvanlar zırt pırt hastalanıyor, veteriner peşinden koşuyorsunuz. Bu arada daha fazla mama tüketiyorsunuz. Hayvanları proteinle takviye edin. Köpeklere haftada bir 2 haşlanmış yumurta, ayda bir, bir kutu ton balığı verin mesela. Bu da en az. Avcı tavsiyesidir (acı değil avcı, ava giden kimsenin verdiği tavsiye). Tavuklar için de durum aynı, hazır yem ile besliyorsanız hem tükettiğiniz yemi azaltmak için hem de hayvanların sağlığı için proteinle takviye edin. Mercimek olabilir, ancak hayvansal proteinler daha önemli. Yem hazırlanırken hayvansal proteinler daha pahalı olduğu için ilk onlar gümbürtüye gidiyor, formülden ilk onları çıkarıyorlar. Hayvansal atıklar neler olabilir? Mesela kasap atıkları (tercihen haşlanmış), siyah asker sineği larvası gibi. Kemik suyu, et suyu, yoğurt gibi ürünler de olabilir (tanıdık restoran varsa bilhassa, tonla protein atıyorlar çöpe).

Önemli nokta. Proteinlerden birinin eksik olması, daha doğrusu hep eksik olması - amino asit eksikliği- hayvanın ömrünü kısaltır, direncini düşürür. İlk döngüden sonra toparlanmasını geciktirir filan falan. Yani mercimek takviyeli buğday ile tavuk besliyorsanız muhtemelen 3 yaşına gelmeden öleceğini – belki 4- , arada bir hastalanacağını unutmayın, duygusal bağ kurmayın, isim vermeyin. Bu uyarı saçma gelmiş olabilir, kusura kalmayın. Aksini çok gördüm. Ondan.

.

Hazır yem alsak da hangisini alsak?

Tabii ki ilk denemelere hazır yemlerle başladım. 2016-2019 yılları arasında piyasadaki yemlerden ulaşabildiklerimin hepsini denedim. İlerleyen yıllarda da şehir dışındaysam ya da hastaysam yem karamadım, aşağıdakilerden devam ettim.

Hayvan yeminde GDO kısıtlamaları yok. Ondan satın alacağınız isimsiz yemlerde (etiket zorunluluğu var da etiketi böyle çuvalın kenarına ayıp olmasın diye dikilen) ithal edilen GDO tahıl ve bakliyata denk gelirseniz şaşırmayın. Yemlere bu mahsullerin katılmasının nedeni fiyatı. ABD deliler gibi soya ve mısır üretiyor, fiyatı düşürüyor. Mısır neyse de yemciler yemdeki protein oranını ayarlamak için soyadan faydalanıyor. Hem soya tavuğun ihtiyacı olan proteinlerin tamamını (amino asitleri) sağlamadığı için hem de GDO yüzünden etiketleri okumadan sakın almayın. Diğer uyarılar yazının sonunda. Hazır yem denemeleri sonucunda şu iki ürün/marka ön plana çıktı. Reklam olsun diye yazmadım, herhangi bir ilişkim, iş birliğim yoktur. Arayıp bir kere konuşmuşluğum da yoktur (tamam belki kargom nerede diye aramış olabilirim).

14 tahıl karışımı:

Malatya’dan birinin hazırladığı 14’lü karışım vardı bir ara. Sonra bir ara ortadan kayboldular. Daha sonra marka mı oldular ne oldular inanın bilmiyorum. Son aldığımın içinde yumurta yemi de katılmıştı. Fiyat performans için en uygun yem bu üründü. Demiyorum ki tavuklar şaha kalktı, tüyleri parıl parıl oldu bir bakan bir daha baktı. Yok öyle bir şey. Ancak hem yumurta verimi hem sağlıkları için en iyi karışım buydu.

Gelelim eksikliklerine. Hayvansal proteinler eksik. Zannedersem yumurta yemiyle bu açığı kapamaya çalışmışlar. İyi de sormazlar mı madem pelet yem katacaktın neden 14 tahılı karıştırıyorsun. Valla bilmiyorum. Pelet yemin içinde GDO var mı, yok mu? Onu da bilmiyorum. Hazır yemde fiyat performansta adres burası ama.

Sadova Yem:

Tavuk yeminde bu işin en iyisi kim diyorsanız, Prunia’dır derim (he ya, onu da bulduk denedik). Türkiye’de hangisi diyorsanız Sadova derim. Fiyatı biraz tuzlu gelebilir, anca hem protein oranları hem de içindeki amino asit dağılımı vs en uygun yem bu markadan çıkıyor. Süs hayvanı yemi ideal oranlara biraz daha yakın. Civciv çıkartıyorken ilk aylarda Sadova’nın yemiyle besliyorum, bizim irmik yumurta karışımıyla takviye ediyorum. Tavsiyedir.

Sadova’yı şu noktalardan eleştiriyorum ben. Neden %100 bitkisel yem? Tavuklar vegan değil ki, hayvansal proteine ihtiyaçları var. Acaba mevzuattan (vardır kesin bir mevzuat) yırtmak için mi? Belli amino asitler yalnızca hayvanlarda var ve bu amino asitler tavuk yemi için elzem. İşin ilginci bu yem ile besleyince o amino asitlerin eksikliği hemen ortaya çıkmadı, demek ki içinde o amino asitler olmalı? Bilemedim. Acaba katkı maddesi gibi ilaveten mi koyuyorlar? Koymuyorlarsa nasıl yapıyorlar? İşin daha da ilginci süs yeminde bu durumun gözükmesi daha geç oluyor. Benim denemelerimdeki sonuçlar böyle çıktı en azından.

Bu markanın ürünleriyle besleyince en yüksek performansı aldım. Sağlık olarak, yumurta sayısı olarak vb. Bu yemin üzerine bir de siyah asker sineğiyle takviye edince hayvanlar uçtu. Evcil hayvan olarak tavuk besliyorsanız Sadova candır. Hayvanlarınızın 3-4 yaştan daha uzun yaşamasını istiyorsanız proteini biraz arttırın (çok da arttırmayın, horozlar fazla protein istemiyor).

.

Tam bütün yem eden önemli?

Öncelikle tam bütün yem nedir? Tavuğun günlük ihtiyacının tamamını sağlayan (yani tam), işlenmemiş, öğütülmemiş vs (yani bütün) yeme tam bütün yem diyorum. Hazır yemler ve sonrasında açlık deneylerinden (yalnızca buğday ya da arpayla beslemek) sonra geriye iki problem kalmıştı. İlki fiyat düşünmeden en lezzetli ve en besleyici yumurtayı elde etmek. Diğeri de maliyetleri dikkate almak oluyor haliyle.

O halde gelsin en besleyici yumurta. Temel fikir şuydu, işlenmemiş gıda ne kadar besleyiciyse o kadar lezzetli olmalı. Tavukların günlük vitamin ihtiyaçları belli, karbonhidrat, yağ ve protein oranları da. Kalsiyum ihtiyacı vs’si de belli. Hepsi kitaplarda var. Bunları tutturmak öyle aman aman bir iş değil. Problem amino asitlerde başlıyor. Proteinin yapı taşı olan amino asitlerin çeşitleri var ve her bir çeşitten belli miktarda alması gerekiyor tavuğun. Bu oranları bütün yemlerde, takviye kullanmadan ayarlamak zor. Temin etmesi de zor ve maliyetli.

İşlenmemiş yemde ısrar etmemin başlıca nedenleri şöyle:

  • Yem maliyetlerini düşürmek için diğer üretimlerden çıkan atıkları hayvanlara yediriyorlar. Mesela protein oranını tutturmak için mezbahadan toplanan kan ve kemiğin ununu, etlik piliç üretiminden çıkan tüy ununu yediriyorlar tavuklara. Ayçiçeği ya da başka yağlık tahılın sıkımından arda kalan küspeyle besliyorlar. İşlenmemiş bütün yemde ısrar ederseniz bu grup toptan devre dışı kalıyor.
  • Pelet yemde içeriğin hepsi karışıyor, tavuk hap gibi yutuyor. Lakin tavuklar da birey. Herkesin her günkü ihtiyacı aynı değil. Tavukların yemin içinden istediklerini seçme şansı olmalı. Yılda 300 gün yumurtlayan hayvan her gün yumurtluyor haliyle. Yılda 150 yumurta veren tavuk bazen 4 gün ardı ardına yumurtluyor (protein tüketimi artıyor) sonra bir hafta yatıyor (yonca tüketimi artar mesela).

Buna göre bir yem formülü çıkardım. Sonra işini ciddiye alan üreticilerin de benimkine yakın formülleri olduğunu gördüm. O yüzden ticari sır. Şöyle ilginç bir durum çıkıyor ortaya:

Tam bütün yem en kaliteli yumurtayı üretmek için ödeyeceğiniz en yüksek ve en düşük fiyatı belirliyor. En düşük, çünkü tavuğu havyarla besleyen bir çılgın illa çıkar. En yüksek, çünkü maliyeti düşürmek için içine küspe, balık/et/kemik/tüy unu katan illa olacaktır. Balık ununun da kalitesine göre fiyatı var. Yumurtanın kalitesini anlamak için bundan güzel parametre yok.

Şubat 2025 itibariyle tam bütün yem ile beslenen tavukların yumurta satış fiyatı -kar dahil- 23,40 tl. 21 olur, 25 olur ancak mertebe bu. Yani bu fiyatın altına yumurta alıyorsanız ya bir şeyler eksik ya katkı maddesi konuluyor ya işlemden geçmiş gıda ile besleniyor demek. Son ihtimal yumurta üretenin yemini kendi üretmesi olur (ki o benim gibiler oluyor, anca o zaman bir tık daha düşüyor fiyatı).

Başka bir ifade ile 20 liranın altında aldığınız her yumurtada bir şeyler muhtemelen eksik. Tabii bu fiyata yumurta üretmek de satın almak da ayrı kafalar. Ancak tam bütün yem ile beslenen tavuktan aldığınız yumurtanın kalitesi… Ben daha “doğru” tadı başka hiçbir şeyden almadım.

.

Gündelik yem

Tam bütün yem mükemmel ama maliyeti de bir o kadar şahane! Maliyeti düşürelim, tadını da çok kaybetmeyelim diyorsanız gelsin gündelik yem.

Kirpi'nin gündelik yem karışımı şöyle:

150 kg buğday*

25 kg kırık mısır (yalnızca kış ayları)

7,5 kg mercimek (25 kg’a kadar artabilir)

10 kg kadar aspir (yumurta sayısına göre artırın ya da azaltın, benim karışımda 25 kg. Çok arttırırsanız horoza dikkat edin, fazla Omega ilk horozu çatlatıyor.)

0,3-0,5 kg keten tohumu

5 kg pelet yonca (ota erişimleri yoksa)

Bu formül için buğday, mercimek, aspir ve yonca mutlaka gerekiyor. İmkân varsa hayvansal proteinler ile (siyah asker sineği larvası) takviye edin. Mutfak atıkları, kompost vs hepsi kümese. Yemi kardıktan sonra güzelce depolayın. İçine en az 500 gr (varsa 1-2 kg) diyatom katın (hem parazitleri öldürür hem de yemin böceklenmesini engeller).

Yemi geceden ıslayın, iyice şişsin. İçinde bakliyat olduğu için şişirmeden vermek olmaz. Hayvanların ulaşabileceği kum, ince taş mutlaka olsun. Bitten koruyun. Suyunu her gün değiştirin.

Bu formül sonucunda elde edeceğiniz yumurta tat ve besleyicilikte marketteki pahalı yumurtalarla yarışıyor. Bizim kümesteki durum bu. Kar edecek kadar fiyatı düşürmüyor ancak pazardan alacağınız yumurtadan daha pahalıya da gelmez. Dengede yani.

*Kendi buğdayımı ürettiğim için formül buğday üzerine kurulu.

**Baştan söyleyeyim bu formül tam değil. İş görüyor.

.

Önemli notlar

  • Yemin içinde olandan önce yemin tazeliği ve depolanma şartları önemli. Doğru depolanmamış hiçbir yemden -markası ne olursa olsun- verim alamazsınız. Yemin mutlaka temiz, küfsüz ve taze olması gerekiyor. Yemde küf olması için üzerinde küfü görmeniz, göz teması kurmanız gerekmiyor. Küf için uygun şartlar var ise küf vardır. Baktınız dükkân ya da depo hava almıyor, biraz nemli. Hemen başka dükkâna. Bir aydır çuvallar orada duruyor, satılmamış. İstikamet diğer dükkân.
  • Tavukların yeme alışması zaman alıyor. Dank diye yeni yeme alışmıyor bünyeleri. Yem geçişlerinden sonra bir kanıya varma için en az 3 ay bekleyin. İdeali altı ay. Alıştıra alıştıra yemi değiştirin, oranları arttırın.
  • Civcivlerin ilk haftalarda aldığı protein miktarı hayvanın bütün hayatı boyunca ne kadar iri ve sağlıklı olacağını belirliyor. O yüzden takviye şart. Tavada irmiği suyla biraz şişirin. Suyunu çektikten sonra içine yumurta kırıp iyice karıştırın. İkinci- üçüncü günden sonra yemini bu karışımla takviye edin (ben Sadova’nın civciv yemiyle besliyorum). Hazır yem yoksa bu karışımla beslemeye bir süre devam edebilirsiniz.
  • Yem karışımları ve yem depolama teknikleriyle ilgili onlarca kitap var sahaflarda (internette de). Ucuzlar hemide. İçerikleri üç aşağı beş yukarı aynı. Merak ediyorsanız temin edin. (Ali Fuat Örsan – Pratik Tavukçuluk mesela)
  • Maliyetleri düşürmek ve yem kalitesinden mutlak emin olmak istiyorsanız (kar etmek istiyorsanız daha doğrusu) yemi kendiniz üretin. Bu fikir manyakça gelebilir. Bir -değil, ikincisi -başka yolu yok. Bizim yem dramları kendi buğdayımı üretmeye başladığım anda kesildi.

Yumurtanın rengi, tadı ve kokusunu etkileyen faktörler var. Onu da başka güne :)

20 Şubat 2024 Salı

çalakalem: kompostun üretim aşamaları

Kompost demek ayrışmak demek. Malzemeyi öğütüyoruz, parçalıyoruz, ayrıştırıyoruz. Ayrıştırıyoruz ki mikroorganizmalar kullanabilsin, bitkiler faydalansın. Bugünkü konumuz bu değil. Konumuz aşamalar. Kapıya malzemeyi yığdılar, hadi üret dediler; hangi aşamalardan geçiyor.

Önceki yazıda dediklerimi tekrarlamam gerekiyor. Kompost konusu bizim, permilerin, üreticilerin ya da doğaya duyarlı insanların, konusu değil. Bu konu çevre mühendisliğinin konusu, çünkü atıklarla onlar uğraşıyor. Kimi permiciler bunu çok içerleyecek, ondan zaruri örnekler gelsin. Mesela Adana’daki bir mezbahanın atık yönetiminde çalışan çevre mühendisi olduğunuzu düşünün. Günde ortalama 26 bin tavuk, 600’ün üzerinde küçükbaş, 45 tane de büyükbaş kesiliyormuş (bakanlık sayfasındaki verilerden). Ağırlığın kabaca yüzde 6’sı kan ve diğer sıvılar olsa günde 6 tona yakın sıvı atık demek. Derisi var, tüyü var, ıvırı var zıvırı var.

Hayvandan gitmeyelim, pazardaki sebze atıklarından gidelim. Pekü, mesela İstanbul’da günde ortalama 70 pazar kuruluyor. Her pazarda 12-15 ton atık çıkarıyormuş. Bunun üçte biri sebze atığı olsa, ki muhtemelen daha fazladır, sırf pazarlarda çıkan ve çöpe giden sebze atığı günde 350 ton. Market ve manavlardan çıkan atığı da hesaba katmak için sonuna sıfır mı eklesek? Bu kadar atıkla nasıl başa çıkılır? Hesap kitap olmadan olur mu?

Bizim tarlada, bahçede, evde üstünkörü geçtiğimiz birçok adım miktar bu kadar çok olunca öyle hızlıdan geçilmiyor, sürecin mutlaka kusursuz işlemesi gerekiyor. İşlemezsek ne olur, koca deniz çürür, kokar...

.

Kompost üretimi -kabaca- 3 aşamadan oluşuyor. Önkompostlaşma, kompostlaşma ve olgunlaştırma. Başlayalım:

     1.  Önkompost

Atıkların kompost üretimine hazır hale getirilmesine ya da çevreye zarar vermeden depolanmasına önkompostlaşma deniyor. Ön- ekinden anlaşılıyordur zaten. Kimi ayrı yazıyor kimi bitişik, neysem konumuz değil.

Buradaki amaç yaprakları, tahtayı ya da samanı parçalayarak uygun boyuta getirmek, yeşil atıkları daha stabil hale getirip depolamak, her ikisini de ön bir işlemden geçirip kompost üretimini daha hızlı ve verimli olmasını sağlamak… gibi uygulamalar olabilir. Her gün 10 kamyon sebze atığı gelirken “ya bu yığının kompostlaşması bir on gün daha uzun olur” diyemezsiniz, 18 günde üretilecekse tam 18 günde üretimden çıkması gerekiyor ki yerine yeni atıklar gelsin.

Bu problemleri biz de yaşıyoruz. Güz yaprakları bir anda dökülüyor, yeşil atıklar gelinceye kadar çuvallayıp bir kenarda bekletiyoruz. Güz yaprakları birbirine yapışırsa hava almıyor, oksijen girmiyor ve kompost süreci sekteye uğruyor. Çim biçme makinesiyle yaprakları ufalarsanız bu dertle uğraşmazsınız mesela.

Yeşil atıklar bir başka. Kompost yığını hazırlamak için yeterli mutfak atığı genelde çıkmıyor. Depolamak gerekiyor. En kolayı buzluğa atmak, bir zoru fermente etmek. Atıklar donunca, hücre yapısı bozulduğu için, ayrışması daha hızlı oluyor. Atıkları fermente etmenin bir adı var: çöp turşusu aka bokaşi. Fermente ettiğiniz atıklar daha hızlı ayrışır, yani daha hızlı komposta dönüşür. Önden öğütüyorsunuz biraz. Daha kararlı bir malzeme elde ediyorsunuz, depolayabiliyorsunuz (bokaşi kompost değildir dememiz bundan).

Büyük alışveriş merkezlerinde çıkan atıklar kompost makinelerinde dönüştürüyor. Bu makineler esasında bizim anladığımız anlamda kompost üretmiyor, atıkları un ufak hale getiriyor, kurutuyor ve ideal bir karışım ortaya çıkıyor. Atığın ağırlığının büyük bir kısmı su olduğu için uğraşılacak atık miktarı  (ağırlığı) azalıyor. Ayrıca bu karışım mikroorganizmalar için bebek maması. Toprağa attığınız anda tüketiyorlar.

  2.  Kompost

Kompost genelde şöyle anlatılır: “Yeşil malzemeler var, kahverengi malzemeler var. Bunları belli karbon - azot (C:N) oranlarında karıştırıp bir yığın elde ediyoruz. Sonra o yığını düzenli aralıklarla çeviriyoruz. Karışım oranı 1’e 18 ila 1’1 25 arası ise sıcak (hızlı) kompost olur, karbon oran daha fazlaysa (azot düşükse) soğuk kompost gibi..

Peki bu ideal oranlarda saman ve kahve kapçığı (kahve kepeği) karıştırsam neden hemen başlamıyor? Yığın ısınmıyor? Saman ve hayvan gübresi yığını 2 güne ısınırken bu yığın neden soğuk? Saman aynı saman, kapçıkta mı sıkıntı var?

Cık. Bakılacak tek formül o değil çünkü. 4 formül var (ilk yazıda paylaştım). Biri Karbon azot oranı, diğeri özgül ağırlık, diğeri su karbon oranı, en sonuncusu da katı madde oranı. Saman – kahve kepeği karışımının ısınmamasının nedeni ikinci formül. Saman da hafif bir malzeme, kepek de. Yığına çok hava giriyor, bakteriler bir türlü ortamı kendilerine uyarlayamıyor. Termofilik (sıcak seven) bakteriler çoğalamıyor. Bizim daha yoğun bir yığına ihtiyacımız var. Hayvan gübresi ağır ve ıslak (yoğun) bir malzeme. Saman ile hayvan gübresi yığınının hızla ısınması bundan, karışımın özgül ağırlığı ideale yakın.

Bizim hesaba boğulmamıza gerek var mı? Antin kuntin malzemelerle uğraşmıyorsanız küçük ölçekte yok. Ancak orta ve büyük ölçekte kompost üretmek isteyenlerin (çiftliği vb. olanların) çevre mühendislerine danışması gerekiyor. Belediyelerin de bu konuda destek ve danışmanlık alması lazım. Kimyacılardan filan değil, bu meslek grubundan, çevre mühendislerinden. Bence permakültür sertifikasıyla olacak iş değil.  Çünkü olay burada da bitmiyor. Kompost süreci de kendi atığını üretir. Kompost suyu (dibinden sızan su, kompost şelatı) büyük üretimlerde dereleri, koyları, tarlaları zehirler. Bunun kontrol edilmesi, biyokömür emdirilmesi vb. süreçler var. Şelat ile çayı ve şerbeti karıştırmayın, şelat dipten sızan sıvı, şerbet atık (ya da kompost) ile suyun karıştırılıp bir süre bekletilmesiyle elde edilen sıvı (oksijenli olmak zorunda değil, az sulu da olabilir), çay da atık ile suya oksijen vererek hazırladığınız sıvıya deniyor.

Bunların dışında atık ısı var, fare kontrolü var, kokusu var… Var yani...

    3.  Olgunlaştırma

Kompost ısındı, soğudu, bol bol çevirdiniz. Hadi hemen bahçede kullanalım. Cık.

Bitkilerin topraktaki besinleri iki farklı şekilde alıyor. Biri sıvıyla (bizim tuzlu su içerken tuzu almamız gibi) bir de zayıf asit ile topraktaki mikroorganizmalarla iletişime geçmesi. Ayrıntılara girmeyelim (TÜBİTAK’ın yayınladığı mikroplarla takım olmak, besinlerle takım olmak diye güzel kitaplar var). Bu iletişim için salgıladığı enzimler, asitler vb. mikroba özgü. Yani bitkinin mikropla konuşuyorken kullandığı dil farklı farklı.

Bitkilerin kompost bakterileriyle muhabbeti var mı? Yok. Onun topraktaki elemanlarla muhabbeti var. Kompostlaşma sürecindeki bakterilerle topraktaki bakteriler farklı. Yığın biraz dinlensin, topraktaki bakteriler yığına göç etsin, yayılsın. Sonra kullanın. Market bahçeciliğinde sıkça yapılan hatalardan biridir bu, zaman baskısı olduğu için olgunlaşmamış kompostu hemen yataklara karıştırırlar, sonra sezon ortasında fena patlarlar.

İdeali yığını 6 ay bekletmek. Altı ayınız yoksa ya azar azar katın ya da yüzeye serin, toprağa karıştırmayın.

Bu üçüncü evrede kompostu ürüne dönüştürme işlemleri de yapılıyor. Komposta besin değerlerini artıracak gübreler (deniz yosunu, kaya tozu gibi) ya da hacmini arttıracak malzemeler (kum, vermikulit, perlit vb.) katılıyor.

.

Böyleyken böyle. Şipşak dedim, mevzuya göz kırptı.

.

Hamiş: Çevrecileri sevin. Bar bar bağıran çevrecilerden bahsetmiyorum. Çevre mühendislerinden bahsediyorum. AB’ye gireceğiz, her fabrikaya bir çevre mühendisi zorunlu olacak diye üniversitelerde bölümlerler açıldı, mevcut bölümlerin kontenjanları arttı. Sonra mezun olunca ne görsünler ne AB kalmış ne kariyer. Bence son dönemde bir meslek grubuna atılan en büyük kazık budur. Sonra müsilaj neden olur, kim kanalizasyona asit döktü..

19 Ocak 2024 Cuma

şipşak - baypas gübre tankıyla fertigasyon

Diyelim ki sulama hattına gübre vermeye aklınıza koydunuz ancak çeşitli nedenlerden venturiyi istemiyorsunuz. Peki o halde baypas hattına gübre verelim vanalarla ayarlayalım.

.

Bu arada baypas, bypass, by-pass için atlama kelimesi önerilmiş. Atlama hattı. Bence yakışıyor. Bypass, ya da baypas yazmaktan çok daha mantıklı. Yan hattan geçiyoruz, atlıyoruz. Sevdim. Bu yazıyı bozmayacağım, ancak bundan sonra atlama kelimesine denk gelirseniz baypas'tan bahsediyorum.

.

Baypas gübre tankının artılarını eksileri yazalım önce. Eksiler:

  • Gübre eşdeş (homojen) dağılmıyor. Sulamanın en başında az iken, bir ara zirve yapıp sonra düşüyor. Yani hatta giden suyun bir kısmı çok gübreli (şerbet kıvamında) bir kısmı gübresiz. Sebze yetişticiliği için ideal değil.
  • Basınçlı sistemlerde basınca dayanıklı gübre tankına ihtiyacınız var. Ek masraf ve bakım.
  • Basınçsız sistemlerde de kapaklı bir tanka ya da taşmayı önleyecek bir düzene (gübre tankıyla su deposunun eş yükseltide olması) ihtyiaç var.
  • Otomasyonu zor.

Artılar:

  • Kurulumu çok basit. Vanayı, tank alıyorsun ve bağlıyorsun. Bu kadar.
  • Katı gübreleri doğrudan tanka koyabilirsiniz.
  • Bu sistemi kurmanız için gerekli parçaların hepsi ülkemizde üretiliyor. Direkt üreticiden satın alabilirsiniz. Maliyeti düşük. (Eskiden venturinin parçalarını getirmek derti, fiyatı yüksekti. Sırf bu yüzden venturi yerine baypas gübre tankı kurduğumuz uygulamalar oldu.)
  • Basınçlı ve basınçsız sistemlerinde kurulabilir. Sistemin ideal çalışması için basınç olması gerekiyor.
  • Sistemdeki yük kaybı düşük (venturide bu konu sıkıntılıydı) 
  • Yüksek debilerde uygun

.

Bu tür malzemeleri yıllardır Kalitek'ten alıyorum. Depreme kadar herhangi bir problem, gecikme vs yaşamadan siparişlerim elime ulaştı. Depremden beri ortalamayla sınıfı geçiyorlar diyelim. Sonra bana kızmayın ya da övmeyin. İki ürün var:

Tank bağlantı vanasını şu sayfadan satın alabilirsiniz, kalitek - tank bağlantı vanası . Ana hattın çapına göre seçiyorsunuz. Bağlantılar teflonsuz gelecek. Söküp, teflon ya da keten türevi sarıp sıkmanız gerekiyor. Plastik olduğunu unutmayın ve çok sıkmayın. Sıvı conta bazen iş görüyor, bazen sızdırıyor.

Bu ürünü satın almak yerine kendiniz de tee'ler ve vanalarla yaparım diyorsanız, şeması şöyle: 


Tankın kendi için de şu linkteki ürünlere bakabilirsiniz. Basınçlı sistemlerde bu tip bir tanka ihtiyacınız olacak kalitek - gübre tankı . Tankı kendiniz üretmek istiyorsanız, şuraya bir iki tüyo bırakayım: Plastik depolar 2-3 bara kadar kaldırıyor gibi, ancak tepedeki büyük kapak hep kaçırıyor. İçine gübre koyacağımız için açıp kapamak da gerekiyor. Oluyor da verimli olmuyor. O yüzden - basınçlı sistemlerde - tankı satın almanız gerekecek.

Bir daha yazalım yanlış olmasın. Kalitek ile benim müşteri- satıcı ilişkisi haricinde bir muhabbetim olmadı. Siparişleri oradan geçtiğim için bağlantıları onların sayfalarından verdim.

.

Sistem şöyle çalışıyor. Depoya giden vanalar genelde hep açıktır. Ana hat üzerindeki vana açıksa, su gübre tankından dolaşıp sisteme geri girmez (basınç dengelenene kadar tankı doldurur, o kadar) . Ana hat üzerindeki vanayı kıstığınızda suyun bir kısmı gübre tankına gider, oradaki çözeltiyle karışır ve sisteme geri girer. 

Depoda sıvı gübre var ise ilk suyla çözeltinin çoğu sisteme katılır. Zamana yaylı gübreleme olmaz. O yüzden gübre tanklarına genelde ince kumaş içinde katı gübre konuyor. O yavaş yavaş suya gübre veriyor. Kıtlama şeker gibi :)

Katı gübre damla sulamalara gitmesin, tıkamasın diye genelde depodan sonra kir tutucu da takılır. İmkan varsa tavsiyedir.

.

Basınçsız sistemlerde özel tanka ihtiyacınız yok, depoyla eş yükseltide bir havuz, tank, bidon olsa da olur. Ancak gübre deposunu ana depodan daha aşağıda yapmamalısınız. Basınçsız sistem verimli çalışmaz, baştan söyleyelim. Onun şeması da şöyle:


.

Son: Venturi mi baypas gübre tankı mı? Otomasyonu ihtiyacım olduğu için imkan olduğunda venturiyi tercih ediyorum. Eskiden venturi enjektörleri çok pahalıydı, el mahkum baypas gübre tankı kullanıyorduk. Fiyatları incelerseniz venturinin (pompa fiyatını dahil etmezseniz) daha ucuza geldiğini göreceksiniz. Yüksek debilerde, kurulum zorluğunda ya da sistemi yönetecek insanın eğitimi az ise gübre tankı kullanıyoruz.

.

Hamiş: Yazım, dilbigisi ve benzeri onlarca hatayı uyaranlar oldu. Haklısınız. Valla. Ancak yapabileceğim hiç bir şey yok. Son iki şipşak yazısını sabah 3'de hazırladım. Ya böyle olacak ya da hiç olmayacak. Bilgi serbest olsun da benim dilbilisindeki cehaletim dalga konusu olsun. Sevgiler, saygılar, hürmetler :)

17 Ocak 2024 Çarşamba

şipşak - venturi

Lisedeyiz, fizik dersindeyiz. Normalde ortaokulda fen dersine giren Nurettin Hoca bi sebepten fizik dersinde. Tahtaya formülü yazdı "pe vee eşittir nee ree tee...". İdeal gaz yasası, pV=nRT. Fizik alan herkes bu formülü "paran varsa ne rahat" formülü diye de bilir, bizim sınıftakiler de bu gruba dahil. Bendeniz hariç, çünkü bana fiziği babam öğretti. Nurettin Hoca kaldırdı beni, "buradaki harfler neyin kısaltması, akılda kalsın diye tekerlemesi neydi" dedi. Üniversite sınavına çalışıyoruz ya cevabı bildiğim soru gelince heyecanla "P dedim basınç, v hacim, n atom sayısı, r katsayı, t de sıcaklık, tekerlemesi de pavyoncu nurettin" dedim. 

Babaa!!! İki metre ötemdeki hocaya, bir de ismi Nurettin olan hocaya. Allah'tan diğer lakabını söylemedim.

Fizik dersinden atılmadım demem. Niye disipline gitmediğimi de inanın bilmiyorum, sadece sözlü notlarım pek bi düşük gelmişti o sene. Ah baba ya. Nurettin Hoca emekli oldu, en son zeytin yetiştiriyordu 10 sene önce. Sen yoksun, ben hala hatırladıkça gülerim.

İdeal gaz yasası, bernoulli, venturi.. Bunlar el ele geliyor. Bir kaptırırsanız kendinizi inşaat mühendisliğinin hidrolik bölümünde bulabilirsiniz. Biz kaptırmayalım, bunun damla sulamayla ne alakası var onu inceleyelim.

.

Damla sulamayla sularken suya gübre katabilsek ne kadar güzel olurdu di mi. Evet, bu işlemin adı fertigasyon. Hasad yayınlarında kitabı var, lütfen alın inceleyin. Fertigasyon yapabileceğiniz yöntemlerden birinin adı venturi. Olayın fiziği şöyle, su sıkışmayan bir malzeme olduğu için su daha küçük bu borudan geçmesi gerekirse hızlanıyor, çünkü sıkışmıyor. Hızı arttığı için basınç düşüyor. Venturi demiş ki, biz o basınç düşen yere delik açsak havayı, suyu emcükler çünkü dışarının basıncı daha fazla. Sonra başka biri de demiş ki su deposuna gübre atarsak koca depoyu temizlemesi zor oluyor, depodaki su temiz kalsın, gübre tankı diye ayrı bir tank olsun. Biz bu venturiye gübre tankını bağlayalım, sıvı gübreyi emsin. Bir de vana koyayım, ne kadar çekeceğini de belirleyeyim. Olay budur.

Venturinin artıları eksileri. Önce eksiler.

  • Pompaya ihtiyacınız var. Damla sulama sistemlerinin çalışması için yüksek basınca ihtiyacınız yok, borunun içinde hava kalmasın yeter. Ancak venturinin çalışması için basınç gerekiyor. Basınç için de pompa.
  • Su dar bir alandan geçeceği için borudaki toplam debi düşecektir. Doğrudan sulama borusu üzerine baypassız venturi takarsanız (ki doğrusu baypaslı, aşağıda verilen) ya pislik takılır ya da debi düşer. Bahçeyi sulayamazsınız. Baypas hattı taksanız bile gübre verdiğinizde (yani venturi aktifken) debi bir miktar düşecektir. Buna kayıba yük kaybı deniyor, sistemdeki basınç farkına bağlı olarak en az %10'luk bir kayıp olur. Bu oran fark büyürse %75'e  kadar çıkıyor.
  • Katı gübrelerle kullanılmaz.
  • Kurulumu ilk seferde biraz kafa karıştırıcı.

Artıları da şöyle:

  • Venturi ile organik ya da sünni her tür sıvı gübreyi sisteme verebilirsiniz. Öyle elde pompoayla ya da pet şişeyle dolaşmaya son.
  • Gübrelemeyi otomatikleştirebilirsiniz. Pompa zaman ayarlıysa, hem otomatik gübreler hem de sular. Benim gibi sezonun tam ortasında iki hafta tatile çıkarsınız.
  • Gübre tankının basınçlı olmasına gerek yok. O yüzden venturili sistemlerde gübre tankı yerine çözelti kovası deniyor. Ağzı açık çöp kovasından bile gübre tankı olur. (basınçlı gübre tankı fiyatlarına vs bakınız). Tabii ağzı açık derken bir tel, sineklik çekin de sisteme pislik girmesin.
  • Kullanması basit ve ekonomik. Bakımı kolay. Enjeksiyon hızını ayarlayabilirsiniz.  
  • Gübre, ilaç vs sıvı her şeyi hattan verebilirsiniz.

Venturi için bir adet venturi enjektörüne ihtiyacınız olacak. Bağlantısını şöyle: venturi-amazon.com.tr

Farklı çaplarda gelecek. Yarım parmak olanı tercih etmeyin, en küçük pompalarda bile sistem zorlanıyor. Ben üç çeyrek (3/4) enjektörleri büyüklü küçüklü bostanlarda kullandım. Bir parmak ya da daha büyük enjektörler herhalde daha da büyük alanlar için.

Baypaslı bağlantı şeması aşağıdaki gibi (baypassız sistem kurmayın, tavsiye edilmez):


 Şema karışık gelecekse, gelmesin. Dümdüz giden bir hat var. Ona iki tane tee takarak suyu dolaştırıp ana hatta geri veriyoruz.

 Sistemde önemli nokta şu, normalde baypas hattı yedek hattır. Su ana hattan gider, bir sıkıntı olursa ya da bir ekleme yapacaksanız vanaları kısar/kapar suyu baypass hattına alırsınız. Ancak venturinin verimli çalışması için türbülans olmaması gerekiyor. O yüzden venturi enjektörünü (yukarıda resmi olan parçayı) ana hatta takıyoruz.

 Su ilk teeye gelip ikiye ayrılıyor. Yukarıdan giderse baypas hattından geçip ana hatta geri bağlanıyor. Alttan giderse venturi enjektöründen geçip, geçerken gübreyi de emip ana hatta geri bağlanıyor. Burada birinci ve ikinci vanalar venturide bir sıkıntı olursa (pislik gelirse vs) enjektörü söktüğünüzde sulamaya devam edebilmeniz için. Kullanımını da açıklayacak olursak, gübre vermiyorsanız birinci ve ikinci vanayı kapıyorunuz, üçüncü vana ardına kadar açık. Gübre verecekseniz birinci, ikinci vanalar ardına kadar açık. Üçüncü vana kısıyorsunuz. Gübreyi ne kadar hızlı çekilsin istiyorsanız o kadar çok kısıyorsunuz. Üçüncü vanayı tamamen kaparsanız çok hızlı çekecektir ancak bahçeye giden su azalacak. Tavsiyem öyle bir ayarlayın ki gübreleme bittikten sonra geçen zamanın yarısı kadar daha sulasın bahçeyi. Yani bahçeyi 30 dk sulayacaksanız, ilk yirmi dakikası gübreli son on dakikası yalnızca su. Hattı temizlesin, gübreyi köklere indirsin. Başında durup dördüncü vanayı kaparsanız ne ala. Durmazsanız zararı yok, sisteme hava girecektir, ancak bunun zararı yok. Venturiye pislik girerse ikinci, üçüncü ve dördüncü vanalar açık kalsın. Birinci vanayı açıp açıp kapayın. Pislik büyük değilse temizliyor. Yukarıda bağlantısını verdiğim üründe dördüncü vananın olduğu yerde çekvalf var, yani suyun gübre tankına geri gitmesini engelliyor. Siz gene de koyun o vanayı.

Damla sulama hattında biriken kalsiyumu eritmek için bu hattan sirke de verebilirsiniz. Sirke %4-5 asetik asit. %25 asetik asitin yabani ot kontrolünde kullanıldığını unutmayın. Yani fazlası ya da yoğunu ekili sebzelere zarar verir.

Sistemi kurarken lütfen iki vanadan tasarruf edeyim demeyin. Doğru kurun, kafanız da rahat olsun sistem de :) 

*Baypass, bypass, by-pass, baypas. Bana kalsa hepsi paspas. Şu kelimenin Türkçesi yok mu yaw.

29 Nisan 2023 Cumartesi

mevzu - odun yatağı - sss

Permies'te sıkça sorulan soruları derledim. Aklınıza takılan bir konu olursa insta'dan mesaj gönderin, ekleyelim.

Odun yatağı yönteminin öncelikli amaçları neler? Hangi durumlarda tercih edilir, hangilerinde tercih edilmez? 

Odun yatağının öncelikli amacı yoktan toprak üretmek. Diyelim ki elinizdekil, kum ve çakıl var, ancak yaşayan, hayat dolu kara toprak yok. Bu malzemelerle odun yatağı kurarsanız (ve mümkünse biraz azot kaynağı ekleyin) çürüyen odunun etrafındaki kil ya da kumun renginin değiştiğini, aralarının organik madde ile dolduğunu göreceksiniz. O kadar değişik bir görüntü ki, kırmızı kil damar damar kara toprağa dönüşmüş olmuş, daldan geriye bir şey kalmamış. Yoktan toprak yaratıyoruz sanki.

İkincil amacı dal atıklarının geri dönüştürülmesi. Dalları öğütüp kullanabilirsiniz - masraf ve işçilik. Yakabilirsiniz - çoğu kül olup ziyan oluyor. Biyokömür üretebilirsiniz - mantıklı ancak kaliteli biyokömür üretebilmek için dalların kurutulması, uygun boylarda kesilmesi gibi bir çok gereklilik var. Gene işçilik. Dalların üzerine toprak atın, bir şeyler ekin yetiştirin. En rahatı.

Sebze yetiştirmek üçüncü sırada geliyor. Sebzeler için drenaj, mikroiklimler, odunun tuttuğu su ile uzun süre sulamaya ihtiyaç kalmadan sebze yetiştirebilmek. Gibi.

Diğer amaçlar: Doğal hayata destek/habitat. Görüntü kirliliğinin engellenmesi/çit görevi görmesi. Mikroiklim yaratmak. Drenaj. Hiçbir şeyin yetişmediği bir iklimde bir şeyler yetiştirmek :) Geri dönüşüm. Tasarruf (yataklara ekleyceğiniz kompost, gübre, topraktan).

Azot? Gübresiz nasıl oluyor? O kadar dal, odun, talaş toprağın bereketini çekmiyor mu?

Öncelikle gübresiz odun yatağı olmaz değil, olur. Ancak sebze yetiştirmek için gerekli azotu odun yatağının ilk senelerde sağlaması mümkün değil. Takviye gerekiyor. İlk yazıda bunu  açıkladım, zengin odun yatağı başlığında. Soru toprağa talaş, kuru yaprak karışınca toprağın bereketi kaçıyorken odun gömünce nasıl oluyor da sebze yetiştirebiliyorsak ise durum şöyle:

Karbonun topraktaki azotu tutması yüzey alanıyla bağlantılı. Toprağa ince talaş sererseniz, yüzey alanı büyük olduğundan, topraktaki azotu bir seferde çeker. Yabani otlar bile büyümekte zorlanır. Ancak kütüklerin yüzey alanı talaşa kıyasla çok az. O yüzden topraktan bir anda yüklü azot/gübre çekme gibi bir durum yok.

Ağaçları, çalıları, sebzeleri yetiştirmek için bol bol gübre kullanıyoruz. Bitkiler aldıkları azotun önemli bir kısmını büyümek için kendilerine kullanıyor. Peki ağaçlar ve çalılar öldükten sonra bu azota ne oluyor? Kuru dal ya da odun çimen, kahve telvesi, mutfak atığı kadar yoğun azot içermese de azot içeriyor. Hatta azot miktarı onlardan fazla bile olabilir, çünkü odunun ağırlığı yani miktar çok. Bitki atıklarını gömdüğümüzde yalnızca karbonu değil, o bitkinin yetişmesi için gerekenleri - yani ömürleri boyunca biriktirdiklerini- gömüyoruz (azot, fosfor, potasyum, çinko..). Çürüme başlayınca bu azot toprağa geçiyor. Yani ilk başlarda odun topraktan az miktarda azotu çekerken (karbonun azotu bağlaması), bir süre sonra çürüyen odun net azot/gübre sağlayan haline geliyor. Yani toprağın bereket katıyor, gübreliyor. Bu süreç ilk sene yavaş, hatta kuru iklimlerde aşırı yavaş, ancak ikinci sene hızlanıyor. Üçüncü seneden itibaren tamamen pozitife dönüyor. Zaten işte bu yüzden ilk yıllarda odun yatağını suluyoruz, güçlü kurmaya çalışıyoruz.

Odun yatağı termitleri çekmez mi? Daha sonra bu termitler bahçedeki ağaçlara zarar vermez mi?

Çeker. Bir tek termitleri de değil, aklınıza hayalinize gelecek her tür canlıyı çeker, faresinden, baykuşuna, salyangozundan değişik hamamböceği cinslerine, hatta ateş böceğinden yarasasına. Boşuna dememişler ölü ağaçta hayat var diye. Gömülü bile olsa hayat aşılıyor bahçeye.

Termitler çürüyen odunları kemirmeyi seviyor. Odun yatağında da bundan bol miktarda var. Şayet yatak su altında kalmazsa ya da biri gidip yatağı bozmazsa termitlerin göç edip yapılara zarar verdiğini, ağaçları kemirdiğini görmedim. Belki başka iklimlerde, başka ülkelerde, farklı termit cinslerinde bu durum olabilir. Bizde henüz görmedim. Gene de eşeği sağlam kazıpa bağlayıp ahşap yapıların (bina, çardak, köprü) hemen dibine odun yatağı kurmuyoruz.

Odun yatağını kurmak için gerekli toprağı nereden temin edebiliriz? Az toprak kullanarak odun yataı kurmak mümkün mü?

Kısa özet: Odun yatağı kurarken dalları toprakla iyice örtmek gerekiyor. Gerekli miktarda toprak kullanmazsanız büyük boşluklar toprağın hızlıca kurumasına ve yatak içinde su zincirinin kopmasına neden oluyor. Bu durum yatağın tekrar nem kazanmasına engel olur çünkü toprak kuruyunca hidrofobik hale geliyor.

Gömülü odun yatağı kurarken toprak bulmak zor olmasa gerek. Kazdığımız toprağın içindeki büyük taşları eleyip odunların üstüne geri yayıyoruz. Klasik odun yataklarında da durum pek farklı değil. Kazdığınız toprak yeterli olacaktır. Gömülü yataklardan farkı kazdığımız çukura geri doldurmuyoruz, yüzeydeki toprağı traş edip ortaya yığıyoruz.

Sepp Holzer'in dar-yüksek odun yatakları için gerekli toprağı bulmak dert. Sepp büyük makinalarla araziyi kademelendirdiği için (teraslar kuruyor) toprak bulmakta zorluk yaşamamış. Ancak Paul Wheaton Montana'daki kayalık arazide toprak bulamadığını ifade ediyordu permieste. Çare balık havuzu kurmak. Havuzdan çıkan toprak odun yatağına gidiyor, kazılan alan da havuz oluyor.

Çok soğuk/soğuk/kurak/yağışlı iklimlerde odun yatağı işler mi? Hangisini tercih etmeli?

Her durumu kendi içinde değerlendirmek gerekse de yol göstermesi için aşağıdaki listeyi paylaşayım.

Akdeniz iklimi, karasal iklim: Gömülü odun yatağı. Min 40-60 cm derinlik, toprağı en çok 30 cm kabartın, daha yksek olmasının yararı yok zararı var. İlk iki sene düzenli sulama. Daha kurak bölgeler için ya daha derin ya da krater bahçeciliği.

Düzenli yağış alan bölgeler ya da damla sulama kurduğunuz yataklar: Klasik odun yatağı, nam-ı diğer hügelkültür. 1-1,2 m yüksekliğinde. 

Karadeniz iklimi, yüksek rakımlar, buharlaşmanın az olduğu düzenli yağış alan bölgeler: Sepp Holzerin raf- hügelkültürleri.

Şehir içi yükseltilmiş sebze yatakları: İdeali 40-60 cm yüksekliğinde son 10-15 cm'i iyi toprakla doldurulmuş yataklar. 30 cm'in altına düşmeyin. Her yıl düzenli oalrak toprak/malç/kompost ekleyin. Yataklar oturacak.

Beton alanlar: Klasik yığılı odun yatağı + damla sulama.

Yeni kesilmiş ağaçların odununu mu kullanmalı yoksa bir kenarda uzun süre beklemiş ağaçlarınkini mi?

Mümkünse çürümüş, yığılmış kalmış odunları terih edin. Yeni kesilmiş ağaçların dallarını, kütüğünü kullanmayı düşünüyorsanız, kullanabilirsiniz. İğne yapraklı ağaçlar tekrar filizlenmiyor. Ancak çınar, kavak, söğüt ve benzer türlerde yaprağını döken "zombi" ağaçlara dikkat edin. Odunu sürgün atıp tüm yatağı ele geçirebilir.

İlkbaharda, su oduna yürüdükten sonra odun yatağı kuracaksam yeni kesilmiş ağaçları tercih ederim. Zaten yaş, sulamaya ihtiyacı azaltır. Sonbaharda yatak kuracaksam çürümüş odunları dalları tercih ediyorum. Bütün kış suyu çeksin diye.

Çam ağaçları toprağın pH'ını düşürüyor mu?

 Çok değil. Dışarıdan kamyonla kütük getirmediğinizi düşünürsek zaten civardaki ağaçları kullacaksınız. Civardaki ağaç demek oranın toprağına uygun ağaçlar demek. Bir miktar düşürür, ancak odunun yüzey alanı talaşa kıyasla çok daha az olduğu için etkisi pek yok. Aksini iddia eden, asidik toprağı seven bitkilerin (blueberry- yabanmersini gibi) çam odun yatağında daha güzel yetiştiğini söyleyenler var. Açıkçası aksini de gördüm, deneyimledim. O yüzden elinizde ne varsa onu kullanın, doğru kullanın. Gerisi ikinci derece.

Hangi ağaçları tercih etmemeliyiz?

Kimi hastalıklar, odun toprağa gömülü olsa bile kaçabiliyor ve tüm araziyi ele geçiriyor. İyi odun- kötü odun yazısında açıkladım. Yanık hastalıkları gibi. Çare biyokömür.

Zombi ağaçlara dikkat. Ağaç zaten kesilmiş, hali yok diye gömüyorsunuz, bir anda hayata dönüp yatağı ele geçiriyor. Aman dikkat. İyi odun - kötü odun yazısında var açıklaması. Kavak, söğüt gibi.

Aleopatik ağaçlar. Kullanamazsınız değil, taktiği var. Gene iyi odun- kötü odun. Ceviz.

Kedi/köpeği yataklardan uzak tutmak gerekir mi?

Genel olarak sebze yetiştireceğiniz bölgeye evcil hayvanların girmemesi istenir. Yatakları talan ediyorlar. Kedi dışkısıyla parazit geçebilir ve gebelikte sıkıntı yaratıyor. Köpekler tam olarak yatak katili. Kazıp içine yatar. Tel çekin, kafalar rahat olsun. Evcil hayvanların dışkılarını yatak kurarken kullanmanız tavsiye edilmez. Biyokömür üretebilirsiniz.

Odun yatakları kokar mı? Sinek ya da kene yapar mı? Peki fare?

Yapmaz. Odun yatağının içine kemik, et vb alıp gömmediğiniz ve üstünü tavsiye edilenden daha az toprakla örtmediğniz sürece sinek yapmaz. Gömmek hızlıca kokan ve bozulan  herhangi bir şeyden en kolay kurtulma yolu. Asırlardır yaptığımız bir uygulama.

Kene uzun otlarda yaşar. Genelde büyük avcı hayvanı nüfusunun bastırıldığı bölgelerdeki kronik bir problem (kuzay amerika, şehir ormanları, ilaçlamanın yaygın olduğu tarım alanları). Odun yatağıyla alakası yok yani. Bahçenizdeki otları kısa tutun, sarımsak ekin. Sık kullandığınız mıntıkalar bakımsız kalmasın.

Yataklarda yeteri kadar toprak kullanmazsanız fare nüfusu patlayacaktır. Tavsiye edilenden daha az toprak kullanmayın - tabi fareleri çoğaltmak gibi bir amaçınız yoksa.

Yanlış uygulamalara hangi örnekleri verebiliriz? Hangi durumlarda odun yatağı yönteminden sakınmalıyız?

Yamaca, suyun akışını kesen odun yatağı uygulamaları (heyelan, toprak kayması vs). Kurak bölgelere klasik odun yatağı ya da Sepp'in yüksek hügellerini uygulamak (kurur çalışmaz). Odun yatağı - yağmur hendeği kombinasyonu (mantıksız, heyelan). Odun yatağı - teraslama (biri suyu tutuyor diğeri tutmamaya çalışıyor). Gibi. 

Yöntemleri lütfen zorlamayın. Malesef çoğu permakültür uygulamasında oranın iklimine ya da koşullarına uymayan uygulmalara denk geliyoruz. Budamadan çok miktarda dal çıktı, illa öğüteceksiniz diye bir şart yok. Biyokömür? Odun yatağı? Yeni yatak kuracaksınız diyelim odun yatağı olması şart değil, çapasız tarım yöntemleri var, yoğum ekim, seyrek ekim, basit bahçecilik...Tek yöntem yok, araştırın hangisi en kolay, en ucuz, en doğrusu ise, o.