permakültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
permakültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2024 Salı

şipşak: fil sarımsağı

Günlerden cumartesi, evdeyiz. Rahmetli babamın kafasında mavi takkesi, elinde gazetesiyle uyuyakalmış. Fış fış horluyor. Annem bir sandalye çekmiş mutfak tezgahına, yüzüstü uyuyakalmış. Ben nerede olduğumu bile anlamıyorum, fena çarpılmışım. Sanki evde gaz sızıntısı oldu da ailecek zehirlendik. Altı üstü kahvaltıda sarımsaklı ezilmiş peynir yedik diye bütün hafta sonu bir orada bir burada bayıldık.

Sarımsak deneylerinin senesiydi o sene. En yoğun tadı olan sarımsağı yetiştirmeye çalışıyordum. Mevzu: sarımsak yazısında açıkladığım taktikleri ve miktarları keşfettiğim sene. Öyle bir sarımsak yetiştirecektim ki Taşköprü sarımsağı çerez kaçacaktı. O sene öyle de bir sarımsak yetiştirdim ki, dişi bir başa bedel! Sarımsağı ve toprağı çözdük de annemin sarımsak aşkına çare bulamadık bir türlü. Her yemekte ayrı yamulduk. Hatta zeytinyağlı fasulyenin yanında bile bayıldığımız oldu :)

Kaç santim arayla ekilir, toprağı nasıl hazırlanır sorularına cevap bulunca geriye tek bir soru kaldı. Mantar hastalığına dirençli sarımsak var mı? Varsa hangisi?

Belki biliyorsunuz, belki bilmiyorsunuzdur. Havalar nemli geçerse -ki baharın olayı o- ilkbaharda sarımsağa hastalık gelir. Yaprağını sapsarı sarar, rekolte düşer, ürünün kalitesi düşer. Üreticiler bunu engellemek için basar ilacı. Organikçiler de kükürdü (bilmeyenler de bakırı). Sarımsağın içini yiyoruz zaten diye gönülleri de rahat, önerilen doza bakmaz kimse. Basıyorlar ilacı.

Yapılması gereken temiz çalışmak, sarımsağı korumak. Ekim nöbetine dikkat etmek, hasta yaprakları tarladan uzaklaştırmak. Yapraksız kurutmak.

.

Mantar hastalıklarına dirençli, dev gibi büyüyen bir çeşit var. Adı fil sarımsağı. Sarımsak ile parasının arasında, sarımsak gibi tadı olan, pırasa gibi büyüyen normal sarımsağın üç dört katı büyüklükte olan bir çeşit. Tadı bizim Taşköprü kadar yoğun değil. Dev gibi olması aldatmasın, fil sarımsağının bir dişi ile marketteki sarımsağın bir dişi aynı ölçüde kullanılıyor. Sarımsak gibi ekiyorsunuz, sarımsak gibi yetiştiriyorsunuz, yalnız 15-20 cm arayla değil de 30- 40 cm arayla ekin derim.

Çok yıllık, bahçede ekip unutabilirsiniz. Çiçekleri dev gibi ve çok güzel. Sarımsak çiçeğini neden sevilmez bilmiyorum, ancak ben seviyorum. Benimle birlikte onlara çeşit bahçe yararlısı da. Dev beyaz, mor küreler hayal edin bahçede. Tam tamına permakültür bitkisi.

Sarımsağa musallat olan hastalıkların çoğu bu çeşide etki etmiyor. Bu yüzden İstanbul ya da Bolu gibi nemli ve serin havası olan bölgelerde sarımsak yetiştirmek için ideal. Güneyde de ekebilirsiniz, Gelibolu’da da büyük büyük başlar aldım. 

.

Gelelim bu sarımsağın fiyatına. Odadaki file. Fiyatı neden yüksek? Kendisi pahalı çünkü. Yurtdışında bir baş fil sarımsağı 15-35 euro arasına satılıyor. On beş euroya satılanları almazsınız, ezik, küçük olanlar. 35 euroluklar devler, yumruk büyüklüğünde olanlar. Aldık, bulduk, ektim. Üç senede çoğalta çoğalta fiyatını 8 euroya kadar düşürebildim. Tahminim üretim arttıkça – bir üç sene sonra- 5 euroda dengeleneceği, ki mevcut sarımsak fiyatı da ondan çok farklı değil. Fiyatı fazla gelebilir, ancak durum bu.  

.

Peki almalı mı almamalı mı? Almalı. Bence permakültürle ilgileniyorsanız bahçenizde muhakkak olması gereken bitkilerden. Aletlerde dediğimi tekrar edeceğim: Bizde yoktu, var artık. Benim gibi 25 euro vermenize de gerek yok, 8 euroya işi çözebiliyorsunuz. Güzel güzel yetişsin bahçenizde, bol bol ürün alın. Gören dönüp tekrar baksın, böyle sarımsak mı olur desin. Bahçenizi dolaşırken futbol topu büyüklüğünde koca beyaz topları gören şaşırsın kalsın :)

.

Not: Bu sarımsağın hikayesini komple bana özel değil. Hikâyenin diğer kısmı benim değil, bana düşmezdi anlatmak. Ancak bilinsin ki bu çabayı gösteren ilk kişi ben değilim. Olmasalardı muhtemelen birkaç yıl daha beklerdik.

Not 2: Sıradaki bitki çok değişik bir bitki. Bu sezona yetişirse sayfada olacak. En çok biyokütle üreten, malç bitkisi o. Saz ile mısır arası, kesip kesip bahçenizde kullanabiliyorsunuz. Adı bulmaca gibi kalsın şimdilik :)

29 Nisan 2023 Cumartesi

mevzu - odun yatağı - sss

Permies'te sıkça sorulan soruları derledim. Aklınıza takılan bir konu olursa insta'dan mesaj gönderin, ekleyelim.

Odun yatağı yönteminin öncelikli amaçları neler? Hangi durumlarda tercih edilir, hangilerinde tercih edilmez? 

Odun yatağının öncelikli amacı yoktan toprak üretmek. Diyelim ki elinizdekil, kum ve çakıl var, ancak yaşayan, hayat dolu kara toprak yok. Bu malzemelerle odun yatağı kurarsanız (ve mümkünse biraz azot kaynağı ekleyin) çürüyen odunun etrafındaki kil ya da kumun renginin değiştiğini, aralarının organik madde ile dolduğunu göreceksiniz. O kadar değişik bir görüntü ki, kırmızı kil damar damar kara toprağa dönüşmüş olmuş, daldan geriye bir şey kalmamış. Yoktan toprak yaratıyoruz sanki.

İkincil amacı dal atıklarının geri dönüştürülmesi. Dalları öğütüp kullanabilirsiniz - masraf ve işçilik. Yakabilirsiniz - çoğu kül olup ziyan oluyor. Biyokömür üretebilirsiniz - mantıklı ancak kaliteli biyokömür üretebilmek için dalların kurutulması, uygun boylarda kesilmesi gibi bir çok gereklilik var. Gene işçilik. Dalların üzerine toprak atın, bir şeyler ekin yetiştirin. En rahatı.

Sebze yetiştirmek üçüncü sırada geliyor. Sebzeler için drenaj, mikroiklimler, odunun tuttuğu su ile uzun süre sulamaya ihtiyaç kalmadan sebze yetiştirebilmek. Gibi.

Diğer amaçlar: Doğal hayata destek/habitat. Görüntü kirliliğinin engellenmesi/çit görevi görmesi. Mikroiklim yaratmak. Drenaj. Hiçbir şeyin yetişmediği bir iklimde bir şeyler yetiştirmek :) Geri dönüşüm. Tasarruf (yataklara ekleyceğiniz kompost, gübre, topraktan).

Azot? Gübresiz nasıl oluyor? O kadar dal, odun, talaş toprağın bereketini çekmiyor mu?

Öncelikle gübresiz odun yatağı olmaz değil, olur. Ancak sebze yetiştirmek için gerekli azotu odun yatağının ilk senelerde sağlaması mümkün değil. Takviye gerekiyor. İlk yazıda bunu  açıkladım, zengin odun yatağı başlığında. Soru toprağa talaş, kuru yaprak karışınca toprağın bereketi kaçıyorken odun gömünce nasıl oluyor da sebze yetiştirebiliyorsak ise durum şöyle:

Karbonun topraktaki azotu tutması yüzey alanıyla bağlantılı. Toprağa ince talaş sererseniz, yüzey alanı büyük olduğundan, topraktaki azotu bir seferde çeker. Yabani otlar bile büyümekte zorlanır. Ancak kütüklerin yüzey alanı talaşa kıyasla çok az. O yüzden topraktan bir anda yüklü azot/gübre çekme gibi bir durum yok.

Ağaçları, çalıları, sebzeleri yetiştirmek için bol bol gübre kullanıyoruz. Bitkiler aldıkları azotun önemli bir kısmını büyümek için kendilerine kullanıyor. Peki ağaçlar ve çalılar öldükten sonra bu azota ne oluyor? Kuru dal ya da odun çimen, kahve telvesi, mutfak atığı kadar yoğun azot içermese de azot içeriyor. Hatta azot miktarı onlardan fazla bile olabilir, çünkü odunun ağırlığı yani miktar çok. Bitki atıklarını gömdüğümüzde yalnızca karbonu değil, o bitkinin yetişmesi için gerekenleri - yani ömürleri boyunca biriktirdiklerini- gömüyoruz (azot, fosfor, potasyum, çinko..). Çürüme başlayınca bu azot toprağa geçiyor. Yani ilk başlarda odun topraktan az miktarda azotu çekerken (karbonun azotu bağlaması), bir süre sonra çürüyen odun net azot/gübre sağlayan haline geliyor. Yani toprağın bereket katıyor, gübreliyor. Bu süreç ilk sene yavaş, hatta kuru iklimlerde aşırı yavaş, ancak ikinci sene hızlanıyor. Üçüncü seneden itibaren tamamen pozitife dönüyor. Zaten işte bu yüzden ilk yıllarda odun yatağını suluyoruz, güçlü kurmaya çalışıyoruz.

Odun yatağı termitleri çekmez mi? Daha sonra bu termitler bahçedeki ağaçlara zarar vermez mi?

Çeker. Bir tek termitleri de değil, aklınıza hayalinize gelecek her tür canlıyı çeker, faresinden, baykuşuna, salyangozundan değişik hamamböceği cinslerine, hatta ateş böceğinden yarasasına. Boşuna dememişler ölü ağaçta hayat var diye. Gömülü bile olsa hayat aşılıyor bahçeye.

Termitler çürüyen odunları kemirmeyi seviyor. Odun yatağında da bundan bol miktarda var. Şayet yatak su altında kalmazsa ya da biri gidip yatağı bozmazsa termitlerin göç edip yapılara zarar verdiğini, ağaçları kemirdiğini görmedim. Belki başka iklimlerde, başka ülkelerde, farklı termit cinslerinde bu durum olabilir. Bizde henüz görmedim. Gene de eşeği sağlam kazıpa bağlayıp ahşap yapıların (bina, çardak, köprü) hemen dibine odun yatağı kurmuyoruz.

Odun yatağını kurmak için gerekli toprağı nereden temin edebiliriz? Az toprak kullanarak odun yataı kurmak mümkün mü?

Kısa özet: Odun yatağı kurarken dalları toprakla iyice örtmek gerekiyor. Gerekli miktarda toprak kullanmazsanız büyük boşluklar toprağın hızlıca kurumasına ve yatak içinde su zincirinin kopmasına neden oluyor. Bu durum yatağın tekrar nem kazanmasına engel olur çünkü toprak kuruyunca hidrofobik hale geliyor.

Gömülü odun yatağı kurarken toprak bulmak zor olmasa gerek. Kazdığımız toprağın içindeki büyük taşları eleyip odunların üstüne geri yayıyoruz. Klasik odun yataklarında da durum pek farklı değil. Kazdığınız toprak yeterli olacaktır. Gömülü yataklardan farkı kazdığımız çukura geri doldurmuyoruz, yüzeydeki toprağı traş edip ortaya yığıyoruz.

Sepp Holzer'in dar-yüksek odun yatakları için gerekli toprağı bulmak dert. Sepp büyük makinalarla araziyi kademelendirdiği için (teraslar kuruyor) toprak bulmakta zorluk yaşamamış. Ancak Paul Wheaton Montana'daki kayalık arazide toprak bulamadığını ifade ediyordu permieste. Çare balık havuzu kurmak. Havuzdan çıkan toprak odun yatağına gidiyor, kazılan alan da havuz oluyor.

Çok soğuk/soğuk/kurak/yağışlı iklimlerde odun yatağı işler mi? Hangisini tercih etmeli?

Her durumu kendi içinde değerlendirmek gerekse de yol göstermesi için aşağıdaki listeyi paylaşayım.

Akdeniz iklimi, karasal iklim: Gömülü odun yatağı. Min 40-60 cm derinlik, toprağı en çok 30 cm kabartın, daha yksek olmasının yararı yok zararı var. İlk iki sene düzenli sulama. Daha kurak bölgeler için ya daha derin ya da krater bahçeciliği.

Düzenli yağış alan bölgeler ya da damla sulama kurduğunuz yataklar: Klasik odun yatağı, nam-ı diğer hügelkültür. 1-1,2 m yüksekliğinde. 

Karadeniz iklimi, yüksek rakımlar, buharlaşmanın az olduğu düzenli yağış alan bölgeler: Sepp Holzerin raf- hügelkültürleri.

Şehir içi yükseltilmiş sebze yatakları: İdeali 40-60 cm yüksekliğinde son 10-15 cm'i iyi toprakla doldurulmuş yataklar. 30 cm'in altına düşmeyin. Her yıl düzenli oalrak toprak/malç/kompost ekleyin. Yataklar oturacak.

Beton alanlar: Klasik yığılı odun yatağı + damla sulama.

Yeni kesilmiş ağaçların odununu mu kullanmalı yoksa bir kenarda uzun süre beklemiş ağaçlarınkini mi?

Mümkünse çürümüş, yığılmış kalmış odunları terih edin. Yeni kesilmiş ağaçların dallarını, kütüğünü kullanmayı düşünüyorsanız, kullanabilirsiniz. İğne yapraklı ağaçlar tekrar filizlenmiyor. Ancak çınar, kavak, söğüt ve benzer türlerde yaprağını döken "zombi" ağaçlara dikkat edin. Odunu sürgün atıp tüm yatağı ele geçirebilir.

İlkbaharda, su oduna yürüdükten sonra odun yatağı kuracaksam yeni kesilmiş ağaçları tercih ederim. Zaten yaş, sulamaya ihtiyacı azaltır. Sonbaharda yatak kuracaksam çürümüş odunları dalları tercih ediyorum. Bütün kış suyu çeksin diye.

Çam ağaçları toprağın pH'ını düşürüyor mu?

 Çok değil. Dışarıdan kamyonla kütük getirmediğinizi düşünürsek zaten civardaki ağaçları kullacaksınız. Civardaki ağaç demek oranın toprağına uygun ağaçlar demek. Bir miktar düşürür, ancak odunun yüzey alanı talaşa kıyasla çok daha az olduğu için etkisi pek yok. Aksini iddia eden, asidik toprağı seven bitkilerin (blueberry- yabanmersini gibi) çam odun yatağında daha güzel yetiştiğini söyleyenler var. Açıkçası aksini de gördüm, deneyimledim. O yüzden elinizde ne varsa onu kullanın, doğru kullanın. Gerisi ikinci derece.

Hangi ağaçları tercih etmemeliyiz?

Kimi hastalıklar, odun toprağa gömülü olsa bile kaçabiliyor ve tüm araziyi ele geçiriyor. İyi odun- kötü odun yazısında açıkladım. Yanık hastalıkları gibi. Çare biyokömür.

Zombi ağaçlara dikkat. Ağaç zaten kesilmiş, hali yok diye gömüyorsunuz, bir anda hayata dönüp yatağı ele geçiriyor. Aman dikkat. İyi odun - kötü odun yazısında var açıklaması. Kavak, söğüt gibi.

Aleopatik ağaçlar. Kullanamazsınız değil, taktiği var. Gene iyi odun- kötü odun. Ceviz.

Kedi/köpeği yataklardan uzak tutmak gerekir mi?

Genel olarak sebze yetiştireceğiniz bölgeye evcil hayvanların girmemesi istenir. Yatakları talan ediyorlar. Kedi dışkısıyla parazit geçebilir ve gebelikte sıkıntı yaratıyor. Köpekler tam olarak yatak katili. Kazıp içine yatar. Tel çekin, kafalar rahat olsun. Evcil hayvanların dışkılarını yatak kurarken kullanmanız tavsiye edilmez. Biyokömür üretebilirsiniz.

Odun yatakları kokar mı? Sinek ya da kene yapar mı? Peki fare?

Yapmaz. Odun yatağının içine kemik, et vb alıp gömmediğiniz ve üstünü tavsiye edilenden daha az toprakla örtmediğniz sürece sinek yapmaz. Gömmek hızlıca kokan ve bozulan  herhangi bir şeyden en kolay kurtulma yolu. Asırlardır yaptığımız bir uygulama.

Kene uzun otlarda yaşar. Genelde büyük avcı hayvanı nüfusunun bastırıldığı bölgelerdeki kronik bir problem (kuzay amerika, şehir ormanları, ilaçlamanın yaygın olduğu tarım alanları). Odun yatağıyla alakası yok yani. Bahçenizdeki otları kısa tutun, sarımsak ekin. Sık kullandığınız mıntıkalar bakımsız kalmasın.

Yataklarda yeteri kadar toprak kullanmazsanız fare nüfusu patlayacaktır. Tavsiye edilenden daha az toprak kullanmayın - tabi fareleri çoğaltmak gibi bir amaçınız yoksa.

Yanlış uygulamalara hangi örnekleri verebiliriz? Hangi durumlarda odun yatağı yönteminden sakınmalıyız?

Yamaca, suyun akışını kesen odun yatağı uygulamaları (heyelan, toprak kayması vs). Kurak bölgelere klasik odun yatağı ya da Sepp'in yüksek hügellerini uygulamak (kurur çalışmaz). Odun yatağı - yağmur hendeği kombinasyonu (mantıksız, heyelan). Odun yatağı - teraslama (biri suyu tutuyor diğeri tutmamaya çalışıyor). Gibi. 

Yöntemleri lütfen zorlamayın. Malesef çoğu permakültür uygulamasında oranın iklimine ya da koşullarına uymayan uygulmalara denk geliyoruz. Budamadan çok miktarda dal çıktı, illa öğüteceksiniz diye bir şart yok. Biyokömür? Odun yatağı? Yeni yatak kuracaksınız diyelim odun yatağı olması şart değil, çapasız tarım yöntemleri var, yoğum ekim, seyrek ekim, basit bahçecilik...Tek yöntem yok, araştırın hangisi en kolay, en ucuz, en doğrusu ise, o.

16 Mayıs 2021 Pazar

çalakalem: tohum topu / kil topu

 Permakültürün dedelerini say deseler herhalde kimse Fukuoka'yı saymadan geçmez. Fukuoka'nın kitaplarının Türkçeye tercümesi var. Merak eden herkes alıp okuyabilir. Onun keşfettiği yöntemlerden biri de kil topu ya da diğer adıyla tohum topu. Aslında antik mısırda nehir taşkınlarından sonra tarım arazilerini kurtarmak için kullanılan bir teknik.

Bitkilerin milyonlarca tohum vermesiyle bizim kil topu yapmamız arasında aynı neden var. Bitkiler milyonlarca tohumdan birinin hayatta kalmasını umut ederken biz de kil topuyla saçtığımız her tohumun hayatta kalmasını istiyoruz. Ya da ona benzer bir şeyler :)

Kil topu bir çeşit tohum ekme yöntemi, ama tohumu toprağa ekmeden. Tohumun etrafını kille kaplıyoruz. Her nasıl yumurtada kabuk içini koruyorsa, kil topunda da kil tohumu koruyor. Kil esasında çok sıradışı bir malzeme. Her bir danesi o kadar ufak ki birbirini tutuyorlar. Çok ince olduğu için boşluk da kalmıyor. Kuruyunca da -toprağı killi olan herkes bilir- kaskatı kırılmaz bir malzeme haline geliyor. Tohum korumak için ideal malzeme. Tohum topu yapmak için zaten bir kil lazım bir de tohum. Başka malzemeler de var, onlar tuzu biberi. Şart değil.

Kil nasıl elde edilir?

Topraktan :) Bahçenizde yoksa dere kenarlarında (suyun en yavaş aktığı, vıcık kısımlar), taş altlarında ya da bir yerde yığılı halde. Çok zor değil kili bulmak. Saf da olmak zorunda değil. Elinizdeki toprağın killi olup olmadığını anlamanın kolay bir yöntemi var. İyice nemlendirin, sonra avucunuzla sosis gibi bir şekil vermeye çalışın. Şayet oluyorsa toprak killidir. Bozuluyorsa, şeklini koruyamıyorsa başka yerlere bakın. Ne kadar ince uzun olursa kil o kadar saf demek.

Yıllar önce kil elde etmek için yaptıklarım şöyle. Bulabildiğim kadar kili topladım ve büyükçe bir varilin içine koydum. Bu aşamada içinde taşlar, otlar, kökler, kum vs de var tabii. Varili suyla doldurdum ve matkabın ucuna boya çevirmek için takılan uçla suyu çırpmaya başladım. Otlar, kökler vs yüzeye çıktı, taşlar ve iri kum taneleri de dibe çötü. Yüzeyde birikenleri attım. Bir yandan da düz bir yere naylon serdim (sebzeler için don kırağı örtüsü gibi geçirgen bir malzeme de serebilirsiniz). Kenarlarına taşlar koyarak yükselttim. Varildeki çamurlu suyu (dibini kaldırmadan) bu havuza döktüm. Dökerken de bulabildiğim en ince elekten geçirdim çamurlu suyu. Elek derken naburdan bulabildiğim en ince eleği kullandım. Burada biraz ek bilgi, esasında kil 0,002 mmden küçük parçalara deniyor. 0,002 mm ile 0,05 mm arasında ise toprak, ona silt ya da mil. Ondan da büyükse kum deniyor. Tabii ki 0,002mm'lik bir elek bulup kullanmadım. Zaten isteseniz de kullanamazsınız, hemen tıkanır. Öyle ince bir eleği kullanmak için çamurlu suyu büyükten küçüğe doğru belki 10 kere elekten geçirmeniz gerekecek. Bizim bu kadar ideal kile ihtiyacımız yok zaten. İlk başta çamurlu suyu karıştırmıştık ya matkapla (ya da sopayla), acele etmeyin su biraz otursun. Önce taşlar dibe çökecek, sonra iri kum, sonra ince kum, sonra silt en son da kil. Tabaka tabaka halinde birikiyorlar. Varili karıştırdıktan sonra 15-30 dk kendi haline bırakırsanız taş, kum ve siltin büyük bir kısmı dibe çökmüş olur, sizin elinizde de içinde yanlızca kil olan çamurlu su. Dibini dökmüyoruz tabii ki. Süreyi toprağınıza göre kendiniz ayarlayın, baktınız hala kumlu geliyor, daha çok bekletin suyu. Dediğim gibi ideal olmasına hiç gerek yok, kile silt karışması da kil topu yapmanıza engel değil.  

Elekten (ya da mutfaktan aşırdığınız süzgeçten) geçirdiğiniz suyu kendi haline bırakın. Güneş altında (rüzgarda) buharlaşsın suyu. Kilin birden çok kullanım alanı var (havuz yapmak, kaçakları tıkamak, çanak çölek, ev yapmak gibi gibi). Akmaz, kokmaz zaten. Yapıyorken bol bol yapın. Yıllar önce bir yaz ürettim, hala kullanıyorum...

Son bir nokta, plajdan kum getirmediyseniz her toprakta kil var. Killi toprak bulursanız bu işlemi bir kere yaparsınız, ideal toprak bulamazsanız üç beş kerede yaparsınız.

"Kim bu kadar uğraşacak yahu" diyorsanız seramikçilerin kullandığı kil var, internette satılıyor. Onu kullanabilirsiniz. Kiltopu için fazla ideal o malzeme, fazla iyi. Onu kullanarak yaptığım kil topları, tohum topundan daha çok taş bilye gibi oldu.

Kil topu yapımı

Terbiyeli köftenin köfteleri nasıysa kilden öyle toplar yapıyoruz. İçine de tohumları koyacağız. Farklı usüller var ama işin özü bu. Toplar çok büyük olursa uzun süre dayanıyor, daha büyük tohumlar koyabiliyorsunuz ama saçtığınızda parçalara bölünebilir, yamaçtan yuvarlanabilir, çimlenmesi için de bol yağış olması gerekir. Toplar çok ufaksa daha çok sayıda üretirsiniz, etrfa saçması rahat olur ancak az yağmurda tohumlar çimlenip sonra güneşte kavrulabilir, yağışta yüzeyde hareket edip suyun biriktiği yerlere yığılabilirler. Ben kendi yaptıklarımda -bizim iklim için- 1-1,5 cm çapında olanları ideal buldum. Daha sıcak yerlerde daha büyük, daha sık yağış alan yerlerde ise daha küçük yapabilirsiniz. İstanbul ve marmara bölgesi için 1 cm'in altına düşmeyin derim, 3 cm'nin de üstüne çıkmayın.

Yassı olanlar - para gibi- yamaçtan aşağıya yuvarlanmıyor bir de :)

Tohumları kilin içine nasıl koyacağız peki? Kimileri topa ilk şeklini verdikten sonra (mantı yapar gibi) tohumu içine tek tek koyuyor. Bu bir yöntem, yapılabilir. Ancak çok vakit alıyor. Çoğu ise kili bir leğene koyduktan (nemlendirip, ıslatıp) sonra -köfte yapar gibi- içine tohumu ve diğer malzemeleri (aşağıda açıkladım) koyduktan sonra yoğurup şekil veriyor. Tabii tohumların bir kısmı dışarıda kalıyor. Yaptığı topları da (terbiyeli köfte yaparken birbirlerine yappışmasın diye köfteleri nasıl una atıp unla kaplıyorsak) kil tozunu serili bir siniye atıyor. Bu da başka bir yöntem. Daha çok tohum harcıyorsunuz böylesinde. 

Kil topu makinesi var. Beton mikserinin kendin yap versiyonu. Önce tohumları atıp biraz suluyorsunuz, sonra da kil tozu atıyorsunuz mikserin içine. Bu şekilde her tohum kille kaplanmış oluyor. Ben yaptım, kullandım. Kil topları elle yaptıklarınıza kıyasla daha ufak olsa da bir saatte binlerce kil topu üretebilirsiniz. Güzel icat. Mikserin belli bir hızda dönmesi gerekiyor. Notlarımı bulamadım malesef, ayrıntılarını yazamıyorum. Videosu şurada:

 Permieste makineyle ilgili şu thread var: kiltopu makinesi

Diğer malzemeler

Kil topu yaparken nasıl köfteye baharat pirinç vb katıyorsunuz çeşitli malzemeler ekleyebilirsiniz.

  • Gübre tozu: Tohumlar çimlendikten sonra bir coşsunlar istiyorsanız ya da hazır kil topları saçıyoruz gübre de saçmış olalım diyorsanız toz halinde gübre katabilirsiniz karışıma. Tohumları yakmamaya dikkat edin. Yanmış keçi gübresi, yarasa gübresi gibi. 
  • Diatom: Böceklere karşı. Karışıma katak yerine topların üstüne nemliyken diatom serpmek de aynı işlemi görüyor. Doğrudan karışıma katınca top daha kırılgan oluyor.
  • Biokömür- Toz halinde. Gübre gibi, tohumların çoşmasını, ekerken mikrobiyal hayat da eklemek istiyorum diyorsanız karışıma bir miktar katabilirsiiz. %5'i geçmeyin. Ya da diatomda olduğu gibi kömürle kaplayabilirsiniz.
  • Üzüm çekirdeği tozu: Kuşları uzak tutmaya yarıyor. Bir kere topların içinde tohum olduğunu fark etmeye görsünler, hepsini paramparça ediyorlar. Nasıl birber bizim ağzımızı yakıyorsa üzüm de onların.
  • Acı biber tozu: Bu da memelileri uzak tutamaya yarıyor. Fare gibi. Bulabildiğiniz en acı biberin tozunu kullanın.
  • Mikoraza mantarı sporu: Mantar aşılamak için.
  • Hindistan cevizi lifi: nem tutsun diye (2 cm çapından daha büyük toplar için)
  • Geri dönüştürülmüş kağıt lifi- selüloz: Geniş alanlarda yaban hayatı canlandırmak, ağaç ekmek için uçaktan kil topu atıyorlar kimi ülkelerde. Toplar yüzeye çarpınca parçalanıyor doğal olarak. Bunu engellemek için lif katılıyormuş karışıma. 
  • Çimento: Aşırı yağış alan bölgelerde (hindistanda muson alan bölgelerde gibi) kil topları daha ilk yağışta eriyip gidiyor. Normalde bir süre nemli kalıp, tohumun çimlenirken topu parçalaması gerekir. Topun hızla erimesini engellemek için karışıma bir miktar çimento katıyorlarmış.

Diğer malzemelerden hangisini eklerseniz ekleyin kil oranı %60-70 'in altına düşmemesine dikkat etmek gerekiyor. 

Diğer Taktikler - Önemli Noktalar

  • Kil topuyla tohum ekmek gözü kapalı sebze bahçesi ekmek gibi. Hangi tohumun nereye düşeceği hiç belli olmuyor. Bu yüzden fazla çeşitte tohum kullanın. Top güneşli bir yere düşerse ayçiçeğinin hoşuma gider, daha nemli bir yere düşerse mısırın gibi.
  • Tohum karışımına bir miktar darı, kuş yemi gibi doğal hayatı besleyecek bitkilerin tohumlarından da koyun. 
  • Malç üstüne kil topu saçmak kesinlikle başarıyı arttırıyor. Fukuoka da böyle yapıyordu. Ya da saçıp üzerine ince bir malç tabakası (saman gibi) serebilirsiniz.
  • Kil topu yapmanın mantığına biraz aykırı olsa da sulamayı kontrol altına alırsanız (kendiniz sularsanız) hiç sürülmemiş toprakta bile bol bol sebze/çiçek yetiştirebilirsiniz (karışıma gübre katmayı unutmayın)
  • Kil topları aylarca (kimi örneklerde yıllarca) doğru zamanı bekleyecektir. İçinde tohumla doğru şartların oluşmasını bekler öyle. Ekim konusundaki baskı böylece azalmakta. 
  • Yahoo grupları varken seedball/kil topları içi bir grup vardı. Kiltopuyla ilgili bilgilerin çoğu o grup içindeki yazışmalardan geliyor. Ancak malesef benim bildiğim kadarıyla son yıllarda böyle bir kollektif çalışma yok. Yunanistanda Kostantis diye bir adam var, yol kenarlarına kil topu saçıp sonuçları permies'de paylaşan. Merak edenler için bilgi olsun diye yazdım.
  • Doğal hayata destek olmak için darı, çiçek tohumları, yonca, turp, buğday gibi tohumlardan karışımlar yapıp saçabilirsiniz.
  • Kil topu -diğer tüm yöntemler gibi- permakültürde başvurulan yöntemlerden yalnızca bir tanesi. Doğrudur ya da mandolarianda dedikleri gibi "this is the way" - bu iş böyle yapılır durumu kat-i suretle yok. Permakültürde bir alan bölgelere ayrılır, Z0 - zone 0  yani- ev, 1. bölge (Z1) evin dibinde, her gün vakit geçirdiğiniz alan, Z5 de sık gitmediğiniz yabani bölge anlamına geliyor. Kiltopu yöntemi (şehirde gerilla bahçeciliği ya da kırsalda yaban hayatı canlandırma gibi çabalarınız yoksa) bence Z3-4'e daha uygun bir yöntem. Çiçek tohumlarıyla kil topları yapıp eşe dosta hediye edebilirsiniz, ancak konuya üretim amaçlı yaklaşıyorsanız bahçenizin daha az ilgilendiğiniz bölgelerinde kil topu kullanacaksınızdır.


26 Mart 2021 Cuma

çalakalem: kompost

Kompost atıklardan elde edeceğiniz hem toprağı düzenleyen hem de besleyen bir çeşit gübre. Atıklardan elde ettiğiniz için neredeyse bedava. Bahçeniz varsa, kullanırsanız hem masrafları kısarsınız hem de toprağı canlandırırsınız.  İşte ondan nam-ı diğer siyah altın.

Tabii eskiden yok youtube, internet filan. Avusturalyalı bir teyze anlatıyor, ben de dinliyorum. Dinledim dinledim, tek öğrendiğim şey orkidelerin komposta ekilmeyeceği. İyi de kompost ne be teyzem! Bir söylesen.

Ben deneme yanılmayla öğrendim. İlk başlarda yeşili az koydum, millet 18 günde kompost elde ederken benim yığın 8 ayda, o da kompostumsu bir şey oldu.. Sonra devasa bir yığın yaptım, iki adam yüksekliğinde. yetmezmiş gibi bastım yeşili, 4-5 gün sonra ortalık fena karıştı. Bir vidanjör geliyor, bir diğeri gidiyor. Kanalizasyon tıkanmış diye ihbar etmişler. Şansıma hakikatten de tıkalıymış. Onlar hattı tamir ediyorken ben de yığına toprak ekledim. Eşzamanlı giderdik kokuyu. Ucuz yırttım. Oranları öğrenince 18 günde kompostunu bir daha denedim. 40 gün çevirdim de çevirdim. Olmuyor bir türlü. Baktım nemini tutturamamışım, biraz da saman ekledim. Beşinci- altıncı çevirmede kendiliğinden alev aldı. Allah'tan ağaçlara sıçramadı (ki normalde yangın çok nadir olurmuş). Bir keresinde de kompostu dinlendirmek gerekirmiş diye duydum, kendi haline bıraktım. Altı ay sonra gelince bir de ne göreyim! Etrafındaki ağaçlar salmışlar köklerini, ne varsa çekmişler. Yığın %90 kök.

İçlerindeki en can sıkıcısı solucan eklediğimde olanlardı. Sıcak sevmezlermiş meğerse. Vermikompost elde edeceğim ya ben! Karıştırdım kompostu, ekledim solucanları en ortasına. Bir de üzerini naylonla kapladım, üşümesinler diye. Közlendiler.

Artık kompost işine ben karışmıyorum, tavuklar yapıyor seve seve. Kuş akıllarıyla yaptıkları kadar. Kompost konusu çooook uzun. Ne kadar uzun? 4 yıl kadar. Çevre mühendislerinin bir işi, hatta bir kısmının hayatı, kompost hesapları. Ben tabii o kadar detayına girmeyeceğim, çok da yüzeysel geçmeyeceğim. Bu yazı çalakalem. Aklımdakileri hızlı hızlı yazdım. İleride daha da gireriz

Kompost ile komposto aynı şey :) Birinde meyveyle şekeri karıştırıyorsun, su koyuyorsun. Kompost da öyle. Meyve yerine kahverengiler var. Şeker yerine yeşiller. Su aynı.

  • Yeşiller şunlar: Çim, mutfak atığı, gübre (at, eşek, inek, tavuk.. hepsi), balık atıkları, manav atıkları, çürümüş meyveler vs, otlar, kahve telvesi, çay posası, et, yemek atıkları, deniz yosunu, dal- bahçe öğütükleri (yeşil), saç, tüy, sidik, diğer yosunlar..En kaba ifadeyle çürüdükçe kokan şeyler, azotça zengin şeyler
  • Kahverengiler de şunlar: Kuru yaprak, talaş, dal öğütükleri (kuru), saman, ağaç kabuğu, kozalak, karton, kuru çam iğneleri, odun kömürü gibi karbonca zengin şeyler
  • Bir de tat versin diye katılanlar var. Toprak, mineraller (epsom tuzu, himalaya tuzu gibi), yumurta kabuğu, kemik, odun külü, kil, granit tozu gibi

Şimdi bunların hepsi her yerde makbül değil. Diyelim ki restorandan atık buldunuz, içinde et var, tavuk var. Yığdınız bir yere. Etrafı fare basar. Dağ başında yaparsanız da ayı. Koymak zorunda değilsiniz.

Her gübre oluyor diye kedi, köpek, insan gübresi kullanırsanız ve bir aşamada yanlışlık olursa parazit kaparsınız. İnsan gübresi konusu çok çok farklı, merak eden humanure diye aratsın google'da. Benim parazitlerle pek aram yok. Bence koymayın.

Tamam diyelim ki elinizde malzemeler var, napıyoruz şimdi? Önce kahverengi sonra yeşil olacak şekilde kat kat koyuyorsunuz, bir yere yığıyorsunuz. 1 metreye 1 metreden daha büyük olsun (ideali 1,2-1,5 m), en az belinize kadar da gelsin. Mısır piramitleri gibi olacak şekli (teliniz vb yoksa). Kabaca koyduğunuz yeşilin yarısı kadar kahverengi koyun. Sonra da başlayın çevirmeye. Şayet ilk kez yapıyorsanız kahverengiyi daha fazla koyun. Bire bir gibi. Kokmasındansa yavaş olsun daha iyi. Koyuyorken göz kararı ıslayın. 3-4 bazen 5 gün sonra ısıınacaktır. Isınmazsa daha çok yeşil ekleyin. Kuruysa biraz daha ıslayın. Soğumaya başlayınca bir tur çevirin. Karışsın. Bir daha ısınsın. Bir hafta sonra, o da varsa gücünüz, bir daha çevirin. Sonra bırakın kendi haline, bir kaç aya kalmaz kompostunuz olur. En kaba kompost yapımı böyle. Ayrıntıları var ama. Önemli de.

Oranlar

Her madde aynı değil. Karbon - azot oranı önemli. Hepsinin farklı farklı. Mesela talaş, karbonu çok, 600 karbona 1 azot (1:600 diye yazılıyor). Ondan kahverengi. Tavuk gübresi ise öbür uçta, 6 karbona 1 azot düşüyor (1:6). Ondan yeşil. Hatta fazla yeşil bahçeye koyarsanız yakar bitkileri.

 

Tek tek girmeyelim, ama karışımın oranı bilinsin. Eğer karbon çok azsa kokar (1:25den azsa). Anaerobik olur. Biraz fazlaysa (1:25-1:35) kompost ısınır, hızlı kompost ya da sıcak kompost olur. Karbonu daha çok koyarsanız (1:50 gibi) önce biraz ısınır, sonra yava yavaş olur. Buna yavaş kompost ya da soğuk kompost deniyor. Solucanlar pişmeyeyi sevmiyor tabiyatıyla, onlar için bir karışım yapacaksanız 1:50'den (1:80'lere kadar).

Oranlarına göre kompost çeşitleri (anerobik, hızlı, soğuk, solucan, yaprak)

Anaerobikle pek işimiz yok bizim. Oksijensiz ortamda yaşıyan bakterilerin yaptığı kompost.

Hızlı kompost ya da diğer adıyla sıcak kompost, en hızlı kompost elde etme yöntemi. Isındığı için içindeki parazitleri, tohumları öldürüyor. Thermophilic/termofilik bakteriler yapıyor bunu. Tohumları öldüğü için bahçeye serdiğinizde yabani ot çıkmıyor. Ancak sıcaklığını korumak için oksijene ihtiyaç var ondan çevirmeli, çok yorucu bir iş. Sıcaklık ne 75 dereceyi geçsin ne de 70'in altına düşsün istenmiyor. İlk çevirdiğinizde 70-75 dereceye varacak, ondan sonra her 60-65 dereceye düştüğünde çevireceksiniz. Nemini, azotunu her çevirmede kontrol edin. Sıcaklığını her gün kontol edin. 2 günde bir çevirmeniz gerekebilir. 

Soğuk kompost ya da yavaş kompost, o kadar ısınmadan, kendi kendine "pişen" bir çeşit. İlk karıştırdığınızda 50-55 dereceye kadar ısınması gayet normal. En fazla 3-4 kere çevriliyor ya da çevrilmiyor. 4 ila 6 ay sonra kullanılacak hale geliyor. Sıcak kompost kadar ısınmadığından içirdiği tohumlar ve parazitler hayatta kalabilir. Parazit olacak şeyleri (gübrelerin bir kısmı) ya da tohum barındıranları (yabani otlar) yıına katmamakta fayda var. 

Solucan kompostu ülkemizde bu aralar pek popüler. Solucanların sindirim sisteminde yaşıyan bakterilerin sayesinde oluyor. Esasında yapılması itibariyle bu yazıda bahsettiğim kompostan farklı, mama hazırlamak gerekiyor. İster eve blenderda geçirin, ister bir fabrikada kepçeyle yığın, solucanlar için beslenme düzeni sağlamak gerekiyor. O besindeki karbon azot oranı 1:50 ile 1:80 arasında olursa iyi olur. Yeri gelmişken yazayım. Şayet evde/bahçede solucan gübresi üretecekseniz, bir yuvaya (dibine hindistancevizilifleri gibi bir şey serili) ihtiyaçları var. Eski bir küvet olur, üst üste koyduğunuz plastik kutular olur. Ürettikleri suyun (solucan suyu ya da şerbet) birikmemesi gerekiyor. Ya toprağa karışacak ya da bir kovada toplayıp (küvet burada çok işe yarıyor) kullanabilirsiniz. Bahçedeki etkisine şaşıracaksınız. Solucanların hareket/göç etmesi gerekiyor, aynı yerde dururlarsa ölüyorlar. Besliyorken küvetin önce bir yarısında sonra diğer yarısında beslemekte fayda var. Çok nemlenirse parçalanmış/ kıyılmış gazete koyabilirsiniz. Böyle küüvette solucan yetiştiriyorsanız bizim solucanlarla bu iş olmuyor. Red wiggler denen kırmızı kaliforniya solucanına ihtiyacınız var. Bu solucanlar toprakta yaşamıyor, atıkların içinde yaşıyor. Bizim solucanlarla solucan gübresi üretebilir misiniz peki? Tabii ki. Sadece bizimkiler topraktan kopmak istemiyor. Sebze yataklarınızda varlar zaten, orada besleyin. Kahve telvesi, atık serin. Bırakın biraz çalışsınlaşsınlar. Yağmurdan sonra bitkileriniz öyle çoşacak ki. Yağmurdan değil solucan gübresinden. Bir de solucanlar için afrodizyak kahve telvesi. Kırmızı kaliforniya solucanlarını gittigidiyordan ya da diğer sitelerden rahatlıkla bulabilirsiniz.

Diğer kompost çeşidi de bakteriler sayesinde değil de mantarlar sayesinde elde edilen yaprak kompostu. Bir yere yaprakları yığın, 2-3 sene sonra geldiğinizde mükkemmel bir malzemeyle karşılaşırsınız. Yaprak kompostu. Çevirmek de yok beklemek de yok. Beklemeyin yani, en az iki sene sürüyor.

Program

Bu oranlar, cinsler vs karıştığı için ben excel tablosu yaptım. Şu linkten indirebilirsiniz. kompost hesap

Program şöyle çalışıyor. Solda sık kullanılan malzemelerin oranı var. Sağ taraftaki yeşilleri, kahverengileri seçin değiştirin. Yeşillerden de kahverengilerden de 5'er malzeme girebilirsiniz. Miktarını girin. Önemli olan oran. Bugüne kadar yığın yaparken bir malzemeden iki ton koyup diğerinden iki çay kaşığı koymadığım için tek miktar girdim. Program kendi hesaplıyor ve size hangi kompost çeşidine uygun olup olmadığını söylüyor. 

Örnek olarak resimdeki. İnek gübresini seçtim. Sonra yanındaki yere 20 yazdım(seçtim) çünkü sol tarafta inek gübresinin karşısında 20 yazıyor. Miktar olarak da 5 girdim. Kahverengilerden samanı seçtim. Onun Karbon (C) değeri yandaki tablodan 80. Miktarını 2 seçersem oran 37 oluyor. Hızlı kompost 35 olması gerekli. Yanii durumu abartmaya gerek yok. Ha 35 ha 37, sıcak kompost olur :) Yığını yapıyorken önce altına saman sereceğim. Üstüne 5 kürek gübre. Sonra onun üstüne o beş küreğin yarısı kadar saman. Ağırlıkça. El yordamı. Ağırlıkça olup olmaması da normalde çok önemli değil, saman daha çok hava olduğu için öyle dedim. İkisi de kürekle attığınız malzeme olunca çok fark etmiyor.

Hesabı kendim yapacağım diyorsanız, inek gübresi (1:20) ve saman'dan (1:80) devam edelim. Bir kaç kere deneme yanılma yapacaksınız. Diyelim ki ilk deneme için inek gübresinden 3, samandan da 2 koyalım. İnekten karbon: 3*20=60, samandan karbon 2*80=160 geliyor. Yani toplam karbon 160+60=220. Azot için de aynı hesabı yapıyoruz. İnekten gelen azot 3*1=3, samandan gelen  2*1=2, yani toplam azot 5 ediyor. Karışımın oranı da 5:220. Sadeleştirirseniz 1:44 oluyor. Yavaş kompost için uygun (1:35'den fazla olduğu için). Sıcak kompost elde etmek istiyorsak oranı düşürmek gerekiyor. Yeşili (burada inek gübresi) arttıralım. 5 ölçek koyalım. Karbon inekten 5*20=100, samandan -aynı- 160, toplam 260. Azot da bu sefet 5+2=8. Oran da 7:260 yani 1:37 ediyor! Şahane! Hesaba malzemelerin nem oranını katmak, sonra da yoğunluğunu kontrol etmek gerekiyor. Şayet ticari üretici değilseniz bu hesap iyi bir başlangıç, gerisini el yordamıyla rahatlıkla toparlarsınız.

Hesap esasında bu kadar basit değil. Nemine bakmak lazım, özgül ağırlığına bakmak lazım. Oranlar farklı olabiliyor, yonca samanıyla 1:25 gibiyken buğday samanı 1:80, çavdar da 82, ayçiçeği sapları ise 1:95/110 olamalı. Daha detaylı bakmak istiyorsanız şu linkten bakabilirsiniz detaylı hesap ingilizce.

Hap bilgiler

  • İlla sıcak ya da soğuk kompost yapacaksınız diye bir şart yok. İlk iki çevirmede sıcaklığa dikkat edip sonra akışına bırakabilirsiniz. Bırakın kendi kendine pişsin.
  • Kompost zamanla küçülür. Bunun nedeni içindeki maddelerin bir kısmının atmosfere kaçması. Sıcak kompost çok hızlı yapıldığı için havaya karışmaya fazla vakti olmuyor. Miktarca en çok kompostu bu şekilde elde edersiniz. Soğuk kompostun yanması/havaya kaçması için daha çok vakti olduğundan elinizde daha az malzeme kalacak. YA DA kompostu yaparken odun kömürü katın. Ufak taneli, az miktarda. Yığınını dengede tutacaktır.
  • Yığınların büyüklüğü önemli. 1.2 m ye 1.2 m olması iyi deniyor. Daha küçük yaparsanız ısınmayabilir. 1,5 m ideali. Ondan daha büyük yaparsanız ortası hava almaz anaerobik olur. Yığının en az 1.2 m yüksekliğinde olması tavsiye ediliyor.
  • Kompost yığını yparken en sık kullanılan yöntemlerden biri 4 adet palet alıp birbirine vidalamak, sonra ortasına malzemeyi yığmak. Çiviye basmış biri olduğumdan mıdır bilmem, palet kullanmayın bence. Nalburdan kümes telinden hallice bir tel alın, delikleri en az 2.5 cm olsun, 3 metre boyunda. Çember yapın yığın içine. Ne gerek var. Hem daha ucuz.
  • Kompostu çok sık çevirmeyecekseniz gene bir tel yuvarlayın, bu sefer 20-30 cm. Koyun ortasına baca gibi. Malzemeyi iki telin ortasına yığın.
  • Kimileri kompostun ilk pişirme faslından sonra son çevirmede içine mineraler, tuzlar katıyor. Buradaki amaç o minerallerin ve tuzların biyolojik olarak aktif/kullanılır hale gelmesini sağlamak. Şayet o mineraleri direkt toprağa dökerseniz ya yağmura birlikte akıp gidiyor ya da başka bir mineral/elemente yapışabiliyor (böyle olunca da bitki tarafından kullanılmaz oluyor). Bu komposta zengin kompost deniyor, doping vermiş gibi. Bahçenizde kullandığınızda gübre gibi bir etkisi oluyor. Çapasız tarım yapanlar bu kompostu tercih ediyor genelde. 
  • Kompostunuz çok ısınırsa (75 derece ceya üstü) sulayın ve karıştırın. Karıştırırken bir miktar toprak ekleyin.
  • Kompost yaparken yapılan en sık hatalar şöyle: Gereğinden fazla yeşil malzeme koymak (kömür ya da kahverengi malzeme ekleyin), çok sulamak (hava giremeyeceği için yapış yapış bir şey olur, kokar, karıştırın içine saman vs katın), az sulamak (su yoksa nasıl çürüsün, sulayın), güneş altında kompost yapmak (gene su, kompostun suya ihtiyacı var), kompostu yaparken parçaları büyük bırakmak (ufak şeylerin çürümesi daha rahat oluyor, yapraklar birbirlerine yapışıyor çürümüyorlar da öylece kalıyorlar), bir seferde çok fazla yeşil malzeme eklemek, bir seferde çok fazla kahverengi malzeme eklemek (oranlı ekleyin), hastalıklı bitkileri eklemek (sıcak kompost hastalıkları öldürse de riske girmeyin)ama en önemlisi kompost üretmemek! Üretin yahu. Boşa gidiyor hepsi.
  • Bir de fakir kompost var. Kağıt rulolarından, çimenden vb. elde edilen bitki besinlerince zayıf kompost. Yoktan potasyum, fosfor, selenyum, demir, kobalt, manganez vb yaratamayacağınız için zayıf. Toprak düzenleyici olarak kullanabilirsiniz, toprağa karbon aşılamaya yarıyor. Market bahçeciliğinde yatakların üstüne bunu yayıp sonra gübreleme yapılıyor. Baştan sonra gübreyi eşit yaydıkları için hasatta sebzeler aynı boyda kiloda oluyor.
  • Olmamış/olgunlaşmamış kompostu sebze yataklarınızda kullanmayın! Bu hatayı market bahçeciliği yapanlar çok sık yapıyor. Kompostun olgunlaştığını düşünüyorsaız bir parça alın, içine turp ekin ve izleyin. Ya daaa bırakın bir 2-3 ay kendine gelsin. 
  • Bokaşi ile kompost farklı şeyler. Nerede hangisi gerekiyorsa :)
  • En kolay kompost elde etme yöntemi tavuklarla. Atın tavuk kümesinin içine samanı, güz yapraklarını, öğütüğü, talaşı. Tavuklar karıştırsın, içine pislesin. Çimeni, yemek atıklarını da atın. Hem yesinler hem karıştırsınlar. Arada bir siz de bir el atın, tavukların yaydığı komposttan bir yığın yapın. Tavukların hoşuna gidiyor yığınları kazmak. 15 tavuk size 4-5 ayda çook rahat 2-3 metreküp kompost üretebilir. tek sıkıntı tavuk gübresi sebzeleri yakacağı için bu kompotun olgunlaşması için altı ay beklemek.
  • Malçlama olarak yapılan kompost üretme tekniği de var. Atıkları toprağın üstüne yayıp üstünü taban örtüsüyle ya da brandayla kapamak. Örtünün ek yerlerine balkabağı ekerseniz de on numara olur.

 

Bu konu çook uzun. Kısası bu :) Detaylı da yazarım bir gün.

11 Kasım 2020 Çarşamba

insanın istemediği ot burnunun dibinde bitermiş

Yıl 2020. Kasımın ilk günü. Haftaya yataklardan güneş görenine ıspanak diğerine roka ektim mi tamamdır bu iş. Brokoli, karnabahar, sarımsak (baş ve taze), lahana, marul, kale, pazı ve çeşit çeşit turp ektim. İyi bir hasat olacağından da eminim. Onlara geçmeden önce iki çift sözüm var, onları haykıracağım :)

Doğrudur, 2020 yılı diğer yıllara pek benzemiyor. Yaz olsun da olimpiyatları izlerim diyordum yıl başlarken. Bunu yazarken düşündüm de kaç cenazeye katıldığımı artık hatırlayamıyorum. En yakınımdan en uzağıma kaç kişiyi yolcu ettim bu yıl? Abartmıyorum yaşadıklarımdan Türk dizisi çıkar. Çok net! Bunları yazarken şu karşı koltukta babam oturuyor olsaydı, bilseydi tüm bunların arasında bir de severken sevdiğime git dediğimi, ne gülerdi bana. Kızardı sonra. Ah, her gün kızsa ya. Babam da yok, o da bu sene gitti. Birlikte TRT'deki dizileri izlerdik ben çocukken. Nerden bileyim günün birinde Kaptan Onedin olacakmışım, her kulvarda debelenip duruyorum. Murphy senin de canı sağolsun, üst üste geleceğini biliyordum da sağlam yığdın be abi!

 

 

 

 

 

 

 

Dur gitme! Bahçeyle, sebzeyle, toprakla alakalı bu blog. Bu hariç :)

Hesabımda fareye dönüşen bir çocuğun babanesine söylediği sözü paylaştım. Söz banaydı, ama daha çok bu seneyi benimle birlikte çeken annemeydi. Güzeldir benim annem. Birine derdim vardı da entel entel laf soktum sandılar. Alınan alınana, yeteri kadar dram yokmuş gibi. Şaşkınım. Beni ciddi ciddi takip edenler varmış. Alınmış yıllardır görmediğim teyze. Kızına çirkin mi diyormuşum. Ayıp etmişim. Aradan on iki yıl geçmiş, bu arada kızın evlenmiş, yuvasını kurmuş!? Tahminim alzheimer, yoksa niye taksın bana. Diğerlerine gelecek olursam, "vay anam vay neler dönmüş serhat ya" diyoruz burada, lafı uzatmıyoruz.

Bütün yıl bunun gibi çeşit çeşit gereksiz muhabbetlere maruz kalınca kendimi bahçeye (ve spora) verdim; sebze ektim, büyüttüm, paylaştım ve kalanı afiyetle yedim. İşte bu cumartesi de standart modumdaydım. Önceki gün cenazem vardı, çok severdim yengeyi, kafam bozuk. Kendimi bahçeye attım. Bismillah diyeli on dakika geçmedi sırıl sıklam oldum yağmur altında. Daha gübre serpip, çapalayacağım, ekime hazır hale getireceğim. Üstüne üstlük adını bilmediğim bir ot sebze yatağını sarmış. Yüzeyde iki yaprağı var diye sanarsın küçük bir şey. Şerefsizin kökü toprak altında metrelerce gidiyor! Söksen sökülmüyor. Öyle naif, "Mazlumu getirin bana" sahnesi hiç mi hiç olmadı. Kuşlar dalların arasında yağmurdan saklanmış. Onlar beni izlerken ben kazma, kürek, çapa, yani elime ne geçtiyse saldırdım. Çamurlar küfürler havada uçuşuyor, "Jodete a ti y a la mierda con tus amigos!". Anca söküm bitince içim soğudu, duruldu biraz. Öyle de yorulmuşum ki aylardır ilk kez onu rüyamda görmedim. Gerçi gelse şikayet etmezdim ya. Bu sabah elimde kahvem bahçeye çıktığımda şaşırdım, unuttum mırıldandığım şarkıyı. O ot ekime hazır yatakta uzanmış, yapraklarını da usulca uzatmış, güneşi bekliyor! Sanarsın dün burada hiç meydan muharabesi olmamış. Bir de burnumun dibinde! Resmen bana nah çekiyor. Bir gün bile beklememiş, hemen açmış tezgahını. Güldüm. Elim telefonuma gitti. Durumuma başlıktaki atasözünü yazdım. Şu 14 corona günü geçsin, ormana koşuya gideceğim ve koşudakiler bu neydi diye soracaklar. Anlatacağım, hep beraber güleceğiz ve dalağımız şişecek. Ama sonra

Dikkatlice sildim yazdığımı.

Sanacaklar gene bir laf buldum da birine monte ettim. Açıklayamam ki! Yabani ot, hep çıkıyor desem; olmaz inanmazlar. Bahçe çapalıyorum desem, ona da inanmazlar. İstanbulda bahçe? Çapa? Mümkün mü? Hele bir bilseler şehrin orta yerinde evi ve bahçeyi hayvanat bahçesine çevirmişim, yağmurlu günlerde salyongozları toplayıp boş araziye salıyorum, kesin deli diyecekler. Haftasonu sarımsak ekeceğim dedim geçen, sen mühendis değil misin, ne işin var dedi ofistekiler. Gerçi onlara da hak vermiyor değilim. Şehirde yeşil alan kalmadı ki, ot deyince akıllarına Allah'ın yarattığı ot gelsin. Nereden bilsinler bahçedeki tosbağlara numaralar yapıştırıp yarıştırmanın en güzel oyun olduğunu (komşu çocuklarının iddiası). Nereden bilsinler ektiğin fidelerden salataya malzeme toplamanın insanın içi donarken bile iyi geldiğini. Hele hele nereden bilsinler her yaz başında yıldızların bahçeye indiğini ve en güzel hamakta ...

O kadar farklı bir dünyadayım ki, not tutmam lazım.

Facebook olmuyor. Twitter yetmez. Reddit'i boşver. İnstagrama yeni başladım, pek bilmiyorum. Permies meh, Paul'un sağı solu belli olmuyor. Aklına eser siler. Ben en iyisi bir blog açayım dedim kendime. Old school stayla. Daha çok bahçeyle alakalı olsun. Toprakla, permakültürle ilgili olsun. Ona laf soktun, bunu dedin olmasın. Dramdan da gına geldi bu sene. Mümkünse o hiç olmasın. Kemik/kaya tozunu merak eden, kompostu seven baksın. "Olmuyo bu!" olmasın. Deneyler olsun, denemeler olsun. Hatalar olsun. Brown'ı bol olsun, purple'ı pek olmasın (bu hariç). İsterim kızının eski arkadaşını yıllar sonra (belki de yıllardır??) stalklayan teyze biraz bahçe görsün, gönlü açılsın. Her zaman bir yol olduğu, bunun için de istemenin yeterli olduğu bilinsin. Ancak o* istemeyince, insan ne kadar tutkulu seversen sevsin tek başına çare olamayacağı da bilinsin.








Hoşgeldin!

 


     Not: Ben Salim. Ağaçlara tırmanmayı seven ve çoook okuyan biriyim. Toprak olmayan bir yerde inadına toprak yaratıp sebze yetiştiriyorum ve 10 yıldır permakültürle ilgileniyorum. Köprücüyüm esasında. Tüm gün beton-çelik-ahşap, deprem-rüzgar takılıyorum ve boş vakitlerimde kendimi bahçeye atıyorum. Ortaya da bu blogda paylaşacağım şeyler çıkıyor.

    Not2: Biliyorum. O hataları ben de gördüm. Takılmayalım, çünkü bu kervan yolda düzülecek.

*o olur, O olur. The one olur. Nasıl okursanız :)