24 Temmuz 2026 Cuma

çalakalem: köylüm lost'ta adaya düştü

Bugünkü konumuz para.

.

Bizim köyde kimi emmiler var, çiftçilikte lisans, doktora olsa bunlar ordinaryüs prof olur. Kuraklıktan tarla olmuş Suudi Arabistan emminin rekolte dönümden 650 kg’ın altına düşmüyor. Bir gram yağmur yağmadı, bizden farklı gübre kullanmadılar. Havayı mı kokluyorlar, toprağa mı konuşuyorlar inanın hiç bilmiyorum (bu emmiler 500 kg buğday alırken ben 125 kg aldım, 650 aldıkları sene 250 kg aldım).

Emmilerden birini gözüme kestirdim, her yaptığını takip ediyorum. Bu işlere ilk başladığım dönemde kendime dedim ki emmi yakında tarla satar. Geçen buğday hasatından sonra yolda denk geldik, mutluluğu köyü aydınlatıyor. O kadar neşeli ki. Tarla satmış, neşesi ondanmış. Kaç kg buğday çıktı diye soramadım bile, seke seke gitti.

.

Köydeki en iyi rekolteleri alan bu adam ihtiyaçtan tarlasını neden sattı? Zenginleşmesi gerekmiyor muydu? Emminin tarla satacağını dört sene önceden nasıl tahmin ettim? Nerede hata yaptı? Konumuz bu. Başlayalım.

.

Emmi elindeki paranın kendi parası, onda tapusu olan tarlaları da kendi tarlası sanıyor. Banka hesabında onun adı yazsa da para onun parası değil. Makinalar da tarlalar da onun tarlası değil. Emmi burada hata yapıyor, biçerdöveri kendi biçerdöveri sanıyor. Açıklayayım.

Zenginlik ya da fakirlik denen kavram görecelidir. Zengin bir muhitte, mesela Etiler, domatesin kilosu 150 liraya satılırken Gelibolu’da 30 liraya bizim köyde 15 liraya satılıyor. Cebinizde 50 lirayla Etiler’de yarım kilo domates alamazsınız. Önemli olan sizin kazanıyor olmanız değil, diğer insanlardan daha fazla kazanıyor olmanız. Başka bir ifadeyle kriz döneminde onlardan daha az kaybediyor olmanız gerekiyor. Peki bunu nasıl hesaplayacağız? Herkesin kazancının ortalaması diye bir şey var mı? Var, iki kolay hesap var.

İlki mevduat faizi. Yani paranız var, bankaya yatırıyorsunuz ve hiiç yorulmadan banka paranızı işletiyor ve dönem sonunda trink diye hesabınıza faizini yatırıyor. Diyelim ki bizim emmi biçerdöverini şimdi satmaya karar verse eline 6 milyon geçiyor. Hesap da rahat olsun, mevduat faizi yıllık %33 olsun. Buna göre bir sene sonra hesabına 2 milyon daha yatacak.

Bu iki milyon şu anlama geliyor: bizim emmi elden ayaktan düşse, hiçbir iş yapmasa kazanması gereken para iki milyon lira. Yani en kötü sezonda bile o biçerdöverden iki milyon lira kar etmesi gerekiyor. Emmi ne kadar kazanmış olmalı: 700-800 bin...

İkinci hesap ortalama kazançla alakalı. Eli ayağı tutan, ticaret adam yapan insan kaç lira kazanıyor? Bunu kabaca hesaplayabiliriz, hem de çok kolay. Para hesabını en iyi borç veren bilir, bankalar. Bankaların borç verme faizine bakacağız. Bu faizin içinde enflasyon var, merkez bankası politik faiz var, kredi batık çıkma oranı, reel faiz, banka giderleri ve karı da var. Hesaba girmeden önce neden borç verme faizine baktığımızı açıklayayım. İhtiyacı olan bankadan para çektiğinde bu faizle borç alıyor. Yatırım yapacak olan gene yatırımını bu faize göre yapıyor, çünkü para girişi durursa bankadan borç alması gerekecek ya da o faizle bankaya borcunu ödeyecek. Çanı o belirliyor. Bunu yakalama şansınız olmasa da yakın tutturmanız gerekiyor.

Farzı misal bizim emmi bankaya gitse “ben sizden 6 milyonluk kredi çekeceğim, bir sene sonra hesabınıza yatıracağım dese” banka ona 3,5 milyon lira faiz ödeyeceksin diyecek (%58). Bu bankalar hırsız anlamına gelmiyor, bu bizim emminin ülkenin geri kalanını yakalaması için 3,5 milyon lirayı biçerdöveriyle kazanması gerektiğini söylüyor. Hadi üç iki yüz olsun. Bu seviyeler gerekli bizim emmiye.

Burada önemli bir uyarı yapayım. Bu hesaplar çooook kaba. Yatırım tavsiyesi değildir. Neredeyim, ne yapmalıyım diye hızlı hesap yapmanız gerekirse size mertebeyi gösterecek el hesabıdır. Paranız var diye gidip biçer döver alamayın, alırsanız her sene yapmanız gereken işin altından kalkabilir misiniz ona bakın.

Bizim emminin nerelerde tarlası olduğunu, hangi alet edevatı olduğunu köydeki herkes biliyor. Elindeki aletlerin bugünkü satış fiyatlarını alt atla yazdım. 11-12 milyon civarı bir fiyat çıktı karşıma. Emminin kaç kilo buğday aldığını ve kaça sattığını da biliyorum. Bağrını gere gere her yerde anlatıyor. Oradan kazancı çıktı. Bankadan yıllık borçlanma faizini ve mevduat faizini de gittim öğrendim. Hesapladım. Hesaba göre emmi yılda 3-4 milyon lira ülkenin gerisinde kalıyor. Ya yaşam kalitesini düşürecek ya da tarla satacak. Yaşam kalitesini daha düşüremez. Üç yıl dayandı, dördüncü yılda tarlasını sattı.

Bizim emmi tarlasını şimdi değil de tarım desteklerinin havada uçtuğu –ihtiyacı olmadığı dönemde- yani 4-5 sene önce satmış olsaydı ve parayı bankaya mevduata koysa ve hiç dokunmasaydı, ne olurdu? Yatırım tavsiyesi vermiyorum, sadece krizde olduğumuzu bilip önden tedbir alsaydı. Emmi bu yıl ülkenin ortalamasının 1,5-2 milyon lira önünde olacaktı. Diğer emmilerin sattığı tarlaları alacak hatta bedavaya getirecek, ektiği alanı büyütecekti.

.

Baştan diyeyim yukarıdaki hesap doğru değil. Konuyu bilen birinin önüne koyarsanız hangi akıllı size bu hesabı öğretti der. Bana laf getirmeyin :) Ancak üretimdeyken oturup uzun uzun reel getiri, aylık hesap yıllık hesap yapabiliyorsanız ne ala. Yapamıyorsanız, alet edevatınızın şimdiki ederini bir kâğıda yazın ve toplayın. Mevduat ve banka borç verme faizini öğrenin. Çarpıp bölün. Bu yıl kazanmanız gereken karı göreceksiniz. Mutlaka onu yakalamaya çalışın, ne olursa olsun mevduatın altına düşmeyin. Ek iş yapın, başka yerden gelir elde edin ama düşmeyin.

Mevduat faizleri yükseldi demek "oooohh ne güzel daha çok para kazanacağız" demek değil yani. Daha da çalışmanız gerekiyor demek. Sevinmeyin, üzülün.

.

Son şey. %2-3-4 enflasyon enflasyondur. %7-8-9 hadi 10 yüksek enflasyondur. %30-40-50 enflasyon diye bir şey olmaz, olamaz. Bu şartlarda hakkıyla üretim mümkün değil. Ne yapacak emmiler, dönümden 4 ton buğday mı kaldıracak? Böyle bir şey teknik olarak mümkün değil ki? Bu arada benim emmi satıştan gelen parayı eline geçtiği gibi ezdi. Lost’taki sayaç gibi başa sardı. 2-3 seneye kalmaz tarla satar, ahana buraya yazıyorum. 

Enflasyonun bir an önce düşmesi gerekiyor. Ülke ortalamasına göre hesapladık, bir de olayın dünya ortalaması var. Nasıl bizim emmi köyde biçerdöveri var diye kendini aga sanıyorsa, bu tekneden bulunan herkes - hepimiz- kaybediyoruz. Bu işin kazanını yok. Çok kaybediyoruz çok...

15 Haziran 2026 Pazartesi

çalakalem: Permakültür Açık Gün Notları #2

Permakültür Açık Gün'ün ikincisini gerçekleştirdik!

Gelen, uğrayan, gelemeyip uzaktan desteğini ileten herkese çok teşekkürler. Çok keyifli bir gündü.

İlk Açık Gün benim ilk organizasyonumdu. Gün bittikten sonra birkaç gün kendime gelemedim, ehhehe. Bu sefer biraz daha tecrübeliydik. O yüzden sıcağı sıcağına gün içinde neler yaptığımızı, neler konuştuğumuzu paylaşayım.

 Her zamanki gibi güne tanışmayla başladık. Kimisi kendini bir cümleyle anlattı, kimisi on cümleyle. Bu bölümün amacı sadece isim öğrenmek değil; insanların birbirinde ne bulabileceğini görebilmesi. Belki üretimi merak ediyorsunuzdur ve karşınızda yıllardır üretim yapan biri vardır. Belki şehirden çıkıp bağ kurma hayali kuruyorsunuzdur; o yolu daha önce yürümüş biriyle tanışırsınız. Belki de üretim baskısından biraz uzaklaşıp iki hoş sohbet etmek istiyorsunuzdur. Açık Gün'ün en önemli bölümü bu. Şehirde toprağı olmadığı için üretemediğini düşünen biri, şehirde toprağı olmadan üretim yapan biriyle tanıştı mesela. Mümkün, hepsi mümkün :)

Sonrasında Terasta Tarım alanını gezdik. Bahçe turunu Kokopelli yürüttü; ben de biraz nefes alma fırsatı buldum. Bu noktada Kokopelli’den Zeynep Hanım’a bağlanıyoruz:

“Terasa gelen ziyaretçilerimizle birlikte yaptığımız bahçe turları, buluşmalarımızın en sevdiğimiz kısımlarından biri.

Terastaki ağaçlar, tıbbi aromatikler, çiçekler, sebzeler, meyveler arasında dolaşırken bitkilere, birbirleriyle olan ilişkilerine, üretim süreçlerinde toprağı, suyu ve ekosistemi gözetmenin önemine dair konuşuyoruz. Hele bir de hava güzelse turlar tahminimizden çok daha uzun sürebiliyor:)

Her turda, kentte gıda yetiştirmenin ve biyoçeşitliliğin desteklendiği kurtarılmış alanlar yaratmanın mümkün olduğuna hep birlikte tanık oluyoruz. Geriye sadece örnekleri çoğaltmak kalıyor.”

Ardından günün en hareketli bölümlerinden biri geldi: takas!!

Bu kez ekim-dikim dönemi büyük ölçüde geçtiği için tohumlardan çok bitkiler, kitaplar ve farklı üretim materyaller dolaştı. Mesela nane çeşitleri, fil sarımsağı soğancıkları, Row 7 patatesleri ve her zamanki gibi renkli yumurtalardan getirdim bu sefer. Takasa gelen ilk kitap ise örtü bitkileri konusunda adeta bir klasik sayılan Managing Cover Crops Profitably oldu. Açık kaynak olarak yayınlandığı için isteyen herkes ücretsiz olarak okuyabiliyor. Bağlantısını şuraya bırakıyorum: https://www.sare.org/wp-content/uploads/Managing-Cover-Crops-Profitably.pdf

Sohbet bölümünde herkese zaman ayırmaya çalıştım. Neler konuşatuk mesela?

  • Yeni başlayanlarla nereden öğrenmeye başlanabileceğini konuştuk. Geoff Lawton’ın ücretsiz youtube videolarının oldukça yararlı olduğunu bahsettim. Diğer kaynaklar ayrıntılar kısmında...
  • Gönüllülük sistemlerini tartıştık. İyi örnekleri de kötü örnekleri de konuştuk. Gönüllülüğün ucuz iş gücü değil, öğrenme ve deneyim paylaşımı olması gerektiği üzerine durdum.
  • Yapraktan gübreleme konusunda uygulama zamanı, basınç ve yapıştırıcı kullanımı gibi kritik detaylara değindik. Kaolin kili, mineral dengelemesi, toprak biyolojisi ve toprak analizlerinde yaşanan sorunlar da gün boyunca konuşulan başlıklar arasındaydı.
  • Her zamanki gibi konu dönüp dolaşıp toprak besin ağına geldi. Elaine Ingham'ı andık, Matt Powers'ın daha ulaşılabilir çalışmalarından bahsettik ve kaynak paylaşımları yaptık. 

Sohbet kısmı bende bilgi aktarımı şeklinde oluyor. Siz bana bakmayın arka planda herkes birbiriyle sohbet etti :)

Günün beşinci ve son kısmı konu anlatımıydı. Bu buluşmada mineral dengelemesi ve kompost anlattım. Hatırlarsınız ilk buluşmamızda Permakültür’de örüntü, biyokömür ve yağmur suyu hasadı konularını konuşmuştuk. Gene kritik noktaları vurguladığım bir konu anlatımı oldu. Üçüncüye hem hızlı hem ilgi çekici hem de kritik noktaları vurguladığım bir eğitim olması dileğiyle! Kendimi geliştiriyorum :)

Ve son! Günü saat altı sularında tamamladık. Bahar dönemi boyunca düzenlediğimiz Açık Gün buluşmalarının ikinci ve sonuncusuydu bu. Şimdi yatar uyurum, yarın Kirpi'nin yaz takvimini başlar. Hasatlar ve sıcaklar... :)

Üçüncü Permakültür Açık Gün için hazırlıklara başladık bile. Daha taşlar yerine tam oturmadı ama önden bir teaser: Muhtemelen güneydeyiz bu sefer ;)

Gün içinde danışmanlık verip vermediğimiz de soruldu. Evet, artık yalnızca STK'lara değil; bireylere ve işletmelere de danışmanlık veriyoruz. Ayrıntı için şu linki tıklayabilirsiniz: https://kirpininburnu.blogspot.com/2026/06/dansmanlk.html

Burada önemli bir noktayı atlamayın, Permakültür Açık Gün’de dilediğiniz şekilde ücretsiz danışıp ve sorularınıza cevap alacaksınız. Instagram üzerinden de sorularınıza her zaman yardımcı olmaya çalışıyorum. Danışmanlık hizmeti profesyonel, ücret karşılığı faturalı ve takvime bağlı projeler için.

Bir diğer soru da ekipmanlarla ilgiliydi. Açık Günleri bir satış veya ürün tanıtım etkinliğine dönüştürmek istemiyorum. Buradaki amacımız insanları, bilgiyi ve deneyimleri bir araya getirmek. Ekipmanları başka bir gün, başka bir etkinlikte uzun uzun konuşuruz.

Katılan, katkı sunan ve bu topluluğun oluşmasına yardımcı olan herkese tekrar teşekkürler. Kokopelli'ye tekrar çok teşekkürler. Bir sonraki Açık Gün'de görüşmek üzere :)

.

Aşağıya sohbet sırasında konuştuğumuz teknik notların detaylarını bırakıyorum:

  • Konuya yeni başlayanlar, ateşi harlamak isteyenler için neler yapabileceğimizi ve kimleri takip etmek gerektiğini konuştuk. Direkt eğitimle başlamak yerine Geoff Lawton’un youtube videoları iyidir. Tavsiyedir. Neyin mümkün olduğunu, kimin ne yaptığını bilmek için Youtube’daki kaynaklar fazlasıyla yeterlidir, iyidir, güzeldir ve ücretsizdir. Dün söylemedim ama Richard Perkins’in eski videoları da oldukça kapsamlı ve keyifli. O seriyi de mutlaka takip edin. Yoğun Pazar bahçeciliğini ve üretimi merak ediyorsanız Curtis Stone’nun eski videoları (kafayı yiyip aşırı sağcı değişik bir tipe dönüşmeden önce) çok başarılıdır. Yeri gelmişken One yard revolution’ı da tavsiye etmeli.
  • Gönüllülük sistemini ve bizdeki iyi ve kötü uygulamaları konuştuk. Esasında gönüllülerin onlar olmadan da çalışan bir sisteme dahil olup süreci görmeleri gerektiğini, yurtdışındaki alternatif gönüllü çalışma stratejilerini (çalışan ve bir alandan %100 sorumlu) konuştuk.
  • Yapraktan gübreleme. Gübre verirken üç noktaya kesinlikle dikkat etmek gerekiyor. İlki uygulama sırasındaki hava sıcaklığı; hava sıcaklığı 26 derecenin üstüne çıktığı zamanlarda yapraktan gübre uygulaması yapılmaz, uygulasanız bile bitki alamaz. Bu yüzden sabah erken saatlerde uyguluyoruz. İkinci dikkat edilmesi gereken nokta makine basıncı ve debisi. Bitkiyi yıkamıyoruz, yüksek basınç düşük debiyle gübreyi bitkiye zımbalamaya çalışıyoruz. Damla damla üzerinden akmayacak, basınçla vurup ve devam etmek gerekiyor. El pompasıyla bunu sağlamak zor, ancak motorlu ilaçlama pompalarıyla bunu rahatlıkla sağlayabilirsiniz. Tabii ki atomizer en iyisi ancak şart değil. Üçüncü nokta yapıştırıcı ya da solvent kullanımı. Hani maya su damladığı vakit top gibi durur ya, yapraktan gübre uyguladığımızda böyle olsun istemiyoruz. İnce bir film gibi tüm yaprağa yayılmasını istiyoruz. Yapıştırıcı ya da solvent kullanılmasının neden gerektiğini bu noktada konuştuk. Doğal ya organik sertifikalı solvent bilmediğim için bu konuyu daha araştırmam gerektiğini söyledim.
  • Neden denemelerde Gübretaş’ın ürünlerini kullandığımı, formülasyon ve kalibrasyon yaparken neden bu firmayı referans aldığımı açıkladım (en geniş ağa sahip, en büyük ithalatçı gibi gibi). Organik sertifikalı üretim yaparken marka gözetmeksizin her ürünü araştırmanız gerektiğini ve bu ihtiyacın neden ortaya çıktığını konuştuk. 
  • Yapraktan gübre konusunda karışıma neler eklememiz gerekeceğini konuştuk. Bostandaki ve zeytindeki tecrübelerimi aktardım. Kendi mineral karışımlarından hızlıca bahsettikten sonra Gübretaş’ın mikro ve forceful amino ürünlerini katardım ancak bu ürünlerin organik sertifikasyonu araştırılması gerektiğini söyledim. Çiftçi takvimine göre 15 günde bir uygulandığından bahsettim (yani 15. Günden sonra uygun olan günde, 20. Olur, 23. Olur...) Şehirli takvimine göre ayda bir :) Yapraktan verilen iz elementlerin bir kısmının (bakır ve çinko) antifungal özelliği olduğunu ve bu yüzden tarlada hastalıkları baskıladığından bahsettim.
  • Kaolin kilini konuştuk. Kaolin kilinin içerdiği yüksek potasyum nedeniyle sadece kil değil ayrıca bitki besini olarak etki ettiğinden bahsettim. Bu durumun direkt iyi bir şey olmadığını, ürünlerin şeklini güzelleştirip boyutunu arttırırken tadını oldukça azalttığını söyledim. Kaolin’e alternatif düşük potasyumlu kil aradığımı söyledim.
  • Her sohbette olduğu gibi Toprak besin ağını konuştuk, geçen aylarda aramızdan ayrılan Eleine Ingham’ı andık. Toprak biyolojisini öğrenmek için daha ulaşılabilir bir kaynak olan Matt Powers’ın eserlerinden bahsettim. Hatta bugünlerde mikroskop kullanımıyla ile ilgili eğitim düzenliyor, kaynak paylaşımı yaptık. Kulak çınlattık.
  • Toprak analizinde yaşanan sıkıntılardan bahsettik. Türkiye’deki laboratuvarların hepsinin nedense analizlerde tutarlı sonuçlar verememesinden, sadece mertebeye bakabildiğimizden bahsettim.  Burhan Kaçar’ın kitaplarına atıfta bulundum.
  • Üreticinin evladından ve eşinden çok sevdiği Kalsiyum Nitrat gübresini ve etkilerini konuştuk. Gerek olup olmadığını tartıştık (ülkemizde genelde kalsiyum eksikliği kalsiyumun eksik olmasından kaynaklanmıyor, bor eksikliğinden kaynaklanıyor). Toprakta derya deniz kalsiyum varken daha da kalsiyum ekliyoruz, doğru değil.
  •  Eğitim veren veya üretici olan birçok arkadaşımızı andık, kulaklarını çınlattık. Geçen sefer olduğu gibi tahtaya isimlerini yazdık :)