30 Kasım 2020 Pazartesi

kasım 2020 - dördüncü hafta

 Patlıcanların bir kısmı geçen hafta gözümden kaçmış. Alışılagelmiş olan sezon bitince tüm fideleri söküp, tertemiz bir bahçe elde etmek. Ben bırakıyorum yarısını, üçte birini. Yalnızca patlıcanlar yok, örümcekler ve peygamber develeri de kışı geçirmek için saklanmış yaprakların altına.

  

Brokoliler büyümeye devam ediyor. Sabırla bekliyoruz efenim.

Cumartesi pizza günüydü. Pizza ıspanaklı çok güzel oluyor. Pazılısı da hiç fena değilmiş. Sökmeden üstten kestim. 3-4 kesim alabiliyorum böyle toplayınca. 

Saplarını, güneşin yaktığı yaprakları (susuz kalmışlar) ve bir kaç avuç solucan yığınını tavuklara verdim. Bilirsiniz tavukları, bayram yaptılar.

Sonbaharda taze sarımsak :) 

Bu haftaki hasat: zıplayan soğan, taze sarımsak, pazı, biber, patlıcan ve kekik. İhtiyacım kadar topluyorum çünkü kış olsa da büyümeye devam ediyorlar - biber, patlıcan hariç. Onlar yaz sebzesi.

Sonuç - fırına girmeden önce. Fırından sonraki halinin resmi yok. Sebebini tahmin etmek zor olmasa gerek :)

Bu haftanın olayı civcivler. Kümesteki işe yaramaz tavuklardan bahsetmiyorum. Yağmur yağmayıversin, hemen ölüyor biri ikisi. Cinsmiş, yumurta tavuğuymuş, yılda 300-320 yumurta yumurtlarmış. En iyisi ataksmış, lohman brownmış. Külahıma anlatsınlar. Geçen sene bir gün yağmur yağıyordu, hem de ne yağmur! Sel götürüyor. Bu salaklar yağmur altında birbirlerine bakıyor. Öyle ıslanmışlar ki, suya soksan o kadar ıslatamazsın. Biri boğulacaktı durduğu yerde. İkisi öldü takiben. Bir de bu salaklara iki ay toprağın nasıl eşeleneceğini öğretmiştim. Valla! Bir keresinde de solucan verdiydim, korkup kaçtı "Zekiye". Düşün en zekisi de o olacak. Üstüne üstlük antibiyotik bağımlısı bu fabrika tavukları. En çok 5 yumurta mı yumurtlar 15 tavuk! Bir yağmur sonrası, yine ıslanmış bu salaklar, herhalde düşünüyorlar ne zaman ölsek diye. Tamam doğal olsun her şey, hiç ilaç kullanmayalım. Gel gör ki bırakırsam hepsi ölecek. Antibiyotik verdim. Takip eden gün hepsinin keyfi yerinde. Antibiyotikli diye yiyemeyeceğiz yumurtaları. Toplayıp çöpe atacağım. 15 tavuk 16 yumurta mı yumurtlar! 

Ben horoza bakıyorum, horoz bana. Acaba horoz da mı yumurtladı? O da şaşkın.

Kısacası kanım bir türlü ısınamadı atakslara, lohmanlara. Köy tavuğu arıyorum iki yıldır. Bu-la-mı-yor-um! Yok abi tavuk! Kalmamış. Bir söylentiye göre köy köy dolaşıp "teyze/amca bunlar daha çok yumurtluyor" deyip toplamışlar tavukları. Bir başka söylentiye göre de kuş gribini bahane edip yerli türleri yok etmişler. Onu bunu bilmem, bulamıyorum bildiğin köy tavuğunu. Edirne'de bir adamda buldum, 150 tl istiyor tavuk başına. Bana 20 tane gerekli. Cık. Başka bir teyzede buldum, tavuğumu vermem dedi de durdu. Teyzem bırak civciv çıkarsın, alacağım büyüyünce dedim. Dalga geçiyorum sanmış olacak ki biraz tatlı biraz da sert kovdu evinden. Ah teyzem ya! Karşı komşusu yumurtasını satıyor ama. Hem de teyzemin tavuklarının. Komşusunun bahçesine yumurtluyormuş. Aldım hemen. Kaç yıllık komşular...

Bir de kuluçka makinesi aldım. Evet aldım. Hele sor niye? Bu ataks salakları yumurtaya oturmuyor da ondan! Gurk murk yok kitaplarında. Gerizekalılar ya, teyzemin yumurtaları yalan oldu. Sonra öğrendim ki birbirlerine girmiş teyzeler benden dolayı. Gene yumurta arayışına girdim ve nihayet geçen ay bulduk!

Makinada 21 gün bekledikten sonra çıktı ufaklıklar. Bende de biraz gerilik olacak ki hiç bir hazırlık yapmamışım. Hiçbir şey yok. Kasım ayı, civcivler ve ben. Yuva yok. Yem yok. Işık, ıstıcı, termostat vb, yok. İlaç yok, vitamin yok. Pazartesi sabahı, cik cik! Buzdolabından yaptık bir şeyler. Altısı çıkmadı ya da çıkar çıkmaz öldü. 12'de 6. İlk sefer için hiç fena değil. Nemini doğru ayarlamamışım, son 3 gün nemi fazla olmalıymış. N'etcen, öğreniyorum.

Karşınızda civciv poposu!


Ve anadolu rock'ın son temsilcisi, civcivler! En önde balbadem, arka sırada vanilya, şaşkoloz ve alamancı!

Ata tavuğu değiller tabii ki. Karışmış genler. Keyfimi hiç bozmayın, şu duruşa bak ya! Kamera görünce poz veriyor, öyle kalp krizi geçirip ölmüyor salak salak. Helal!

Yeşil yumurta aldım internetten. Ne kadar yeşil olduğu şüpheli. Bir kısmı zeytin rengine kaçıyor. Sırada onlar var.  Maranlar koyu kahve renkte yumurtlarmış. Onlardan da mı çıkarsam.

Hamiş: Yumurtalar farklı farklı renklerde olabiliyor. Belki benim tavuklarım da renk renk yumurtlar bir gün. Resim internetten aşırma.

22 Kasım 2020 Pazar

kasım 2020 - üçüncü hafta

Klasik kasım haftasonu. Kısıtlama da var var olmasına da bahsettiğim doğal kısıtlama, kasım ayı. Hava kapalı, soğuk. Kaç gündür yağmur hem yağıyor hem de yağmıyor. Tüm yapraklar ıslanmış ama ağaçların altında toprak kupkuru. İnsanın içinden dışarı çıkmak gelmiyor.

Bu mevsimde ilk kez bahçeden taze sarımsak topladım. Evvelsi yıllarda şubat ayını beklerdik sarımsak çıksın da yiyelim diye. Bu sene yataklarda yer olunca daha erken ektim. Kükürt işini biraz abartmışım. Tadı o kadar keskin ki, yemekten sonra herkes bir koltuğa bayıldı. Yemeğin yanında katur kutur, mmm. Tadını özlemişim ya. Bahçeye çıkmışken bu yılın son patlıcanlarını da topladım. Geçmiş yıllarda eylül sonu geldi mi patlıcanlar tohuma kaçıyordu, tadı bozuluyordu. Bu sene yeni bir şeyler denedim. Sağlam bir budama, kökleri havalandırma ve iyi bir gübremeyle yeni gibi oldular eylül ortasında. Çok hoşlarına gitmiş olacak ki çiçek açıyor patlıcanlar. 

Prototiplerden sekizinin çizim ve kesimleri tamam. Kaynak ve boya işleri var daha. Prototip oldukları için plak kalınlığının üzerinde pek durmadım, tüm parçalar 4 mm saçtan kesildi. Herhalde istesem de duramazdım, çizimde üç cmlik parçayı görünce adam -zaten hatır gönül!- tabiyatıyla soruyor kaç bin adet diye - Ben ise gayet ciddi bir yüz ifadesiyle " bir " diyorum, eheh. Bazıları olması gerekenden dört kat kalın. Varsın olsun. Atacak değilim ya, niyahetinde prototipleri ben kullanacağım. Hele bir tanesi var ki akıllara zarar; okullarda overdesign örneği olarak okutulur. Üzerinden tank geçse tankın paleti yamulur da buna bir şey olmaz.

Şu aletler için iki saatliğine sanayiye kaçtım cuma. Bu haftalık bahçeye ayrılan zaman budur, daha fazlası değildir. 

Sonbahar brokolisi. Geliyor..

İlkbahar brokolisi/karnıbaharı ve turplar. En üst sıra karnıbahar, alt sıralar brokoli. Salyangozlar da yemek seçiyor anlaşılan. Neyse ki ben brokoliye daha çok seviyorum :)

 Pazıları çok sık ekmişim. Bir de üstüne seyreltmeyi unutunca orman oldu.

Sanılanın aksine öyle büyük bir bahçeye ihtiyaç yok esasında. Mesela bu resimde pazıların ekili olduğu yatak 4 metreye 1.1 metre.  Bu yatağın üçte biri bir aileye fazlasıyla yeter. Diğer yatağı da dikkate alınca altı-yedi ailelik pazı yetiştirmişim ben. Bu hafta herkese benden pazı! İştekiler, komşular, tavuklar.


Kış turpları da geliyor. Arkada bir yerde daikon da olmalı

Ocak ayı sonuna kadar pek vaktim olmayacak malesef. Allahtan kış geliyor. Yaz olsa fasulyesi, domatesi, patlıcanı var. Fasulye, misal, gün aşırı toplansın ister, domatesin piçlerini en kötü 3 günde bir kırmak gerekir. Patlıcanı her gün kontrol etsen iyi olur, ilk onda görürsün "zararlıları". Turp öyle mi, kendi halinde de mutlu. Salyongozlar pazıya saldırmıyor mu, saldırıyor. Bana mısın demiyor, orman olmuş. Sarımsağın üstüne battaniyesini örttüysen dokunma keyfine. Kış sebzelerinin en güzel yanı da bu. Ocak sonuna kadar sadece iki şey var yapılacak - o da yaparsam. Birincisi şu prototipleri çıkarmak. İki günlük iş aslında. İkincisinden pek emin değilim. Sebzelerin üstünü mü örtsem mi örtmesem mi, bir türlü karar veremiyorum. Richard Perkins 4 mm çapındaki teli bükerek alçak yatak örtüleri yapmış (row cover). Masterclass'ında anlatıyor. O demiyor ama ben diyeyim, karbon fazla olmalı demirde - yük altında kolay eğilmesin. Yaylık telin kilosu 18 lira gibi. Denemek için ilkbahar brokoli-karnıbahar yatağını örtebilirim. Fiyat farkı da pek yok aslında, çapı niye 5 mm seçmiyorum ki? Denemek lazım.

Köpek olan yerde burun olmaz mı! Kocaman olur hem de!